30 Ağustos’un 104. Yılında Büyük Lider, Büyük Zafer…
Acıdır, çok acıdır. Üzücüdür, çok üzücüdür. Son yıllarda ulusal bayramlarımız küçümsenerek, alternatiflerle gölgelenerek, coşkusuz, sessiz sedasız, tenha, âdeta âdet yerini bulsun diye ya da yeni bayramlar (!) yaratılarak kutlanır oldu.
Oysa çocukluk ve gençlik yıllarımızda, eskinin o vazife kuşağı ve halkımız takım elbiselerini giyer, bayrağını balkonuna asar, ulusal marşları yeri göğü inletircesine söyleyerek haykırır, yokluk içinde kazanılan Kurtuluş Savaşı'nı hatırlar, zaman zaman gözyaşları sel olup akardı…
Çocuklar, gençler, askerler günler öncesinden bayramlara hazırlanır; marşlar, şiirler ezberlenir; korolar, folklor ekipleri günlerce provalar yapar, “Bayrağı, flamayı kim taşıyacak?” yarışına girilirdi…
Şimdi tarihe altın harflerle kazınan büyük zaferin ayak izlerinde dolaşalım…
30 Ağustos! Aralıksız 10 yıl Bingazi’den Kafkaslar'a, Galiçya’dan Yemen Çölleri'ne kadar savaşan, parçalanmaya, yok edilmeye çalışılan imparatorluğun yeniden devlet olacağının ve ulusumuzun varoluş mücadelesinin müjdesidir…
30 Ağustos! Mustafa Kemal’in stratejik dehasının, olağanüstü liderlik vasfının, komutanların ustalığının, ordumuzun kahramanlığının, Mehmetçiklerin gözü pekliğinin, halkımızın büyük özverisinin en anlamlı hamlesidir…
30 Ağustos! 14 Ağustos 1922’de başlayan ve 100 bin kişilik ordunun büyük gizlilik içinde Yunan Ordusu'na tarihte eşi görülmedik bir darbe indirdiği mucizenin adıdır…
30 Ağustos! Vatanını ve geçmişini kaybeden bir ulusun hem vatanını hem bağımsızlığını hem de toplumsal belleğini kazandığı zaferin adıdır…
30 Ağustos! Binlerce süvarinin ardı arkası kesilmeyen bir sel gibi, fırtına gibi Afyon Ovası'na inerek yalnızca 10 gün içinde İzmir’e Türk bayrağını çektiği zaferin adresi olduğu kadar; özgür ve bağımsız devletin kıvılcımı olduğu kadar Lozan’ı hazırlayan, Lozan’ı kazandıran güçtür…
30 Ağustos! Yalnızca bir savaşın kazanıldığı gün değil, tarihî bir dönüm noktasıdır; Türkiye Cumhuriyeti'ne uzanan yolun en önemli kilometre taşlarından biridir; tarih yapraklarına sığmayacak kadar derin, tarihin altın sayfalarına kazınacak kadar değerli bir mücadelenin zaferle taçlanmasıdır…
30 Ağustos! Mehmet Akif Ersoy’un “Allah’ım ne muazzam zaferdi o. Beş altı saat içinde bir başka dünya doğdu. Artık benim ne düşünecek ne yazacak hatta ne yaşayacak takatim kalmıştı. Bizim dilimiz tutulmuştu. Ordu bizzat yazıyordu.” şeklindeki sözleriyle yansıttığı, bağımsız yaşamak isteyen bir ulusun yeniden ayağa kalktığı destanın adıdır…
30 Ağustos! Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya adlı başyapıtında yazdığı “Nemiz varsa; bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batı’nın, vicdanımızı Doğu’nun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcaklığını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak; hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferi’ne borçluyuz.” şeklindeki olağanüstü tanımlamasında da vurguladığı, bağımsızlık ateşinin bayrağa dönüştüğü çok yönlü, çok planlı zaferin adıdır…
30 Ağustos! 57. Tümen Komutanı Albay Reşat’ın, Gazi Paşa’nın telefonuna verdiği “Yarım saat içinde tepeyi alırız” sözüne karşılık hedef ele geçirilemediği ve sözünü yerine getiremediği için tabancasıyla intihar ettiği; komutanın ölümünden yarım saat sonra tepenin 57. Tümen tarafından ele geçirildiği; insanlık onurunun, sorumluluk ve fedakârlık duygusunun, iyi hazırlanmış bir planın, doğru komutanlığın, disiplinli ordunun, özetle askerlik sanatının, ağustos sıcağının, yorgunluğun, susuzluğun ve bayrağımızın yeniden yükseldiği unutulmaz olaylarla dolu arka planın adıdır…
Şimdi soru zamanı: Bağımsızlık için başkaldırdığımız 19 Mayıslar, devlet olduğumuz 23 Nisanlar, Cumhuriyeti kurduğumuz 29 Ekimler, ulusumuzun bağımsızlığını tescilleyen 30 Ağustoslar olmasaydı biz var olur muyduk?
Şimdi gel de bir mucizenin adı olan, bütün dünyada emsali görülmemiş bir zaferin adı olan, altında harp tarihinin en başarılı komutanı GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ün imzası olan bu bayramı coşkuyla kutlama…
Şimdi gel de 30 Ağustos denilince kan ve barut kokusu içinde yarı aç yarı tok, ayağında çarığıyla düvel-i muazzamanın ordusunu önüne katıp Akdeniz’e doğru kovalayan Ulusal Kurtuluş Ordusu'nu, kan ter içindeki atlarıyla yalın kılıç süvarilerimizi, branda beziyle onarılan uçaklarımızı, sırtında akıl almaz ağırlıktaki top mermilerini taşıyan Mehmetçiklerimizi, kağnılarda umudu, zaferi taşıyan kadınlarımızı düşünme, minnetle ve saygıyla anma…
Şimdi gel de pek çok şeyi göze alarak, pek çok şeyi de göz ardı ederek ölümüne çıkılan yolların kahraman yolcularını hatırlama, minnetle selamlama…
Şimdi gel de ulusun nöbet defterine adını bir onur nişanı gibi kazıyan o kuşağın, o zorlu koşullarda yaptıklarını, göz yaşartan, geniz yakan fedakârlıklarını anma…
Şimdi gel de savaş, direniş, başkaldırı, yiğitlik, dostluk, vefa, ayrılık dolu zaferlerin, Anadolu’nun ters giden talihine bir güneş gibi doğan efsanevi liderini, yol ve dava arkadaşlarını derin ahlar çekerek anma, alkışlama…
Şimdi gel de cephede Büyük Atatürk’le karşılaşma anını şöyle kaleme alan Halide Edip Adıvar’ın “İşte bu küçük odadaki adam, bütün gençliğini bir millet yaşasın diye ölümü göze alarak ortaya koyduğu kararlılığı temsil ediyordu. Ne saray ne ün ne herhangi bir güç, onun bu odadaki büyüklüğüne yaklaşamazdı. Gittim yanına ve elini öptüm.” şeklindeki ulus ve vatan sevgisine vurgu yapan sözlerini hatırlama…
Şimdi gel de büyük şairimiz Nâzım Hikmet’in “Sarışın bir kurda benziyordu / Mavi gözleri çakmak çakmaktı / Yürüdü uçurumun kenarına kadar eğildi, durdu / Bıraksalar ince uzun bacakları üstünde yaylanarak / ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak / Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı.” şeklinde kaleme aldığı Kuvayıymilliye Destanı'nı milyonuncu kez sesli sedalı okuma…
Şimdi gel de Büyük Atatürk’ün 30 Ağustos 1924'te Dumlupınar Meçhul Asker Anıtı’nın temel atma töreninde dediği “Zafer, ‘zafer benimdir’ diyebilenindir. Başarı ise, ‘başaracağım’ diye başlayarak, sonunda ‘başardım’ diyebilenindir.” şeklindeki sözlerini bir kez daha anlayarak, alkışlayarak hatırlama…
Kutlama ve minnet notu: Bizlere vatanımızı kazandıran, devrimlerle Cumhuriyetimizi kuran Büyük Atatürk’e minnet ve şükran borcumuzu yineliyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyor, Büyük Liderin büyük zaferi olan 30 Ağustos Zafer Bayramı'mızı kutluyorum…