Baba Tahir’in Ruhu Dolaşıyor
Bu yazacaklarım tüm gazetecileri kapsamıyor elbet; mesleğini hakikatiyle yapanları ayrı tutuyorum. Ancak unutmayın ki basın özgürlüğünün teminatı yine basın özgürlüğüdür. Eğer gerçek bilgiye ulaşmak istiyorsanız birçok yayını takip etmelisiniz; biri yanlış yapar ise bir diğerinden gerçeğe ulaşın diye.
Şimdilerde gündem, gözaltına alınan veya tutuklanan gazeteciler; para transferleri ve garip ilişkiler. Maalesef etik davranmayan gazetecileri dışlayabilecek bir mekanizma yok. Ancak bir operasyon yapılması ve savcıların devreye girmesi gerekiyor çünkü akçeli işler başka türlü ortaya çıkmıyor.
Türkiye’de toplum bedava haber almaya alışmışken bilgiye para vermeyi istemedi bir türlü. Hal böyle olunca kimi ahlaki düşkünler yalpalamaya başladı. Kendilerine gazeteci süsü verip el altından akçeli işler yaptılar.
Şimdi size iki gerçek olay anlatacağım. Bu anlatacaklarım, geçmişte yaşananların günümüzü bir anlamda nasıl şekillendirdiğini de gösteriyor.
Osmanlı topraklarındaki ilk yarı resmi/özel Türkçe gazete olan Ceride-i Havadis, İngiliz vatandaşı William Churchill'in Kadıköy'de avlanırken yanlışlıkla bir Türk çocuğunu vurmasıyla sonuçlanan trajik bir olayın ardından verilen özel izinle çıkmıştı.
Çevresinde "Miyop Çörçil" olarak tanınan İngiliz tüccar ve gazeteci William Churchill, 1836 yılında Kadıköy'de avlanırken tüfeğinden çıkan saçmalarla bir Türk çocuğunun yaralanmasına yol açtı.
Olay sonrası tutuklanan Churchill için İngiltere elçiliği devreye girdi ve kapitülasyonları öne sürerek büyük bir diplomatik kriz çıkardı. Çocuğun hayati tehlikesinin atlatıldığına dair raporlar ve yoğun siyasi baskılar sonucunda Churchill serbest bırakıldı.
Osmanlı hükümeti, yaşanan bu krizi tatlıya bağlamak ve İngilizleri memnun etmek amacıyla Churchill'e gazete çıkarma imtiyazı verdi.
Bu özel izin sayesinde William Churchill, Ceride-i Havadis gazetesinin ilk sayısını 31 Temmuz 1840 tarihinde yayımladı. Devletten maddi destek aldığı için yarı resmi statüde sayılan bu gazete, Türk basın tarihinin ilk özel girişimli gazetesi olarak kayıtlara geçti.
Ve bir gerçek olay daha: Baba Tahir.
İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan Terkos Gölü'nün işletme hakkı o dönem bir Fransız şirketindeydi. Şirket, kendisi hakkında olumsuz haberler yapmaması için ünlü Malûmat dergisinin sahibi Baba Tahir’e her ay düzenli olarak rüşvet ödüyordu. Şirkete yeni gelen Fransız müdür bu durumu fark edip ödemeyi kesti.
Rüşveti kesilen Baba Tahir, şirketten intikam almak ve halkı galeyana getirmek için dergisinde şu asparagas haberi yayımladı: "Avcıların yaraladığı bir domuz Terkos Gölü'ne düştü ve boğuldu."
İslam dininde haram sayılan domuzun şehrin içme suyuna karıştığını duyan İstanbullular, büyük bir panikle Fransız su şirketinin binasına akın etti. Şehirde ciddi bir kriz baş gösterdi. Durumun vahametini ve krizin kaynağını anlayan Fransız müdür hatasını kabul ederek, Baba Tahir’in kesilen aylığını hemen o gün daha yüksek bir meblağla yeniden bağladı.
Parasını alan Baba Tahir, Malûmat dergisinin bir sonraki sayısında haberi şu sözlerle "düzeltip" olayı kapattı:
"Aldığımız son istihbarata nazaran domuz, hakikaten vurulmuş ama göle düşmemiş, sahilin gerisinde gebermiş ve leşi de bulunmuştur."
Bu olay Murat Bardakçı’nın araştırmalarıyla gündeme gelmişti.
Tabii hep de kötü örnekler yok. Meslek hayatımda, çok büyük bir ekseriyetle işini namusuyla yapan gazeteciler ve yayın organları tanıdım. Mesleğine ve yasalara saygılı, halkın haber alma hürriyetini savunan insanlar... Ve onlar sayesinde ayakta duran bir medya düzeni. İyi ki varlardı, iyi ki varlar.