Gıda Sisteminin Anatomisi: Hiçbir Şey Tesadüf Değil

Türkiye'de gıda-tarım sistemi durmak üzere. Bunu hafifletmeden söylüyorum. Yapısal kırılganlığın ana düğümü, gıda tedariğinde derinleşen dışa bağımlılıkta.

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

İthal girdi payı 2012'de yüzde 14,5'tu, 2025'te yüzde 25'i geçti. Tarımın içine giren her dört girdiden biri artık dışarıdan geliyor. Döviz kuru her tırmandığında bu maliyet doğrudan gıda enflasyonuna dönüşüyor. Yani sofraya yansıyan zammın arkasında tesadüf yok. Kurulmuş bir mekanizma var.

Kooperatifçilik Zayıflatıldı, Çiftçi ve Besiciler Tasfiye Edildi

Kooperatifçiliğimiz 2002 sonrası piyasa serbestleştirme dalgalarıyla zayıflatıldı. Çay üreticisinden başlayayım: Çaykur taban fiyatı ve alım kotasını belirliyor. Çiftçinin yıllık geliri böyle çiziliyor. Hopa ve Özçay kooperatifleri borçlanma baskısı altında çalışıyor. Fındık tarafında durum daha da sert: Fiskobirlik 140 bini aşkın üyesi ve 50 kooperatifiyle dünya fındık piyasasının ana üretici örgütü. Ama TMO eliyle yürütülen fiyat müdahaleleri arasına sıkışmış durumda. Çiftçinin sözü, kendi piyasasında geçmiyor.

Çiftçilerin yaş ortalaması 59'a ulaştı. 35 yaş altı genç çiftçi oranı yüzde 10'un altına indi. Toprak da bir avuçta toplanıyor. Üreticilerin yüzde 6,4'ü, arazilerin yüzde 80'ine yakınını işliyor. Çiftçi sayıca çok, toprak elde az. Bu bir toprak yoğunlaşması. Üstelik kayıt sistemi de eşitsiz işliyor. Çiftçi Kayıt Sistemi'nde 2 milyon kayıt var. Ama bunların ancak 500 bin kadarının SGK'sı bulunuyor. Geri kalan, hiçbir sosyal güvenceye tutunmadan üretmeye çalışıyor.

Ulusal Süt Konseyi'nin açıkladığı referans fiyat, üretim maliyetini karşılamıyor. Küçük süt üreticisi de bunun karşısında sürüsünü kesime gönderiyor. 2017'de başlayan ithal canlı hayvan ve dana eti politikası, Et ve Süt Kurumu eliyle besiciyi piyasa dışına itti. Tezgahta gördüğün et fiyatının arkasında bu politika duruyor.

Gıda Sistemi Nasıl Dönüştürülür?

TARSİM bugün kamu-özel ortaklığı modeliyle işliyor. Çiftçiye dönen prim sübvansiyonu yetersiz kalıyor. Bu yapının tamamen kamulaştırılmalı. 50 dekar altı küçük parseller için prim sübvansiyonu oranı yüzde 75'e çıkarılmalı. İklimin yol açtığı büyük afetler içinse zorunlu bir ulusal sigorta havuzu kurulmalı.

Çiftçi Kayıt Sistemi de demokratikleşmeli. Tapu şartı çiftçi lehine esnetilmeli. Kullanım hakkı belgesi de geçerli sayılmalı. Ortak kullanılan, müşterek tutulan araziler kayda alınabilmeli. Aksi takdirde sistem yalnızca tapulu büyüğü görüyor, asıl üreticiyi görmüyor.

Özelleştirilen ve kira süreleri uzayan TİGEM çiftlikleri kamuya iade edilmeli. Bu çiftlikler damızlık hayvan, sertifikalı tohum ve organik tarım pilot çiftlikleri olarak yeniden kurgulanmalı. Su krizi ortada dururken havza bazlı zorunlu üretim planlamasına geçmek artık ertelenemez.

Bütün bunların kurumsal kapısı da açılmalı. Tarım ve Orman Bakanlığı lağvedilmeli. Yerine Gıda Bakanlığı, Tarım ve Çevre Bakanlığı, Veteriner Hizmetleri ve Su Ürünleri Bakanlığı, Kooperatif ve Kalkınma Bakanlığı kurulmalı. Bu yapılar Türkiye Gıda Güvenliği Kurumu üzerinden birbirine bağlanmalı. Sistemin yönetişimi ise Ulusal Gıda Politikaları Kurulu üzerinden yürütülmeli. Sofraya ucuz ve güvenli gıda getirmenin yolu, sonuçta ancak böyle bir mimariden geçiyor.