Sporda Devrim Yapan Atatürk’ün Kızları…
Voleyboldan basketbola, cimnastikten buz patenine, binicilikten satranca, futboldan tekvandoya, halterden güreşe, karateden atletizme, teknik direktörlükten geleneksel spor dallarına kadar her alanda yer alan ve katıldıkları her dalda başarıdan başarıya koşup destan yazan, erkeklerin yapamadığını yapan kadın sporcularımız bugünkü yazı konumuz olsun…
Ama öncelikle kadınların kapalı kapılar ardında yaşadıkları sorunlara dair sorularla dolu bir parantez açalım!
Çok zor, hepimizin tüylerini diken diken eden, biri bitmeden diğeri başlayan, durmadan tırmanan olaylar sarmalında kalmamızın adı toplumsal çürüme midir? Sızlamayan vicdan, çıkmayan ses, alınmayan önlemler, uygulanmayan yaptırımlar mıdır? Ruhlarımıza sinen kanıksama duygusu mudur? Her vahşetin ardından bir süre konuşup sonra unutmak ya da alışmak mıdır? Yükselen çığlıklara karşı nasırlaşan yüreklerin tepkisiz kalması mıdır? Toplumsal çürümeye silkinip ayağa kalkarak topyekûn "dur" demek için geç kalışımız mıdır? Nasıl oldu da buraya geldik, kabahatin çoğu da bizim diye özeleştiri vermek zorunda olduğumuzu bir süredir unuttuğumuz gerçeği midir?
Namus cinayeti gibi cinsiyetçi kalıplarla geçiştirip önemsemediğimiz ölümlerin ardında hayatı ve hayalleri bitirilen bir kadın, annesiz kalan çocuklar, evlatsız kalan aileler; arsasını, tarlasını satıp okuttuğu kızının cenazesini teslim alan ana babaların ömür boyu kurumayacak gözyaşlarının yeterince görülmeyişi midir? Düşünmeden yaptığımız seçimlerin sonucunda ömür boyu onay beklemenin, yeterliliğini kanıtlamaya çalışmanın yarattığı yorgunluk mudur?
Bazen demir parmaklıkların gerekmediği, evlerin zaten zindana dönüştüğü, ömür boyu affetmenin, anlayışlı, hoşgörülü olmanın ödettiği faturalar mıdır? Hep kadınlardan beklenen özverinin bazen hiçbir işe yaramadığı gerçeği midir? Bilemedim. Bildiğim o ki bu girişle, yazının altyapısını döşemek, başarılarımızın altında yatan temel etmenlerin ne olduğuna dikkat çekmek istedim. Siz misiniz yok sayan, siz misiniz küçük gören, siz misiniz görmezden gelen, siz misiniz “Onlar yapamaz,” diyen? Hele de Ankara’da gelin arabasına “Hizmetçim geliyor!” yazdıran damat adayını gördükten sonra gel de bu ifadeye karşı sporcularımızın başarısını görmeyen gözlere, duymayan kulaklara sokma…
İşte sonuç…
Tüm branşlardaki sporcu kadın sayısının 6 milyona yaklaştığı, lisanslı kadın voleybolcularımızın 400 bine ulaştığı, kadın satranççılarımızın 300 bini bulduğu; İzmir’den Mersin’e, Hatay’dan Ordu’ya, Rize’den Mardin’e, Ağrı’dan Ardahan’a, Iğdır’dan Adıyaman’a hemen her ilimizde kadın futbol takımının bulunduğu bu tablo; kadını yok sayan eril dile bir başkaldırı, erkek egemen baskıya karşı bir meydan okuma, görmezden gelenlere karşı bir özgüven kanıtı, örülen cam duvarlara yönelik bir başarı hamlesi, zorlayan kurallara karşı “Biz varız,” çıkışı; özetle Türk kadınının gücünü her alanda ve anlamda kanıtlama çabası değilse nedir?
Tabii ki işin arka boyutu, geçmişi, emek verenleri, ilkleri, başlatanları vardır ve onları anmak ve anlatmak boynumuzun borcudur.
Ne diyor Eda Erdem? “Bugün biz sadece bir şampiyonluk kazanmadık. Cumhuriyetin bize açtığı yolda Türk kadınlarının neler başarabileceğini bir kez daha gösterdik. Bu kupa bizden önce yolu açanlara ve bizden sonra gelecek olanlara armağan olsun. Türk kadınları mücadele etmeye ve kazanmaya devam edecek.”
Ne diyor Sinead Jack-Kısal? “İstiklal Marşı’nı okumak, Türk halkı için gerçekten yapmak istediğim bir şeydi. Çünkü bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum; her okuduğumda bana güç veriyor, kendimi daha güçlü hissetmemi sağlıyor. Burada doğmamış olsam da kendimi Türkiye’nin bir parçası gibi hissediyorum. Ben Türk’üm ve eşim de tabii ki Türk.”
Şimdi biraz gerilere gidelim…
Yıl 1990. Üsküdar Kız Lisesi voleybol takımı Çin Halk Cumhuriyeti ile final maçı oynuyor; ilk seti kaybetmesine rağmen muhteşem bir geri dönüşle üst üste dünyanın en büyüğü unvanını kazanıyor. Kadroda Berna, Hülya, Didar, Ayşen, Bahar, Aylin ve çocukluk arkadaşım Eczacı Handan Askeran Ton’un ve merhum millî basketbolcu Necmi Ton’un kızları olan, şimdi MIT’te profesör olarak görev yapan Zeynep Ton yer alıyor. Aynı lise uzun yıllar bu hak edilmiş unvanını korumayı başarıyor…
Sırada Türk voleybolunun kurucusu ve en büyük mimarı olan Antrenör Cengiz Göllü var.
Cengiz Göllü kimdir? 28 Mart 1938’de Ankara’da doğan, spora hentbolle başlayıp voleybola ilgi duyan, 1973 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nün teknik direktörlüğüne getirilen, bu kulüpte 21 sezon geçiren, bu arada kırılması imkânsız rekorlara imza atan, uluslararası karşılaşmalarda yüzü aşkın kupa kazanan, kadın voleybolunun bugünkü küresel gücünün temelini oluşturan, o disiplini inşa eden, rol model olmalarına zemin hazırlayan, adeta bir spor pedagogu ve sosyal öncü olarak görev yapan, 56 yıllık tecrübesini bir kitaba aktaran, Millî Takımlar Genel Koordinatörü olarak görev alan, 2014 yılında aramızdan ayrılan, adı TVF tarafından Bursa’da inşa edilen Cengiz Göllü Voleybol Salonu’na verilen bir duayendir…
Sözün özü: Vefa, değerbilirlik, geçmişe, ulusal değerlere ve emeğe saygı adına kaleme alınan bu yazıda Türk voleybolunun gelişiminde büyük pay sahibi olanlara; antrenöründen teknik direktörüne, smaçöründen pasörlerine kadar tüm oyunculara ağız ve gönül dolusu teşekkürler, tebrikler…