Artık Bögğhh Geldi Be Haluk

Yıllardır bu ülkede "iyilik melekliği" rolünü kimseye kaptırmayan, her afette, her toplumsal acıda gitarını sırtına alıp sahneye fırlayan Haluk Levent’in maskesi sonunda tamamen düştü. Ahbap Derneği üzerinden dönen usulsüzlükler, milyonlarca dolarlık şaibeli devirler ve karanlık ilişkiler ağı, savcılığın yürüttüğü soruşturmayla nihayet yargının pençesine takıldı.

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

"Suç örgütü kurma", "nitelikli dolandırıcılık" ve "kara para aklama" gibi son derece ağır suçlamalarla karşı karşıya kalan Levent, nihayet ellerinde kelepçeyle cezaevinin yolunu tuttu.

Ama ne gariptir ki adalet mekanizması işledikçe bu zatın sergilediği tavır, tam da köşeye sıkışmış profesyonel dolandırıcıların o ezbere bildiğimiz refleksinden ibaret: "Siyasi mağduriyet tiyatrosu ve hedef saptırma!"

Mağduriyet Tiyatrosu Vizyonda: "Konuşmamı Engelliyorlar!"

İfadesi alınırken hukuki prosedürler gereği yaşanan tıkanıklıkları bile bir şova dönüştürmekten çekinmedi. Sosyal medya hesabından, "Konuşmak istiyorum, izin vermediler. Çünkü söyleyeceklerimin resmi kayıtlara geçmesini istemiyorlar" diyerek güya devlete, sisteme, siyasilere meydan okuyor. Arkasından da "Siyasiler aracı yolladı", "İfademi engellemeye çalışıyorlar" fısıltılarını yayarak arkasındaki o saf, her şeye inanmaya hazır kitleye göz kırpıyor.

Yahu sormazlar mı adama; senin adliyede bülbül gibi şakımanı engelleyen dış güçler mi var, yoksa arkana sığındığın o devasa finansal usulsüzlüklerin belgeleri mi sesini kesiyor? Yapmaya çalıştığı şey o kadar ucuz, o kadar tipik ki... Ne zaman bir nitelikli dolandırıcılık şebekesi çökertilse baş aktör hemen "Ben aslında siyasi bir komplonun kurbanıyım" kartını oynar. Haluk Levent de şimdi bu bayat senaryoyla badireyi atlatabileceğini sanıyor. Kendisini bir "siyasi figür", bir "muhalif kahraman" gibi pazarlayarak paçayı kurtarma derdinde.

Gelelim işin asıl vahim boyutuna, yani gün yüzüne çıkan o karanlık "icraatlara"... Ortada ne idüğü belirsiz siyasi komplolar değil; çatır çatır paralar, mülkler ve aldatılan insanlar var.

  1. Yetim Kız Çocukları Üzerinden Vurgun: Başaran Grubu’nun suç duyurusuyla ortaya çıkan detaylar mide bulandırıcı cinsten. "Kimsesiz kız çocuklarına yurt yapacağız, yurt dışından fon getireceğiz" vaadiyle kandırılan iş insanlarından tam 60 milyon dolar değerinde 22 adet taşınmazın hileyle ele geçirildiği iddia ediliyor. Depremzedelerin, yetimlerin adını kullanarak kurulan o güven köprüsü, meğer devasa bir mülk transferinin otobanı yapılmış. Kaldı ki bu konu etraflıca araştırılmalı; çünkü burunlara kötü kokular geliyor, anlatıldığı gibi değil, çok daha kötüsü olabilir.
  2. Milyonluk Borç ve "Görevi Kötüye Kullanma": Sadece bu da değil; ABD’den dönen Sevda Kurt isimli bir başka mağdur, Haluk Levent’e güvenerek kaptırdığı 90 milyon lirasının peşinde.

Mahkemedeki ifadesinde ise adeta suçunu itiraf ediyor: "Ben ne kendimi ne etrafımı ne işlerimi maalesef doğru dürüst yönetemedim. Ahbap çeklerini ve senetlerini kimi yerlerde teminat olarak kullandım. Bunun adına usulsüzlük diyebilirsiniz ama yolsuzluk diyemezsiniz."

Yolsuzluk değilmiş, usulsüzlükmüş! Kamunun, hayırseverlerin bağışlarıyla dönen bir derneğin evrakını kendi şahsi borçlarına teminat göstermenin hukuk dilindeki karşılığı düpedüz nitelikli dolandırıcılıktır, görevi kötüye kullanmaktır. Kendi adına tek bir banka hesabı bile açamayıp borsa manipülasyonlarını başkalarının hesapları üzerinden yürüten bir adamın, hâlâ dışarıya "temiz toplum lideri" pozu kesmesi tam bir yüzsüzlük abidesidir.

Haluk Levent için artık o eski "şarkı söyleyerek borç ödeme", "gitar çalarak sempati toplama" devri kapandı. Karşılıksız çeklerle dolu o eski kabarık sicili bu kez onu kurtarmaya yetmeyecek. Siyasi göndermeler yaparak, "Engelleniyorum" çığlıkları atarak arkasına almayı umduğu o üç beş kişilik fanatik kitle bile bu ağır MASAK raporlarının, somut belgelerin ve milyon dolarlık vurgun iddialarının altında ezilip gidecektir.

Hedef saptırma çabaları beyhudedir. Adalet, arkasına saklanmaya çalıştığın o sahte "iyilikseverlik" ve "mağduriyet" zırhını delip geçti. Şimdi o çok sevdiğin kameraların karşısında değil; demir parmaklıkların arkasında, hukukun sorduğu o can alıcı sorulara net cevaplar verme vaktidir. Tabii verebilecek bir cevabın kaldıysa!