AKP’nin ‘mahkeme aşkı’ depreşti!

BARIŞ YARKADAŞ

Yargıyı Aleviler mi yönetiyor?

GÜRSEL TEKİN

Makyavelizm ve Türkiye…

NURHAN YÖNEZER

12 Eylül'ün 'sivilliği'

NİHAL KEMALOĞLU

7 Eylül 2010

 

IMKB: 60.999,73
USD: 1,5010
EURO: 1,9360
ALTIN: 60,56

14 Temmuz 2010

Evet mi, hayır mı?

Anayasa Mahkemesi'nin açıkladığı kararla birlikte, Türkiye yeni bir "referandum" sürecine girdi. 12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak olan referandumda iktidar partisi ve yandaşları "Evet", muhalefet cephesi ise "Hayır" diyecek.

5 Nisan 2010 tarihli yazımda, AKP'nin yargıda yapmak istediklerini kaleme almış ve düzenlemelere karşı çıkmıştım. Bu yüzden, 12 Eylül'deki referandumda ben de oyumu "Hayır" olarak kullanacağım. Çünkü; AKP, 5 Nisan'da da dile getirdiğim üzere, kendi çıkarlarına uygun bir mahkeme düzeni kurmaya çalışıyor. "Sivil faşizm"i kurumsallaştırma çabası içine giren AKP, Türkiye'yi demokratikleştirmek yerine "tek parti diktatörlüğü"ne götürüyor. Çok değil, daha üç ay önce, AKP'nin ne yapmak istediğini aşağıdaki yazıda anlatmıştım. O günden bugüne düşüncem değişmedi.

Bu yüzden, o yazıyı sizinle yeniden paylaşmak ve neden "HAYIR" oyu vereceğimi geçmişe dörenek anlatmak istedim:

AKP’nin sakladığı gerçek
5 NİSAN 2010 / Gerçek Gündem

AKP iktidarının sivil faşizmi kurumsallaştırma çalışmaları yeni bir aşamaya girdi. Hükümet, “Yasama – Yürütme – Yargı” üçlemesini tek elde toplayarak “denetimsiz” bir modele geçmek istiyor. Oysa; demokrasiyi demokrasi yapan en temel ögelerden biri “denetim”in olmasıdır. Aksi taktirde, iktidar partileri hukuku ayaklar altına alır, önünde ne varsa ezer geçer. Böylece, yıllarca verilen mücadelelerle oluşturulan en temel insani haklar da bir çırpıda ortadan kaldırılır. ‘’Denetim mekanizmaları” bu yüzden toplumun tüm kesimlerinin güvencesidir. Ancak AKP iktidarı, hukukun en temel ilkelerinden biri olan “kuvvetler ayrılığı”na tahammül edemiyor. Yargıyı, iktidarı karşısında adeta bir “siyasi rakip” olarak görüyor.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ile Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) atanacak üyeleri belirlemek isteyen AKP iktidarı, hukukun temel argümanlarıyla karşısına çıkanlara karşı ise demagoji yapıyor. “Avrupa’da AYM üyelerini parlamentolar atıyor’’ diyen AKP bir gerçeği ise ısrarla gözden kaçırıyor. Evet, doğru. Avrupa’nın bazı ülkelerinde AYM üyelerinin bir kısmını parlamentolar atıyor. Ancak; bu atamalar yapılırken, sadece İKTİDAR partileri değil, MUHALEFET DE bu atamalarda söz sahibi oluyor. AYM’deki üye sayısı DENGELİ bir biçimde dağıtılıyor. AKP, meselenin bu boyutunu gündeme hiç getirmiyor. (Ki; bu da doğru bir yöntem değil. AYM'ler ve mahkemeler, tamamen siyasi yönlendirmelerin etki alanından çıkarılmalıdır.)

Öte yandan, AKP’nin arada sırada örnek olarak gösterdiği Avrupa parlamentolarında, hakkında yolsuzluk, irtikap, zimmetten dolayı suçlanan ve dokunulmazlık zırhına bürünen parlamenterler bulunmuyor. AKP bu gerçeği de ısrarla gözlerden kaçırıyor. İktidar partisi, “sanık” konumundaki bir çok milletvekilinin, kendilerini yargılayacak hakimleri seçmesini istiyor. Bu saçmalık, AKP yandaşlarınca bize “demokrasinin gereği” diye yutturulmaya çalışılıyor.

