Helal Sayın Bakan, Yüreğime Su Serpildi

Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in açıklaması ekranıma düştüğünde, yalnızca hukuki bir gelişmeyi ya da rutin bir asayiş haberini okumuş gibi hissetmedim. Göğsümde yıllar öncesinden kalma, üzeri tozlanmış ama sızısı hiç geçmemiş o eski yaranın yeniden zonkladığını duydum.

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Açıklama son derece net, net olduğu kadar da tüyler ürperticiydi: Vatandaşların kimlik ve kişisel verilerini "panel" adı verilen yasa dışı sistemler üzerinden ele geçirip sahte icra tehditleri, hileler ve şantaj niteliğindeki mesajlarla insanları tuzağa düşürmeye çalışan yapılara karşı dev bir operasyon düzenlenmişti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinasyonunda yürütülen bu soruşturmada, yasa dışı veri sistemlerini kullandığı tespit edilen 31 avukat hakkında gözaltı kararı verildi ve 39 farklı hukuk bürosunda arama yapıldı.

Bu rakamlar kimine göre sadece istatistiki birer veri gibi görünebilir. Ama insan hayatına, aile mahremiyetine ve bir bireyin yaşama sevincine dokunduğu yeri düşündüğünüzde, durum istatistiğin çok ötesindedir. Çünkü o kapalı kapılar arkasında, adalet levhasının gölgesinde yürütülen bazı işler, insanı kelimenin tam anlamıyla çileden çıkaran birer ruhsal işkence mekanizmasına dönüşebiliyor.

Sayın Bakan’ın yaptığı bu açıklamayı okurken, bundan yıllar önce bir dostumun sohbetimiz sırasında gözleri dolarak bana anlattığı o kabus dolu günleri hatırladım. Arkadaşım, hayatının en zorlu virajından geçtiği bir dönemde, işsizliğin ve ekonomik darlığın ortasında kalmıştı. Her insanın başına gelebilecek o sıradan ama çaresiz süreçte bir bankaya kredi kartı yüzünden borçlanmıştı. Borcunu ödemek istiyordu, kaçmıyordu; fakat bankanın katı tutumu nedeniyle borcu zamana yaymak mümkün olmuyordu. Ne kadar öderse ödesin, üzerine binen fahiş faizler borcu eritmek bir yana, adeta devasa bir çığa dönüştürüyordu. Ve en nihayetinde, gün geldi ve o borç ödenemez hale geldi.

İşte asıl cehennem, bankanın bu alacağı operasyon yapılan o yapılara benzeyen bir hukuk bürosuna devretmesiyle başladı. Arkadaşımın anlattığına göre, o büronun sahibi olan avukat, adalet dağıtması gereken bir unvanı adeta bir mafya yöntemine dönüştürmüştü. Bir yıl boyunca, her ay düzenli olarak en az iki üç kez arayarak arkadaşımı tehdit etti, galiz küfürler savurdu, psikolojik sınırları tamamen zorladı.

Ancak bu arsızlık yalnız onunla da sınırlı kalmadı. Çaresiz bir insanı köşeye sıkıştırmanın yetmediğini görünce, ellerindeki o devasa kişisel veri ağını devreye soktular. Ellerinde adeta tüm ülkenin nüfus bilgileri, soyağacı ve aile bağları vardı. Arkadaşımın annesini, babasını, hatta amcasını aradılar. Her birine arkadaşımı rezil ederek, aile içi hiyerarşiyi ve toplumsal baskıyı bir tahsilat aparatı olarak kullandılar. İnsanların şerefini, itibarını ve haysiyetini göz göre göre çiğnediler. O dostumun yaşadığı mahcubiyeti, ailesinin yüzüne bakarken duyduğu o ezikliği hiçbir para birimiyle ölçmek mümkün değil.

İşte tam da bu yüzden, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in duyurduğu bu operasyon, kâğıt üzerindeki bir adli işlemden çok daha fazlasıdır. Bu, doğrudan insanın onuruna, huzuruna ve mahremiyetine dokunan son derece kıymetli bir adımdır. Hukuk kisvesi altında vatandaşın çaresizliğini istismar eden, illegal panellerle insanların kişisel bilgilerini saçan ve toplumsal huzuru tehdit yöntemleriyle felç eden yapılara ağır bir darbedir.

Yıllar önce o çirkin tefeci zihniyetiyle, yasa dışı veri havuzlarından beslenerek insanları ailelerine karşı rezil etmeyi yöntem belleyen arsız yapılarla bugün bu derece kararlılıkla mücadele edildiğini görmek, adalete olan inancı yeniden yeşertiyor. Vatandaşın yalnız olmadığını hissettiren, masum insanların evine düşen o huzursuzluk ateşini söndürmeye yönelik bu doğrudan ve insana dokunan operasyonlar nedeniyle Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’e ve emeği geçen tüm yargı mensuplarına yürekten bir teşekkür borçluyuz. Hukukun üstünlüğü, ancak hukuku şahsi menfaatlerine ve şantaj araçlarına alet edenlerin üzerine bu kararlılıkla gidildiğinde tecelli edebilir.