Buğday Krizi Kapıda
Karadeniz, şimdilerde Ukrayna ve Rusya’nın çelik çomak oynar gibi vurdukları şileplerin arenasına döndü. Bu durum artık sadece askeri bir gerilim değil; tabağımızdaki ekmeğe, fırındaki somuna uzanan küresel bir kriz.
Son haftalarda yaşananlar durumun ciddiyetini gözler önüne seriyor. Ağustosta iki taraf da birbirinin limanlarına yük taşıyan, tahıl ve konteyner yüklü sivil gemileri açıkça hedef almaya başladı. Novorossiysk, Tuapse ve Odessa açıklarında seyreden kargo gemileri art arda dronlarla vuruluyor, makineler ateşe veriliyor, mürettebat kurtarma filikalarıyla canını zor kurtarıyor. Bu yangın sadece çeliği ve yükü yakmıyor, insanlığı ve uluslararası deniz hukukunu da küle çeviriyor.
Bizim açımızdan meselenin en can alıcı, en yakıcı noktası ise göz göre göre vurulan Türk sahipli ve Türk bayraklı gemiler. Samsun’a doğru yola çıkan meyve-sebze yüklü Ro-Ro gemisi Nadezhda’dan tutun da Karadeniz’de konteyner taşıyan Türk işletmeli kargo gemilerine kadar uzanan bir füze ve dron terörü var ortada. Mürettebatının neredeyse tamamı Türk vatandaşlarından oluşan gemilerimizde gencecik denizcilerimiz yaralanıyor, can pazarı yaşanıyor.
Hangi tarafın attığı füzeyle vurulduğunun, diplomatik olarak hangi dille kınandığının bir önemi var mı? Mavi Vatan’ın yanı başındaki bu sularda, silahsız ve tek suçu limanlar arası ekmek taşımak olan Türk denizcilerinin hedef olması asla kabul edilemez bir pervasızlıktır.
Peki, bu sivil gemi savaşının bilançosu mutfağımıza nasıl yansıyacak? “Gıda sıkıntısı çıkar mı?” sorusunun cevabı ne yazık ki koca bir evet.
Dünya buğday ve arpa ihracatının omurgasını oluşturan Azak ve Karadeniz havzasında ihracat kapasitesi adeta felç oldu. Verilere baktığımızda, bölgedeki liman tesislerinin vurulması ve sivil gemilere yönelik saldırılar nedeniyle Rusya ve Ukrayna’nın deniz yoluyla tahıl sevkiyatı kapasitesinin %90’a yakını durma noktasına geldi. Birleşik Krallık denizcilik analizlerine ve Birleşmiş Milletler raporlarına göre, sadece temmuz ve ağustos aylarında Karadeniz’deki tahıl sevkiyatları %70 oranında düştü. Avrupa borsalarında buğday ton fiyatları birkaç hafta içinde %10 ila %15 arasında fırladı.
Mısır, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri depolarındaki stok tükenince ne yapacak? Tarladaki buğday limana inemiyor, limandaki buğday gemiye yüklenemiyor, yüklenen gemi ise mayın ya da dronla patlatılma riskiyle karşı karşıya. Savaşan iki ülkenin birbirini boğma hırsı, dünyanın yoksul ülkelerini doğrudan açlığa sürüklüyor.
Bu kabusun en net fotoğrafı ise yanı başımızdaki İstanbul Boğazı’nda çekiliyor. Karadeniz artık emniyetli bir seyir alanı olmadığı için armatörler gemilerini bu sulara göndermek istemiyor. Sigorta şirketleri Karadeniz’e girecek gemiler için “savaş riski primi” rakamlarını astronomik seviyelere çıkardı; pek çok şirket navlun teklif etmeyi bile reddediyor.
Sonuç? İstanbul Boğazı’ndan geçen gemi sayısında hissedilir ve korkutucu bir düşüş var. Geçtiğimiz yıllarda günde ortalama 110-120 geminin süzüldüğü, demir yerlerinin ana baba gününe döndüğü İstanbul Boğazı’nda, Karadeniz’deki son saldırı dalgasının ardından transit geçiş sayıları yüzde 80 oranında geriledi.
Karadeniz, gözlerimizin önünde bir ticaret denizinden "ölüm kapanına" dönüşüyor. Sivil gemilerin vurulması bir savaş stratejisi değil, insanlık suçudur. Türk bayraklı gemilere atılan her füze, Karadeniz’de vurulan her buğday şilebi, tüm dünyanın gıda güvenliğine vurulmuş bir darbe niteliğinde. Şimdi artık Karadeniz’de acil bir "Sivil Seyir Güvenliği Bölgesi" ilan edilmesi gerekliliği su götürmez bir gerçek.