El Nino Gitti La Nina Geldi
Pencereden bir bakın. 2026’nın şu bahar aylarında memleketçe sırılsıklam oturmuyor muyuz? Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre son 38 yılın en yüksek kümülatif yağış rejimini yaşıyoruz. Barajlar doldu, toprak suya doydu, şemsiye satışları patladı. Buraya kadar her şey normal, tam bir "bereket" hikayesi değil mi?
Tabii ki hayır! Biz Türk milletiyiz; bizim lügatımızda hiçbir doğa olayı, arkasında gizli bir el, karanlık bir oda veya küresel bir plan olmadan öylece kendi kendine gerçekleşemez. Yağmur çok mu yağdı? Kesin bir şeyler dönüyor!
Son haftalarda sosyal medya dehlizlerinde, kahvehane köşelerinde ve WhatsApp aile gruplarında dönen "Gök gürültülü, bol şimşekli" komplo teorilerini sizler için taradım. Hazırsanız şemsiyeleri açın, üzerimize dezenformasyon yağıyor.
Son günlerin en popüler, en aksiyon dolu teorisi tam bir Hollywood senaryosu. İddiaya göre, Orta Doğu’daki bazı "malum" ülkeler (genelde ABD ve İsrail işaret ediliyor) yıllardır yapay bulut tohumlama teknolojileriyle bizim üzerimizden geçecek olan bereketli bulutları tabiri caizse "çalıyor", kendi kurak topraklarına yönlendiriyordu.
Peki ne oldu da şimdi bize sicim gibi yağmur yağıyor? Komplo teorisyenlerimizin cevabı hazır: "İran, Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki yapay bulut tohumlama merkezini vurdu, düzen bozuldu; bulutlar ait oldukları yere, yani Türkiye’ye geri döndü!"
Sosyal medyada milyonlarca izlenen uydu haritaları havada uçuşuyor. Gerçi teyit mekanizmaları o haritaların yağış değil, NASA’nın eski bir bitki örtüsü endeksi (NDVI) haritası olduğunu ortaya çıkardı ama kimin umurunda? Hikaye o kadar dramatik ve güzel ki, insan bilimsel gerçeklere inanıp tadını kaçırmak istemiyor. Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu hoca ekrandan yırtınıyor, "Atmosfer devasa bir sistemdir, bulutlar öyle mıknatıs gibi çekilip çalınamaz" diyor ama bizim klavye başındaki meteorologlar çoktan kararını vermiş: Bulutlarımız esaretten kurtuldu!
Tabii ki böyle bir milli krizde eski dostumuz HAARP’ı (Yüksek Frekanslı Aktif Auroral Araştırma Programı) unutamazdık. Alaska'daki bu iyonosfer araştırma tesisi, bizim komplo evrenimizin İsviçreli bilim insanı gibidir; deprem olur HAARP yaptı deriz, yazın kavruluruz "Bulutları engelliyorlar" deriz, şimdi de herhalde frekansı fazla kaçırdılar ki bizi Nuh Tufanı'na sürüklüyorlar.
Bir de üzerine, gökyüzünde beyaz çizgiler bırakan uçakları "Bizi chemtrail ile zehirliyorlar, yağmuru tetikleyen nano partiküller serpiyorlar" diye videoya çekenleri ekleyin. Tam bir şenlik.
Bilim insanları ne kadar "El Niño bitti, La Niña geliyor, küresel iklim krizi nedeniyle jet akıntıları yer değiştiriyor, basınç sistemleri oynuyor" diye teknik açıklamalar yapsa da, insanoğlu doğanın bu devasa ve öngörülemeyen gücü karşısında kendini aciz hissetmek istemiyor. Bir suçlu aramak, küresel bir gücü suçlamak, "büyük resmi görmek" her zaman daha konforlu geliyor.
Netice itibarıyla sevgili okurlar; gökyüzü delindi, barajlar taştı. Arkasında BAE’nin vurulan üsleri mi var, Alaska’daki antenler mi var yoksa sadece bildiğimiz, lisede coğrafya dersinde gördüğümüz alçak basınç cepheleri mi var, orası sizin hayal gücünüze kalmış.
Benim size tek tavsiyem; büyük resmi görmeye çalışırken yanınıza şemsiye almayı unutmayın, zira bu gidişle komplo teorileri değil ama bu yağmurlar bizi fena çarpacak!