Bir diğer saçmalık ise, generallerin Yüce Divan’da yargılanacak olması… Bizim Anayasa Mahkememizin yapısı zaten başlı başına bir garabet örneği. Başında “hukukçu” olmayan bir başkanın bulunduğu mahkemede “ceza hukuku’’ alanında yargılama yapabilecek yargıçlar dahi yokken; AKP işleri içinden çıkılmaz bir hale sokuyor. Generallerin işleyeceği varsayılan suçlar, ihtisas alanı “ceza” olmayan Yüce Divan’a (Anayasa Mahkemesi) sevkedilmek isteniyor.

Garabet bununla kalsa iyi… AKP “demokratikleşiyoruz” yalanıyla sunduğu pakette, HSYK’nın yapısına itiraz etmiyor. Halbuki; bugünkü HSYK’nın yapısı bile başlı başına bir sorun. Hakimler ve Savcılar’ın aynı kurulda yer alması doğru değil. Bu anlayış, ortaçağda kaldı. Hakim ve savcıların aynı yapıda yer alması, engizisyon mahkemelerinin yürürlükte olduğu dönemlerden kalma bir anlayıştır. 27 Mayıs 1960 Devrimi bu saçmalığı bildiği için hakim ve savcıları AYRI kurullarda yapılandırmıştı. Ancak daha sonraki askeri cuntalar hakimler ve savcıları aynı potaya soktu. Kolay yönetilebilmesi için de HSYK’nın başkanı olarak adalet bakanı belirlendi. Dönemin hiçbir iktidarı da bu yapıya itiraz etmedi. İktidarlar, yargıyı elinde tutabilmek için adalet bakanlığı müsteşarının da içinde olduğu bu yapıyı siyasi yönlendirmelere açık bir hale getirdi.

Şimdi ise “sözde demokrat” AKP, yargıdaki bu çarpıklığı düzeltmek yerine kurumsallaştırıyor. “Hakimi de savcıyı da ben atayacağım, benim istediğim kişiler bu kurulda olacak” diyerek tarihsel bir yanlış yapıyor. Yargının en temel sorunlarına tek bir çözüm önermeyen AKP, temel meseleyi “atama” noktasına indirgiyor.

Oysa ki; bugün yargının birçok sorunu var. Uzayan ve bitmeyen mahkemeler, kapağı dahi açılamadığı için zaman aşımına düşen davalar, yargı mensuplarının ücretlerinin yetersizliği, ihtisas mahkemelerinin olmayışı, hukuk fakültesi mezunlarının çığ gibi artması ve birçok kişinin iş bulamaması, hukukçuların maddi yetersizliklerden dolayı alanlarında yayımlanan dergileri dahi takip edememesi ilk etapta sayılabilecek sorunlar olarak önümüzde duruyor. AKP ise bu temel sorunlara eğilmek yerine “geleceğe” ve “kendi çıkarı”na yatırım yapmaya çalışıyor. Kendisini yargılayacak hakimleri seçmek istiyor.

AKP belli ki; bir şeylerden korkuyor. Aksi taktirde, hakim ve savcı atama telaşına kapılmazdı. Bu telaşın, AKP’de panik yarattığı açıkça görülüyor. Bu yüzden hukukun en temel ilkelerini ayaklar altına almaktan çekinmiyor. Yandaş – yalaka medyasının cahil ve bilinçli kadroları ise AKP'nin bu tutumuna destek vererek hukuka ihanet ediyor.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.







Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

hghghjkhj
2 Eylül 2010 19:25

ne istiyorsunuz siz bu ülke için. yani bukadar cehalet nerden geliyor enlayamıyorum. kanunları okuyupta hayır demeyi düşünüyorsanız çok yazık size ççoookk

Eşik kertmesi
15 Temmuz 2010 11:57

Beşik sen Engin Ardıç gibi medyanın erkeklerde en gıcık adamını tutuyorsan ben başka birşey diyemiyeceğim.

Beşik Kertmesi
14 Temmuz 2010 23:43

Bakın Engin Ardıç ne demiş...

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2010/07/14/kovun_su_adamlari

TÜRKİYE'YE BİR "HAYIRINIZ" OLSUN
14 Temmuz 2010 20:29

SABAH OLA "HAYIROLA"...

HERKESE "HAYIRLI" GÜNLER DİLERİZ.

