'Erkeklerin Dünyasında Var Olmaya Değil, Oyun Kurmaya Geldim'
Samsun’da filizlenen bir kadın girişimcinin hayalleri, yerel sınırları aşarak gökyüzüne ve dünya sahnesine uzandı. Vennas Akyol Haznedar, havacılık ikramı gibi oldukça sert ve erkek egemen bir sektörde ezberleri bozarak dünyadaki tek kadın girişimci olmayı başardı. Uluslararası Kadın Girişimciler Ağı (IWEC) tarafından küresel bir lider olarak tescillenen bu vizyoner isim; başarıyı, gastronomiyi ve kadın emeğini "Venn" markasının çatısı altında bir araya getirdi.
Doğup büyüdüğü topraklara olan vefasıyla Karadeniz’in ilk yatırım belgeli butik otelini Samsun’a kazandırdı ve bir şehrin turizm algısını kökten değiştirdi. Ticari başarıların ötesinde, bu topraklara sürdürülebilir ve kültürel tohumlar ekerek kadınların yolunu açmayı en büyük mirası olarak gören Vennas Akyol Haznedar ile ilham dolu bir söyleşi gerçekleştirdik.

Samsun Havalimanı’ndaki küçük bir adımla başlayıp gökyüzüne uzanan ve havacılık ikramında dünyadaki tek kadın girişimci olan bir başarı hikayeniz var. Erkeğin egemen olduğu bu zorlu operasyonel arenada kuralları bir kadın olarak nasıl yeniden yazdınız, bu başarı hikayesinin arkasındaki temel vizyon neydi?
Benim hikâyem aslında Samsun’da başlayan ama sınırlarını hiçbir zaman Samsun’la sınırlamayan bir vizyonun hikâyesi. Çok erkek egemen, sert ve operasyonel bir sektörün içinde yalnızca var olmaya değil, oyun kurmaya geldim. Havacılık ikramı gibi hata kabul etmeyen bir alanda ayakta kalabilmek için yalnızca çalışkan olmak yetmiyor; sistem kurabilmek, kriz yönetebilmek, insan yönetebilmek ve her koşulda çözüm üretebilmek gerekiyor. Bir kadın olarak bazen iki kat çalıştım, bazen üç kat mücadele ettim ama hiçbir zaman “yapamazsın” cümlesini kendime ait bir sınır olarak görmedim. Bugün dönüp baktığımda, aslında kuralları değiştiren şeyin cesaret olduğunu görüyorum. Çünkü erkeklerin güçlü görünmeye çalıştığı alanlarda ben disiplinle, sürdürülebilirlikle ve vizyonla güç kurdum. Benim hedefim hiçbir zaman günü kurtarmak değildi; geleceği inşa etmekti.
Uluslararası Kadın Girişimciler Ağı (IWEC) tarafından dünya çapında fark yaratan liderlerden biri seçildiniz. İstanbul Ticaret Odası'nın önerisiyle bu küresel sahneye çıktığınızda, Samsun’daki ilk günlerinize bakıp yazdığınız bu başarı hikayesinin büyüklüğünü nasıl değerlendirdiniz?
Bu benim için yalnızca kişisel bir başarı değildi. Anadolu’dan çıkan bir kadının da dünya sahnesinde söz sahibi olabileceğinin güçlü bir göstergesiydi. İstanbul Ticaret Odası’nın önerisiyle çıktığım o küresel platformda aslında yalnızca kendimi değil; Samsun’u, Karadeniz’i ve bu coğrafyanın üretken kadınlarını temsil ettiğimi hissettim. O an şunu fark ettim: Bazen bir kadının başarısı yalnızca kendine ait olmuyor. Başka kadınların cesaretine, umuduna ve hayallerine dönüşüyor.

