Organik Kazık

Şehir hayatının egzoz dumanından, plazaların sahte gülüşlerinden ve zincir marketlerin barkodlu dünyasından kaçıp kendimizi şehirlerarası yollara vurduğumuzda, içimizde aniden garip bir "aydınlanma" yaşanır.

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Tabelalarda kilometreler azaldıkça, içimizdeki o saf, romantik kentli uyanır:

"Ah, bak hanım/bey, yol kenarında teyzeler dizilmiş. İşte gerçek Anadolu, işte dalından yeni kopmuş organik lezzetler! Hem de köylüyü destekleriz, aracı yok ne de olsa..."

Geçmiş olsun. Geçmiş olsun çünkü o an, dünya ekonomi tarihinin en acımasız ve en kayıtsız şartsız teslimiyet anlaşmasına imza atmak üzeresinizdir.

'DALINDAN YENİ KOPMUŞ' FİNANSAL KRİZ

Şehirdeki en lüks, hani kapısında valelerin beklediği, manav reyonundaki ejder meyvelerinin önünde korumaların durduğu o sosyetik marketler var ya? İşte yol kenarında, derme çatma bir tahta kasanın üzerine serilmiş o çamurlu domatesler, o lüks marketin fiyat etiketlerine bakıp bıyık altından gülerler.
Yol kenarındaki tezgahın arkasında duran ve hırkasıyla "Anadolu'nun bağrından koptum" mesajı veren dayı, aslında gizli bir serbest piyasa gurusudur. Şehirli olarak sen, "Burada organik tarım var, doğallık var" diye düşünürken; dayı senin gözündeki o "tatil yolculuğu rehavetini", altındaki arabanın markasını ve cüzdanındaki o şehirli suçluluk duygusunu çoktan analiz etmiştir.

Şehirli Mantığı: "Aracı yok, komisyoncu yok, o zaman ucuz olmalı."

Yol Kenarı Matematiği: "Büyükşehir plakası var, bagajı boş, o zaman fiyatı ikiyle çarp."

Tezgahtan iki kilo domates, bir kavanoz (ne idüğü belirsiz ama üzerinde kesinlikle elle 'doğal' yazılmış) bal ve bir bağ taze nane alırsınız. Dayı, hesap makinesinin tuşlarına öyle bir hızla basar ki, Sanayi Devrimi’nden beri bu hesap üzerinde çalışıyormuş sanırsınız. Çıkan rakam karşısında gözleriniz yuvalarından fırlar. O paraya şehirde bir gurme restoran hissesi alabilirdiniz belki ama ağzınızı açamazsınız. Neden? Çünkü siz "şehirli, duyarlı ve kibar" birisiniz.

İşte tam bu noktada, sosyolojinin en eğlenceli çatışması başlar: Köylü kurnazlığı ve şehirli saflığı.
Şehirli saflığı, doğaya duyulan o abartılı özlemin getirdiği bir göz körlüğüdür. Şehirli zanneder ki, tarlası olan herkes parayı sevmez, herkes sadece kuş sesleri eşliğinde takas usulü yaşar. Köylü kurnazlığı ise bu romantizmi anında nakde çevirme sanatıdır. Şehirli, domatesin üzerindeki çamuru "doğallığın kanıtı" sanıp sevinirken; dayı o çamuru sırf kilogram fiyatı artsın ve daha "otantik" dursun diye sabah muslukta eliyle bulamıştır.

Şehirli, "Organik mi dayı bu?" diye sorar. Dayı, hayatında hiç tarım ilacı görmemiş gibi gözlerini gökyüzüne dikip "Biz kendimiz yiyoruz evlat" der. Oysa arkadaki kulübede duran beş litrelik zirai ilaç bidonunu sadece siz göremezsiniz. Şehirli, aldığı kazığın büyüklüğünü ancak eve dönüp boşalmış cüzdanıyla yüzleştiğinde anlar. Şehrin en pahalı marketinde "Ateş pahası bu ne!" diye ortalığı ayağa kaldıran o vizyoner tüketici, otobanda bir ağaç gölgesinde ödediği astronomik rakam için "Ama çok samimi bir alışverişti" diyerek kendi saflığını rasyonalize etmeye çalışır.

Neticede, yol boyu satılan o erzaklar sadece karnımızı doyurmaz; şehirli egomuzu tırpanlar, cüzdanımızı hafifletir ve bize serbest piyasanın en vahşi kurallarının aslında otoban kenarlarında yazıldığını gösterir. Bir dahaki sefere yol kenarında "Doğal Köy Ürünü" tabelası gördüğünüzde durun, ama cüzdanınızı arabada bırakın. Ne de olsa romantizmin bedeli, şehrin en lüks marketinden her zaman daha ağırdır.