Kasap Nasıl 'Kahraman' Oldu?
İnsanlığın utanç defterine kazınan Srebrenitsa Katliamı’nın mimarı, binlerce masumun kanıyla elini yıkamış "Bosna Kasabı" Ratko Mladiç öldü. Lahey’deki hücresinde son nefesini veren bu savaş suçlusunun ardından Belgrad sokaklarında düzenlenen cenaze töreni, tarihin ne kadar hızlı çarpıtılabileceğinin ve karanlık bir zihniyetin nasıl hâlâ diri tutulduğunun ibretlik bir vesikasıydı.
Binlerce insan, ellerinde madalyalar ve bayraklarla bir soykırımcıya veda etmek için sıraya girdi. Sokaklarda yükselen "Kahraman! Kahraman!" sloganları, sadece geçmişin hayaletlerini değil, ahlaki bir çöküşü de simgeliyordu.
Peki, bir insan nasıl hem binlerce erkeğin ve çocuğun katili hem de bir halkın gözünde "kahraman" olabilir? Bir cani, "kasap" unvanını kazandığı topraklarda nasıl celladına aşık kitleler yaratabilir?
Bunun cevabı, Balkanlar’ı zehirleyen hastalıklı Sırp milliyetçiliğinde gizli. 1990’ların başında Yugoslavya dağılırken Büyük Sırbistan hayaliyle yanıp tutuşan zihniyet, kolektif bir mağduriyet miti inşa etti. Kendilerini tarihin sürekli mağduru, ötekini ise yok edilmesi gereken bir tehdit olarak gören bu fanatik anlayış; Mladiç gibi figürleri birer cani değil, "ırkını koruyan muhafızlar" olarak kurguladı. Srebrenitsa’da 8 binden fazla Müslüman Boşnak erkek ve çocuğun sistematik şekilde katledilmesi, bu gözü dönmüş zihniyetin gözünde bir utanç değil, "görev" sayılıyordu. Bugün Belgrad’da o tabutun arkasından yürüyenler, Mladiç’i değil, kendi kolektif suçlarını ve kör milliyetçiliklerini alkışladılar. Gerçeklerle yüzleşmek yerine bir katilden efsane devşirmek, fanatizmin en zavallı sığınağıdır.
Ancak bu trajedinin tek suçlusu Sırp milliyetçileri değildi. Srebrenitsa Katliamı, aynı zamanda Avrupa’nın ahlaki iflasının resmidir. Burnunun dibinde, 20. yüzyılın sonlarında bir soykırım işlenirken "uygar" Avrupa ne yaptı? Sadece seyretti. BM tarafından "güvenli bölge" ilan edilen Srebrenitsa’yı korumakla görevli Hollandalı barış gücü askerleri, silahsızlandırılmış Boşnakları Mladiç’in insafına terk edip kenti teslim etti. Mladiç, BM komutanıyla kadeh kaldırıp şov yaparken Avrupa diplomasisi soykırımı bürokratik terimlerin arkasına saklanarak izledi. "Bir daha asla" sloganlarıyla kurulan II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa düzeni, Bosna’da tamamen çöktü. Avrupa’nın bu pasif, ürkek ve açıkçası ikiyüzlü tavrı; Mladiç ve Karadziç gibi katillere cüret verdi.
Bosna’daki kanlı kıyım, ancak diplomasi maskesini çıkarıp gücünü gösteren ABD müdahalesiyle durdurulabildi. NATO’nun Sırp mevzilerine yönelik hava harekâtı ve ardından gelen Dayton Anlaşması, Sırp saldırganlığını frenleyen yegâne unsur oldu. Avrupa’nın yıllarca diplomatik gevezelikle uzattığı savaş, kararlı bir askeri irade karşısında Sırp güçlerinin geri adım atmasıyla son buldu. Bu durum, "müzakere" adına soykırıma göz yuman diplomasinin ne kadar ölümcül olabileceğinin kanıtıydı.
Bugün Mladiç’in ardından yakılan ağıtlar ve onu "kahraman" ilan eden sloganlar, Bosna Savaşı'nın yaralarının aslında hiç kapanmadığını gösteriyor. Bir katile kahraman demek; Srebrenitsa’da toprağa düşen her bir masumun hatırasına, evlatlarını arayan annelerin acısına yapılmış en büyük saygısızlıktır. Tarih, Lahey’de müebbet hapse mahkûm edilen Mladiç’i bir soykırımcı olarak kaydetti. Onu Belgrad sokaklarında kahraman gibi uğurlayanlar ise insanlık vicdanında aynı suçun ortakları olarak kalacak.