İş hayatında markalaşırken adınızdan ilhamla "Venn" markasını yarattınız. Matematikteki kesişim kümesini ifade eden Venn şeması gibi; sizin vizyonunuzda başarı, gastronomi ve kadın girişimciliği nasıl bir ortak kümede buluşuyor?
‘’Venn” aslında benim hayat görüşümün bir yansıması. Matematikte farklı kümelerin kesişimini anlatan Venn şeması gibi; ben gastronomiyi, turizmi, kadın girişimciliğini, kültürü ve sosyal kalkınmayı aynı merkezde buluşturmak istedim. Çünkü bana göre gerçek marka yalnızca ticari başarıyla oluşmaz. Eğer bir marka bulunduğu şehrin ruhunu taşımıyorsa, yalnızca bir işletme olarak kalır. Ben işletme değil, hikâyesi olan değerler üretmek istedim.
Samsun Atakum sahilinde Karadeniz’in ilk yatırım belgeli butik otel ve restoranını açarak şehre yeni bir bakış açısı getirdiniz. O dönem üstlendiğiniz bu büyük riskle, şehrin gastronomi ve konaklama vizyonunda neleri kökten değiştirdiniz?
O dönem birçok insan Karadeniz gastronomisinin ve yaşam kültürünün bu ölçekte bir vizyona dönüşebileceğine inanmıyordu. Ben ise Karadeniz’in yalnızca doğasıyla değil; gastronomisi, misafirperverliği ve kültürel derinliğiyle dünya çapında bir destinasyon olabileceğini görüyordum. O dönemlerde Samsun’da 5 yıldızlı otel, Karadeniz de ise butik otel belgeli işletme bulunmuyordu. Bizim hayalimiz ise bir butik otel ve restoran oluşturmaktı. Bu yolda Karadeniz’ in ilk yatırım belgeli butik otelini açtık. Biz o noktada sadece bir mekân açmadık; şehrin turizm algısını değiştiren yeni bir perspektif oluşturduk.

Hem havalimanı ikram sektörü gibi binlerce kişiye hitap eden endüstriyel bir mutfağı yönettiniz hem de butik bir restoranda rafine lezzetler sundunuz. Bu iki uç noktanın kesişimi, sizin gastronomi vizyonunuzu ve mutfağa olan bütünsel yaklaşımınızı nasıl şekillendirdi?
Havalimanı ikram hizmetleri bana sürdürülebilir kalitenin sistemle mümkün olduğunu öğretti. Butik restorancılık ise ruhu olmayan hiçbir deneyimin kalıcı olmayacağını… Bu iki dünyanın kesişimi benim gastronomi anlayışımı şekillendirdi. Çünkü benim için gastronomi yalnızca lezzet değil; kültür, hafıza, duygu ve deneyimdir.
İyi bir yemeğin ve sürdürülebilir bir restoran deneyiminin sizdeki tanımı nedir; tabaktaki teknik ve görsellik mi ön plandadır, yoksa o tabağın arkasındaki yerel hikâye ve gastronomik felsefe mi?
Benim için iyi bir yemek tabaktaki şov değil, arkasındaki hikâyedir. Çünkü bir tabağın içinde toprağın hafızası vardır. Eğer kullandığınız ürünün üreticisini tanımıyorsanız, o coğrafyanın ruhunu anlamıyorsanız yalnızca yemek yaparsınız; gastronomik değer yaratamazsınız. Bu yüzden sürdürülebilirliği benimseyen her mutfağın önce yereline sahip çıkması gerektiğine inanıyorum.

KOSGEB destekli, yöresel yemek tariflerini ve kültürünü barındıran bir kitap kaleme aldınız. Sürdürülebilirlik penceresinden baktığımızda, yerel mutfak mirasımızı korumak ve bu tarifleri gelecek nesillere aktarmak adına gastronomik yaklaşımınız nedir?
Bazı tarifler yalnızca tarif değildir; nesiller arası kültürel mirastır. Eğer onları kayıt altına almazsak yalnızca bir lezzeti değil, bir kimliği kaybederiz. Ben gastronomiyi geleceğe bırakılan kültürel bir arşiv olarak görüyorum. KOSGEB desteği ile hazırladığımız kitap da tam olarak bu anlayışın bir sonucu.
Yerel kalkınmayı desteklemeyi ilke edinerek kadın kooperatifleriyle ortak çalışmalar yürütüyorsunuz. Bir mutfağın gerçek anlamda sürdürülebilir olması için restoran sahiplerinin ve şeflerin yerel kadın üreticilere karşı nasıl bir sorumluluğu olmalı?
Ben yerel kalkınmanın kadın emeği olmadan mümkün olduğuna inanmıyorum. Bir kadının ürettiği reçelin, eriştenin ya da tarhananın ekonomik değere dönüşmesi yalnızca ticaret değildir; özgüvenin, görünürlüğün ve sosyal dönüşümün başlangıcıdır. Bu yüzden restoranların ve şeflerin yerel üreticilere karşı ciddi bir sorumluluğu olduğuna inanıyorum. Çünkü geleceğin mutfakları ithal gösterişle değil, yerel hikâyelerle büyüyecek.

