Tavuğa Kayyum, Soyada Yüzde 96 Dışa Bağımlılık
Türkiye'de üretilen etin yüzde 58'i kanatlı eti. 2025'te kanatlı eti işletmeleri 2,6 milyon ton üretti. Yıllık toplam cirosu 5,5 milyar dolar. Kanatlı eti, tek başına gıda pazarının yaklaşık yüzde 4'ü. Ve bu alanın tamamına kayyum atandı.
Tavuk Şirketlerine Neden Kayyum Atandı?
Geçen Cuma Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından sektöre yönelik bir operasyon duyurdu. Soruşturmayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu yürütüyormuş. Soruşturmaya göre bir işletmeye ait "Ankara Depo" adlı WhatsApp grubunda rakip firmaların fiyat listeleri paylaşılmış. Başka bir işletmenin yazışmasında da "Elinde rakip fiyatları varsa paylaşır mısın" mesajı bulunmuş.
Şunu açıkça söyleyeyim, Türkiye'de kurumsallaşma yolundaki gıda işletmeleri, iş takibini ve yazışmayı iş amaçlı uygulamalardan yürütür. Satış ekipleriyse sahadadır. Yönetimin içinde değildir, işletmenin kendi fiyat politikasına göre çalışır. Bu yüzden işletmeler de onları bu uygulamalara katmaz. Dünyada da Türkiye'de de en çok kullanılan yazışma uygulaması WhatsApp. Sahadaki satış ekibi de WhatsApp kullanır.
Aslında bunda olağanüstü bir şey yok. Devletinden mahalle bakkalına, apartmandaki komşuna kadar herkes kendi çapında bir istihbarat yapar. Bakkal, yan sokaktaki bakkalın ve mahallenin marketinin ne yaptığını merak eder. Komşu, öteki komşunun ne yaptığını öğrenir. Sonra gider başka komşuya satar. İşletme de rakibinin ne yaptığını öğrenmek ister.
Kanatlı et işletmelerine denetim kayyumu atandı. İşletmelerin kararları, ticari işleri ve parayla ilgili tüm süreçleri TMSF yönetimine geçti. TMSF böylece 1034 tam, 87 denetim kayyumuyla Türkiye'nin en büyük holdingi haline geldi.
Sorun Nereden Kaynaklanıyor?
Türkiye'de ileri tarihli fiyat belirlemeyen tek bir gıda işletmesi yok. Çünkü ortada bir zincirleme etki var. Kanatlı ette üretim maliyetinin yüzde 68'i yem. Soyada yüzde 96 oranında dışa bağımlıyız. Üretimin en başındaki damızlıktaysa bu bağımlılık yüzde 100. Döviz ne zaman sıçrasa, faturası doğrudan halka çıkıyor.
Avrupa Birliği'nde gıda-tarım zincirini izleyen bir gözlemevi var. Türkiye'de yok. Yine Avrupa Birliği'nde işletmeler arasındaki haksız rekabeti yasaklayan Haksız Ticari Uygulamalar Direktifi var. O da Türkiye'de yok. Üstelik AKP iktidarı, üyelik süreci gereği bu standartlara ulaşmak zorunda. Ama iktidar, kriz çıktığında bu kurumsal araçları kurmak yerine ceza hukukuna ve kayyuma sarılıyor.
Söz konusu direktif, tedarik zincirindeki 16 haksız uygulamayı yasaklıyor. Bir kısmını doğrudan, bir kısmını şarta bağlayarak. Her üye ülkede bunu uygulayacak bağımsız bir kurum bulunmak zorunda.
Türkiye'deyse Rekabet Kurumu, yapısal soruşturmalar açmak yerine çoğunlukla ihlal cezası kesmekle yetiniyor. Kurumun başka çok uluslu şirketlere yönelik soruşturmaları da şunu gösteriyor. Gıdada serbest rekabet çoğu zaman bir görüntüden ibaret. Şirketlerin birbirinin çalışanını ayartmama anlaşmaları ve fiyatları birbirine uyumlu hale getirmesi, piyasayı kuralların değil kartel mantığının yönettiğini ortaya koyuyor. Kesilen cezalarsa bu şirketlerin cirosu yanında sembolik kalıyor. İktidar da kesilen cezayla farkındayız mesajı vermiş oluyor.
Kayyum Gıda Güvenliğini Nasıl Tehdit Ediyor?
Gıda biyolojik olarak durmadan akması gereken bir üretim. Taşıması da saklaması da özen ister. İşletmenin yönetiminde belirsizlik doğunca sevkiyatlar aksayabilir, tedarikçinin ve bankanın güveni sarsılabilir, hatta arz doğrudan kesilebilir. Şunu netleştirmek gerek. Denetim kayyumu yönetimi devralmıyor ama paraya dair kararları kendi onayına bağlıyor.
İşte asıl sorun da burada. Denetim kayyumu, yalnızca parayı denetlemeye bakan bir araç. Oysa halk sağlığı, hijyen ve gıda güvenliği ayrı bir uzmanlık, ayrı bir kurumsal kapasite ister. Parayla ilgili kararlar kayyuma bağlandığı için iç kalite süreçleri, gıda güvenliği ve hijyen yatırımları, acil ve olağan ihtiyaçların alımı da bu süreçten etkilenecek. Yani mesele yalnızca işletmeler değil. Sonunda tabağımıza gelen gıdanın güvenliği ve gıda hakkımız.
Bir yanda gıda alanı, o zayıf para cezalarından kolayca sıyrılıyor. Öte yanda, ceza hukukuna ve kayyuma dayalı bir idare ekonomik denetimi siyasallaştırmanın önünü açıyor. Bir korku iklimi yaratıyor, hukuk devletini zayıflatıyor. Kamu yararı ancak kurumlara, kurallara ve öngörülebilirliğe dayanan araçlarla korunur. Yoksa bugün kamu yararı adına kullanılan araç, yarın birilerinin servetine servet katmanın aracına dönüşebilir.