Operasyonlar Doğru Ancak Devamı Şart
Bugün güne, gıda piyasasına yönelik 22 ilde eş zamanlı düzenlenen büyük bir polisiye ve mali operasyon haberiyle uyandık. Tarladan markete uzanan yaş sebze ve meyve zincirinde fiyatları manipüle ettiği, sahte müstahsil makbuzlarıyla yapay maliyetler oluşturduğu ileri sürülen 41 büyük tedarikçi firmanın yöneticisi hakkında gözaltı kararı verildi.
Vergi denetmenleri binin üzerinde çiftçinin kapısını çaldı; tarladaki gerçek satış fiyatı ile hal ve zincir market rafları arasındaki “kayıp halkanın” peşine düştü.
Devletin haksız kazanç sağlayan, belgede sahtecilik yapan ve piyasa koşullarını bozan spekülatörlerin üzerine gitmesi kuşkusuz hukuk devleti olmanın ve vatandaşı korumanın gereğidir. Ancak ekonomi tarihine ve küresel örneklere baktığımızda sormamız gereken temel bir soru var: Polis baskınları ve maliye denetimleri, tarladan çıkan domatesin mutfağa daha ucuz girmesini kalıcı olarak sağlayabilir mi?
Cevap ne yazık ki koca bir "Hayır." Denetimler usulsüzlüğü cezalandırır ama arz-talep dengesizliğini ve yapısal lojistik krizlerini ortadan kaldırmaz. Fiyatları polisiye tedbirlerle bastırmaya çalışmak, ateşli bir hastanın alnına soğuk bez koyup enfeksiyonu tedavi ettiğini sanmaya benzer. Geçici bir rahatlama sağlasa da sistemik sorun çözülmediği sürece enflasyon virüsü ilk fırsatta yeniden nükseder.
Peki, dünya sebze ve meyve fiyatlarını nasıl makul seviyelerde tutuyor? Başarılı ülkelerin formüllerine göz attığımızda karşımıza polisiye operasyonlar değil, akılcı sistemler çıkıyor:
- İspanya ve Hollanda’da kooperatifçilik gücü: Avrupa’nın sebze ve meyve ambarı olan İspanya’da ve tarım teknolojisi devi Hollanda’da sistemin merkezinde “gerçek” üretici kooperatifleri yer alır. Çiftçi ürününü tek başına satmaz; kendi kurduğu ve yönettiği devasa lojistik ağına sahip kooperatife teslim eder. Bu sayede üretici ile tüketici arasındaki aracı sayısı sıfıra yaklaşır. Aracının kâr payı elenince ürün hem ucuza satılır hem de çiftçi daha çok kazanır.
- Güney Kore ve Japonya’da şeffaf hal otomasyonu: Asya ülkeleri, hal sistemlerini tamamen dijitalleştirmiş durumda. Açık artırma sistemleri şeffaf ve anlık takip edilebilir. Hangi halden ne kadar ürün geçtiği, hangi fiyattan alıcı bulduğu saniyesi saniyesine dijital platformlarda kamuoyuna açık. Sahte müstahsil makbuzu düzenlemek gibi manipülasyonlar, uçtan uca blokzincir benzeri takip sistemleri sayesinde imkânsız hale getirilmiş.
- Fransa’da kısa tedarik zincirleri ve bölgesel hal yasaları: Fransa, büyük zincir marketlerin yerel üreticileri ezmesini engellemek için tarladan sofraya olan mesafeyi kısaltan "kısa tedarik zinciri" kanunlarını uyguluyor. Marketler stoklarının belirli bir kısmını doğrudan yerel çiftçiden almak zorunda.
Türkiye’de de yaş sebze ve meyve fiyatlarının kalıcı olarak düşmesini istiyorsak, polis baskınlarının ötesine geçip köklü reformları hayata geçirmek zorundayız. Peki ne yapmalıyız?
- Hal yasası reformu ve dijital takip: Müstahsil makbuzlarının sahtesini düzenleme imkânı tamamen ortadan kaldırılmalı. Ürünün tarladan çıktığı andan market rafına koyulduğu ana kadar olan tüm yolculuğu karekod ve dijital veri tabanı üzerinden takip edilebilir olmalı.
- Güçlü ve işlevsel üretici kooperatifleri kurulmalı: Çiftçimizi tüccarın veya dev dağıtıcıların insafına bırakmayacak, kendi soğuk hava depolarına ve nakliye filosuna sahip kooperatifleşme teşvik edilmeli.
- Lojistik ve soğuk zincir geliştirilmeli: Türkiye'de tarlada toplanan sebze ve meyvenin yaklaşık %25-30’u uygunsuz taşıma ve depolama koşulları yüzünden daha rafa ulaşmadan çöpe gidiyor. Zayiatın engellenmesi, doğrudan %30’luk bir arz artışı ve fiyat düşüşü demektir.
- Girdi maliyetlerinin düşürülmesi şart: Mazot, gübre, tohum ve elektrik gibi temel girdilerin üzerindeki yük hafifletilmediği sürece tarladaki ilk maliyet yüksek kalmaya devam edecektir.
Sonuç olarak; bugünkü operasyonlar piyasadaki usulsüzlüklerin ve vergi kaçakçılığının üzerine gitmesi bakımından son derece kıymetlidir. Ancak mutfaktaki yangını söndürmek, aracıların bileğini bükmekle değil; tarladan sofraya uzanan köprüyü akılla, teknolojiyle ve doğru kooperatifçilik modelleriyle yeniden inşa etmekle mümkün olacaktır.