OYUNUZ "HAYIRLI" OLSUN...

"HAYIRSIZ" BAŞBAKAN İSTEMİYORUZ.

BU MİLLET OYUNUZUN "HAYRINI" GÖRSÜN!..

Merdan
14 Temmuz 2010 16:07

Başbakan Erdoğan’ın rahatsızlığı nüksetmiş dün yine.

Yok canım, o çok speküle edilen rahatsızlığı değil, MHP rahatsızlığı nükseden.

Demiş ki; “MHP tabanından demokratikleşmeye ‘EVET’ diyecekler var referandumda “

Kimmiş bunlar?

- 12 Eylül mağdurları.

Sayın Başbakan’a ben buradan sesleniyorum.

12 Eylül mağdurlarından biri de benim. Tüm mukaddes değerlerim üzerine and içerim ki, bu referanduma sunulan Anayasa değişikliklerinden bir tanesi benim kaybolan gençliğimi geri getirecek düzenleme olsun, bir tanesi benim 12 Eylül’le hesaplaşmama vesile olsun, her şeyi bir tarafa bırakıp, medya, meydan çıkıp “EVET” için çalışırım.

Kenan Evren’i yargılamak mıdır sizin amacınız?

MHP Meclis Gurubu’nun bu maddeyle ilgili olarak, ‘Zaman aşımına bakılmaksızın’ şeklinde bir ibare eklenmesi talebini, neden reddettiniz o zaman?

Zira maksadınız asla yargılamak değil.

Maksadınız zehirin içine, zemzem katmak.

İhtilalci Komutanları yargılamaksa maksadınız, “bu bir post modern darbedir” diyen Yaşar Büyükanıt’ı, önünüzde hiçbir hukuki engel olmadığı halde neden yargılamadığınızı izah ediniz.

28 Şubat’ta Sincan’da tankları yürüten Çevik Bir’i yargılamak bir yana, hem Hükümetinize, hem de damadınızın şirketine neden danışman yaptığınızı açıklayın bize.

Bizlerin üzerinden, Türkiye’yi bölme planı olan o ‘Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eşbaşkanı’na ait kirlenmiş ellerinizi çekiniz.

Basında, medyada boy gösteren, daha önce Ülkücüler tarafından da dışlanan, geçmişi şaibeli, “kuyumcu soyguncuları” nın demeçleri, sizi hayli cesaretlendirmiş anlaşılan.

Ama samimi olarak söylüyorum ki; MHP tabanından size değil destek, “zırnık” çıkmaz.

Burada bir ters künde bekliyorsanız eğer, AKP tabanından bekleyiniz.

AKP’ye oy vermiş samimi, vatanını seven, ülkesinin bölünmez bütünlüğüne inanmış ciddi sayıdaki AKP seçmeni, bu referandumun, Türkiye’yi bölme planlarından biri olduğunu o kadar iyi biliyor ki…

Partide görevli olsalar bile, referandum için sandığa gittiklerinde, ‘Türkiye’nin bölünmesine’ asla izin vermeyip ‘HAYIR’ oyu kullanacaklar.

Teşkilatlarınıza bir sorun bakın, bunların sayılarının hiç de az olmadığını göreceksiniz.

Bu referandumun sonucunun AKP’nin geleceğinin de belirleyeceğini bilen, AKP’ye geçmişte oy vermemiş olan kimseden de size ikbal görünmüyor Sayın Başbakan.

O referandum nezdinde de, Anayasa Değişikliği değil, siz oylanacaksınız.

Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü oylanacak.

Türkiye’nin kaynaklarının yandaşlarınıza peşkeş çekilmesi oylanacak.

Sekiz yılda tek kuruş vergi vermeden, hiç üretim yapmadan zengin olan ortaklarınız oylanacak.

Fakirlik, fukaralık, işsizlik, rezillik oylanacak.

Davos’ta ‘one minute’ dedikten sonra, dönüp İsrail’den Heron uçaklarını aldığınız oylanacak.

Milletin yüzüne baka baka onları nasıl kandırdığınız oylanacak.

Bütün bunları sizde biliyorsunuz Sayın Başbakan.

Bunları bildiğiniz gibi, çıkacak olan sonucu da biliyorsunuz.

Telaşınızı, endişenizi anlıyorum Sayın Başbakan.

Lütfü TÜRKKAN

Tüm Yorumlar (10)

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI