AKP’nin ‘mahkeme aşkı’ depreşti!

BARIŞ YARKADAŞ

Yargıyı Aleviler mi yönetiyor?

GÜRSEL TEKİN

Makyavelizm ve Türkiye…

NURHAN YÖNEZER

12 Eylül'ün 'sivilliği'

NİHAL KEMALOĞLU

7 Eylül 2010

 

IMKB: 60.999,73
USD: 1,5010
EURO: 1,9360
ALTIN: 60,56

29 Temmuz 2010

Çözülen toplumsallığımız

Toplumsal dokusu yıllardır hallaç pamuğu gibi atılan Türkiye'nin şehir caddelerinde 'etnik çatışma' koşuşmaya başladı.

Kapitalist devlete köklü yapısal değişimlerle geçerken halka dayatılan ırka, mezhebe, yaşam tarzına yönelik korku siyaseti toplumsal örgüyü ilmek ilmek çözdü.

Yönetilebilir 'etnik çatışma' ve 'sürdürülebilir teröre' ayarlanmış ülke siyaseti artık zıvanadan çıkan şiddeti şehirlerde seyrediyor...
Sıcak bölgeler, barikatlanmış mahalleler hepimize ödetilecek büyük bedelin habercileri.

Neoliberal siyasi ve iktisadi dönüşümün 'kimlik hatlarına' dizip hizaladığı, sindirdiği toplum, geçen sürede durduğu yerde durmadı.
Şimdi çözülen 'toplumsallığın' kızgın kalabalıkları kendi eliyle suçluları cezalandırmak peşinde.

İnegöl ve Dörtyol'da tırmanan kitlesel şiddet bu defa 'milletin haklı tepkisi' diye açıklanamıyor...

Öfkeli şehirlerdeki 'vatanını ve milletini seven' vatandaşın arka planında mahalleleri, kahveleri, işyerleri, gençleri, matemleri uzun yıllardır ayrılmış geniş bir coğrafya duruyor.

Yarılmış psikolojimizde açılan gergin siyasi mesafelerle birbirimizi dışlarken savrulduk.

Hele halkın 'değişim' ve 'demokrasi' isteğini taşıyan referanduma hayır diyenleri 'hain' damgasının vurulduğu bugün bile yeni bir ayrışma eksenimiz dünyaya geldi.

Solcular 'terörist', bütün Kürtler 'PKK'lı, anayasaya hayır diyenler 'hain' ve 'darbeci' çığlıklarıyla yeniden yeniden ayrışıyoruz.

Anayasa referandumuyla 'rejim değişikliğinin' arifesindeki ülkenin demokratikleşme sürecini sabote edildiği ise siyasal körlüğün ta kendisi.

Çünkü 2000'lerin başından beri cesaretlendirilen, sırtı sıvazlanan linç kalabalıklarını birlikte takip ediyoruz.

Alacak verecek kavgası, kız meselesi, çocuk kavgası, genç sataşması anında tepkisel birkaç bin kişi topluyor.

Devletin ideolojisine, siyasetin çıkarlarına uygunluğundan dolayı göz yumulan kızgın topluluklar uzun zamandır toplum olmaktan çıkışımızın yönünü gösteriyordu...

Sıradan vatandaşı hızla linç topluluğu örgütleme pratiği yıllar boyunca mahalle, belde, şehir ölçeğinde içselleştirildi.

Otoriter siyasetin güvencesizlik duygusuyla teyakkuzda tuttuğu topluluk psikolojisi İnegöl ve Dörtyol'da meydanlara indi.

Sosyal niteliğini kaybetmiş devletin yokluğunda yabancılaşan, yalnızlaşan, ezilen eşitsizler birbirine hamle ediyor.

Geçtiğimiz yıl 'İncirlik kapatılsın' bildirisi dağıtan öğrenciler, 'F tipi cezaevlerine ilişkin basın açıklaması okuyan gençler', 'parasız eğitim haktır' sloganı atan göstericiler, Ahmet Kaya resimli tişört giyen gençlerin etrafını sarıveren birkaç bin kişilik linç grupları da güvenlik güçlerinin şefkatiyle sarılıyordu.

Ama artık devlet kontrolünü aşan dinmeyen öfkenin müsebbibi komplocu derin bir yapı ve kadro bulmak bayağı zor.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.







Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

Asab
29 Temmuz 2010 15:25

Bölmek, parçalara ayırmak, kollektif olanı "liberalize etme" yalanıyla tekilleştirmek ve her koyunu kendi bacağından asılma kıvamına getirmek geç dönem kapitalizmin ve onun ideolojik alt-yapısı post-modern/neo liberalizmin yöntemleri olduğuna kuşku yoktur.

Temelinde önce “ötekileri yaratmak” ve sonra "öteki olana saygı" yalanı altında kapitalizme hep ayak bağı olmuş olan "toplumsalı" yada "geleneksel"i eritmek yatar.
(Oysa en büyük saygısızlıkdır birini "biz" değil "öteki" yapmak. Kapitalizm bunu yayılmacı orientalizm aşamasından beri yapagelir...)

Süreç son 15 yıldır Türkiyede en güzel örneğini oluşturacak şekilde işliyor. Kanımca süreci "Tayyip bey"in şiir okuyarak savcıları peşine takdığı dönemlerden başlatmak mümkündür. Bu süreçte, kin ve bölünme ekseni yaratmaktan beslenen ve ilk kez totaliter/milli-görüşcü/ulusalcı çizgiden (Erbakan) kopmuş post-modern islami siyasi hareketler türer. Bunları da iki tipe ayırmak mümkün: F-tipi ve R-tipi.

PKK'da bu postmodern furyanın Türkiyede işlediğini görmekte gecikmemiştir; bir taraftan geleneksel "marksist sol" kimliğinden tam olarak sıyrılamayınca, emperyalizmle işbirlikçi postmodern "liberal sol" gibi bir ideolojik ucubeye ve onun "aydın"larının bu topraklarda boy vermesine ön ayak olmuştur..

Bu tarz siyaset ucuz da: entellektüel çaba yok, çözüm üretmek yok, millete ulaşıp toplumsal projelerinizi anlatmak derdiyle uğraşmak yok;
bağırıp önüne çıkana fırça çekip, ötekinin ötekisi yapıverirsiniz, oylar tane tane değil kepçeyle gelir...

Geldiğimiz nokta, gerek islamcı sağdan gerek "soldan" postmodern çapsız liboşların bizi 15 sene boyunca sürükledikleri yolun sonlarıdır...

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI