Hijyen Takıntısı: Sağlık mı, Hastalık mı?
Mikroplardan uzaklaştıkça daha sağlıklı olduğumuzu düşünüyoruz. Peki ya bağışıklık sistemimiz bu steril dünyada neyi unuttu?
Evinizi sürekli dezenfekte ediyor, çocuklarınızın toprağa basmasından endişe ediyor, en küçük bir kirde ellerini hemen yıkatıyor musunuz?
Belki de modern yaşamın bize sunduğu “temizliğin” hiç beklemediğimiz bir bedeli olabilir.
Son yıllarda astım, alerjiler ve bazı otoimmün hastalıkların görülme sıklığındaki artış bilim insanlarını düşündürüyor. Genlerimiz birkaç on yıl içinde bu kadar hızlı değişmediğine göre, değişen başka bir şey olmalı.
İşte burada “hijyen hipotezi” (mikropsuz yaşam görüşü) devreye giriyor.
Her şey bir gözlemle başladı
1989 yılında İngiliz epidemiyolog David Strachan ilginç bir gözlem yayımladı: Çok kardeşli ve kalabalık ailelerde büyüyen çocuklarda saman nezlesi ve egzama daha az görülüyordu.
Bu bulgu, çocukluk döneminde karşılaşılan çevresel mikroorganizmaların bağışıklık sisteminin gelişiminde rol oynayabileceği düşüncesini doğurdu.
Daha sonra yapılan araştırmalar da çevrenin önemine işaret etti. Farklı ülkelere göç eden ailelerde, yeni çevrenin beslenme, yaşam tarzı ve mikrobiyal özellikleriyle birlikte alerjik ve bağışıklık sistemiyle ilişkili hastalıkların görülme sıklığının değişebildiği gözlendi.
Ancak mesele “daha fazla mikrop = daha sağlıklı insan” kadar basit değil.
Bağışıklık sisteminin frene de ihtiyacı var
Bağışıklık sistemimizi bir otomobile benzetebiliriz.
Gaz pedalı bizi mikroplara karşı harekete geçirir. Fakat fren sistemi de en az gaz kadar önemlidir.
Çünkü bağışıklık sistemi sadece saldırmayı değil, ne zaman duracağını da öğrenmelidir.
Polen gibi zararsız bir maddeye gereğinden fazla tepki verdiğinde alerji ortaya çıkabilir. Kendi dokularına yöneldiğinde ise otoimmün hastalıklar gelişebilir.
Bilim insanları, özellikle yaşamın erken dönemlerinde karşılaşılan çeşitli mikroorganizmaların bağışıklık sisteminin bu “fren mekanizmasının” gelişmesine katkıda bulunabileceğini düşünüyor.
Kaybettiğimiz “eski dostlar” olabilir mi?
Günümüzde konu artık yalnızca “hijyen” olarak ele alınmıyor.
Araştırmalar, insanlarla binlerce yıldır birlikte yaşayan ve çoğu zaman hastalık oluşturmayan mikroorganizmaların önemine dikkat çekiyor. Bunlara “eski dostlar” deniyor.
Toprakla, doğal çevreyle, hayvanlarla ve çeşitli mikroorganizmalarla temasın azalması; antibiyotiklerin gereksiz kullanımı, aşırı işlenmiş beslenme ve bağırsak mikrobiyotasındaki çeşitliliğin azalması bu açıdan araştırılıyor.
Buradaki kritik nokta şu:
Amaç çocukları hastalıklara maruz bırakmak değil, bağışıklık sisteminin doğal çevreyle sağlıklı bir ilişki kurabilmesini sağlamak.
Peki temizlikten vaz mı geçelim?
Kesinlikle hayır.
El yıkamak, güvenli gıda tüketmek, bulaşıcı hastalıklardan korunmak ve gerekli durumlarda dezenfeksiyon yapmak son derece önemlidir.
Sorun temizlik değil, aşırı steril bir yaşam anlayışının doğal çevreyle temasın yerini alması olabilir.
Özellikle çocukların güvenli koşullarda dışarıda oynaması, doğayla temas etmesi, çeşitli ve az işlenmiş gıdalarla beslenmesi ve antibiyotiklerin yalnızca gerektiğinde kullanılması daha anlamlı bir yaklaşım olabilir.
Fakat bütün suç hijyenin değil
Burada önemli bir uyarı gerekiyor.
Astım, alerji veya otoimmün hastalıkların artışını yalnızca hijyen hipoteziyle açıklamak mümkün değil.
Gıdalardaki katkı maddeleri, genetik yatkınlık, hava kirliliği, obezite, beslenme biçimi, genetiği değiştirilmiş ürünler, sigara, D vitamini eksikliği, stres ve diğer çevresel faktörler de önemli olabilir.
Yani karşımızda tek bir neden değil, birbirini etkileyen çok sayıda faktör var.
Belki de ders şu:
Bağışıklık sistemimiz yalnızca mikroplarla savaşan bir asker değildir. Aynı zamanda neyin tehlikeli, neyin zararsız olduğunu öğrenen son derece karmaşık bir sistemdir.
Modern yaşam bize temiz, steril ve kontrollü bir dünya sundu.
Ama belki de bu dünyanın içinde doğayla kurduğumuz bağı biraz fazla azalttık.
Çözüm daha fazla hastalanmak değil.
Çözüm, gereksiz mikroplardan korunurken, doğal çevreyle olan sağlıklı temasımızı da kaybetmemek.
Çünkü bağışıklık sisteminin yalnızca savaşa değil, dengeyi öğrenmeye de ihtiyacı var.
Sağlıklı günler dilerim.
Sorularınız için:
Instagram: @dr.bayramyildiz
Web: www.bayramyildiz.net