Kadın kooperatifleriyle yürüttüğünüz ortak projelerde, yerel ürünlerin gastronomi ekonomisine kazandırılması ve sürdürülebilir kalkınma modeli oluşturulması adına ne tür bir vizyon izliyorsunuz?
Kadın kooperatifleriyle yürüttüğümüz projelerde temel hedefimiz; yerel ürünleri ekonomik değere dönüştürürken kadın emeğini güçlendiren sürdürülebilir bir model oluşturmak. Çünkü bize göre gastronomi sadece yemek değil; kültürün, üretimin ve yerel kalkınmanın bir parçası. Yerel üreticiyi destekleyen her çalışma, aynı zamanda bölgenin kimliğini ve geleceğini de koruyor.
Kalkınma ajanslarıyla projeler yapan, sivil toplumda ve iş dünyasında son derece aktif bir lidersiniz. Sivil toplumdaki bu gücünüzü, yerel gastronomi kültürünü desteklemek ve bölgesel kalkınmayı hızlandırmak için bir manivela olarak nasıl kullanıyorsunuz?
Eğer bilgi, deneyim ve gücünüzü yaşadığınız coğrafyanın gelişimine aktarmıyorsanız başarı eksik kalır. Kalkınma ajanslarıyla, yerel yönetimlerle ve çeşitli kurumlarla yaptığımız projelerde amacım her zaman Karadeniz gastronomisini ve turizmini daha güçlü bir marka haline getirmek oldu.
Çünkü Karadeniz artık yalnızca doğal güzellikleriyle değil; gastronomi kültürüyle de dünyanın dikkatini çekebilecek potansiyele sahip.

Karadeniz turizmi ve gastronomisi ciddi bir kabuk değişimi yaşarken, Venn Butik Otel & Restaurant olarak önümüzdeki dönem için sürdürülebilirliği ve yerelliği odağına alan yeni bir konsept hazırlığınız var mı?
Önümüzdeki dönemde sürdürülebilirliği, yerelliği ve deneyim odaklı yaşam kültürünü daha güçlü şekilde merkeze alan projeler üretmek istiyoruz. Çünkü geleceğin turizm anlayışı artık gösterişli değil; samimi, özgün ve kökleriyle bağ kurabilen deneyimler üzerine kurulacak. İnsanlar artık sadece konaklamak değil; hissetmek, öğrenmek ve yaşamak istiyor.
Girişimci kimliğinizin, mutfak felsefenizin ve yarattığınız başarı hikayesinin ötesinde bir annesiniz. Gelecekte torunlarınıza bırakmak istediğiniz en büyük miras, iş dünyasındaki başarılarınız mı yoksa bu topraklara ektiğiniz yerel, sürdürülebilir ve kültürel tohumlar mı olacak?
Ben önce bir anneyim. Yıllar sonra torunlarıma bırakmak istediğim en büyük miras yalnızca iş dünyasındaki başarılarım değil. Kadınların cesaretle üretebildiği, yerel değerlerin korunabildiği ve kültürün geleceğe taşınabildiği bir dünyaya katkı sunabilmiş olmak istiyorum. Eğer bir gün arkamdan “bulunduğu şehre iz bıraktı, kadınlara yol açtı ve yaşadığı toprakların değerine sahip çıktı” denirse, benim için en büyük başarı bu olur.