Sahne Işıkları Altında İhmal Edilen Kalpler
Sanat dünyasından gelen her sağlık haberi, bir anda hepimizin dikkatini kalp ve damar hastalıklarına çeviriyor. Sevdiğimiz bir sanatçı hastalandığında merak ediyor, üzülüyor, günlerce hastalığı konuşuyoruz. Sosyal medyada binlerce “geçmiş olsun” mesajı paylaşılıyor. Ama çoğu zaman önemli bir ayrıntıyı kaçırıyoruz: Kalp hastalıkları, haber olduğu gün başlamıyor.
Kalp krizi çoğu zaman yıllar boyunca sessizce biriken risklerin, bir gün kendini göstermesidir. Asıl mücadele ise o günden çok daha önce başlamalıdır.
Sahne Arkasındaki Görünmeyen Riskler
Sanatçılar; yoğun çalışma temposu, stres, düzensiz uyku, seyahatler, gece mesaileri ve zaman zaman düzensiz beslenme gibi birçok zorlukla karşı karşıya kalabiliyor.
Ancak burada önemli bir noktayı vurgulamak gerekiyor:
Bu riskler yalnızca sanatçılara özgü değil.
Yoğun çalışan, uykusunu ihmal eden, hareketsiz yaşayan, tansiyonunu veya kolesterolünü düzenli kontrol ettirmeyen milyonlarca insan aynı risklerle karşı karşıya.
Üstelik kalp-damar hastalıkları uzun süre hiçbir belirti vermeyebilir.
İnsan kendisini iyi hisseder, günlük yaşamını sürdürür ve “Bende bir şey yok” diye düşünür.
Ta ki ilk belirti bir kalp krizi olana kadar...
Bu nedenle koruyucu hekimliğin en önemli mesajlarından biri şudur:
Hastalığı tedavi etmekten önce, hastalığın ortaya çıkmasını önlemeye çalışmalıyız.
“Kolesterolüm Normal” Demek Yeterli mi?
İşte burada önemli bir yanılgıyla karşılaşıyoruz.
Bir kişinin total kolesterolü veya LDL kolesterolü laboratuvar referans aralığında olabilir. Ancak bu, kalp-damar riskinin sıfır olduğu anlamına gelmez.
Günümüzde risk değerlendirmesinde LDL’nin yanında bazı başka göstergeler de önem kazanıyor.
Lp(a): Genetik Bir Risk İşareti
Lipoprotein(a), yani Lp(a), büyük ölçüde genetik olarak belirlenen ve yaşam tarzı değişikliklerinden LDL kadar etkilenmeyen bir lipoproteindir.
Yüksek Lp(a), damar sertliği ve kalp-damar hastalığı riskinin artmasıyla ilişkilidir.
Bu nedenle özellikle ailesinde erken yaşta kalp hastalığı bulunan kişilerde Lp(a) ölçümü önemli olabilir. Güncel yaklaşımda, uygun kişilerde hayat boyunca en az bir kez Lp(a) ölçülmesi giderek daha fazla önem kazanıyor.
ApoB: Parçacık Sayısını Daha İyi Görebilmek
LDL kolesterol bize kandaki LDL'nin taşıdığı kolesterol miktarı hakkında bilgi verir.
Apolipoprotein B (ApoB) ise aterosklerozda rol oynayan, damar duvarına ulaşabilen aterojenik lipoprotein parçacıklarının sayısı hakkında ek bilgi sağlayabilir.
Bu nedenle bazı kişilerde LDL kolesterol “iyi” görünürken ApoB, riskin daha yüksek olabileceğine dair önemli bir ipucu verebilir.
Kalsiyum Skoru: Damarlardaki İzleri Görmek
Bir başka araç ise koroner arter kalsiyum skorudur.
Bilgisayarlı tomografi ile yapılan bu inceleme, kalbi besleyen damarlardaki kireçlenmiş aterosklerotik plak yükü hakkında bilgi verir.
Ancak önemli bir ayrıntı var:
Bu test herkesin rutin olarak yaptırması gereken bir tarama değildir.
Özellikle kalp-damar hastalığı açısından risk düzeyi konusunda karar vermenin zor olduğu bazı kişilerde, doktor değerlendirmesiyle tedavi kararını netleştirmeye yardımcı olabilir.
Yani amaç herkese daha fazla test yapmak değil; doğru kişiye, doğru zamanda, doğru testi uygulamaktır.
40 Yaşından Sonra Kalbinizi Ne Kadar Tanıyorsunuz?
Özellikle ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunan, tansiyonu yüksek olan, diyabet veya prediyabeti bulunan, sigara kullanan, fazla kilolu veya hareketsiz yaşayan kişilerde risk değerlendirmesi daha da önem kazanır.
Temel olarak;
- Tansiyonunuzu düzenli ölçün.
- LDL kolesterolünüzü ve gerektiğinde ApoB’yi değerlendirin.
- Lp(a)'yı en az bir kez ölçtürmeyi doktorunuzla konuşun.
- Kan şekeri ve HbA1c gibi metabolik göstergelerinizi takip edin.
- Sigara kullanıyorsanız bırakın.
- Düzenli fiziksel aktiviteyi yaşamınızın parçası haline getirin.
- Ailede erken kalp hastalığı varsa bunu doktorunuza mutlaka söyleyin.
- Gerektiğinde, doktorunuzla koroner kalsiyum skoru gibi ileri risk değerlendirmelerini değerlendirin.
Burada amaç korkmak değil. Riskinizi bilmek.
Çünkü bildiğimiz bir risk, değiştirebileceğimiz bir risktir.
Geçmiş Olsun Mesajından Daha Değerlisi Var
Bir sanatçımız hastalandığında binlerce geçmiş olsun mesajı gönderebiliriz.
Elbette bu insani ve değerlidir. Ama belki bundan daha değerli bir şey daha yapabiliriz:
O haberi kendimiz için bir uyarıya dönüştürmek.
“Benim tansiyonum kaç?” “LDL kolesterolüm gerçekten hedefte mi?” “Hiç Lp(a) ölçtürdüm mü?”
“Ailemde erken yaşta kalp krizi geçiren biri var mı?” “Son sağlık kontrolümü ne zaman yaptırdım?”
Bunlar, sosyal medyada yazılacak bir “geçmiş olsun” mesajından çok daha kişisel ama çok daha hayatidir.
Çünkü kalp krizi geldiğinde artık onu korumak için geç kalmış olabiliriz.
Kalbinizi Haber Olmadan Önce Koruyun
Sahne ışıkları altında gördüğümüz hayatların arkasında, hepimizin sahip olduğu aynı biyolojik gerçek var:
Kalp, ünvanımıza, mesleğimize veya ne kadar yoğun olduğumuza bakmaz.
Risk faktörlerini biriktirirsek, yıllar sonra bedelini ödeyebiliriz.
Bu nedenle kalbinizi korumak için bir yakınınızın, bir sanatçının ya da sizin bir gün hastalanmanızı beklemeyin.
Kalp krizini konuştuğumuz gün değil, onu henüz yaşamadan önce harekete geçelim.
Sağlıklı günler dilerim.
Sorularınız için:
Instagram: @dr.bayramyildiz
Web: www.bayramyildiz.net