584 Milyon Tonun Üçte Biri Tabağından Geçiyor

TÜİK'in verilerine göre Türkiye'nin 2024'teki toplam sera gazı salımı 584,5 milyon ton karbondioksit değerine ulaştı. Bunun 73,5 milyon tonu tarımdan geldi. Gıdanın gerçek iklim yükü enerji, tarım, sanayi ve atık başlıklarına dağılıyor. Böyle dağılınca da gerçek ayak izi görünmez kalıyor, siyasetin gözünden kaçıyor.

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Gıdanın Karbon Ayak İzi Neden Görünmez?

Türkiye salım envanterini BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne göre hazırlıyor. Salımlar kaynağına göre beş kategoride toplanıyor: enerji, endüstriyel süreçler ve ürün kullanımı, tarım, arazi kullanımı ve atık.

Gıda sistemiyse en az dört halkadan oluşuyor: Tarım ve hayvancılık işletmeleri, gıda işleme tesisleri, lojistik ve perakende, toplu tüketim ve hizmet. Resmi envanter bu zinciri baştan sona takip etmiyor.

Bir süt fabrikasının salımı da envanterde tek bir yerde durmuyor. Kazanında yaktığı doğal gaz enerjiye yazılıyor. Soğutma ve paketlemede kullandığı gazlar endüstriyel süreçler ve ürün kullanımına gidiyor. Atık suyu ve organik atığı atık kalemine düşüyor. Tedarik ettiği çiğ sütü veren ineklerin sindiriminden çıkan salımsa tarıma yazılıyor.

Bu teknik olarak doğru, ama politik olarak yanlış. Bu sistemi bütün haliyle gösteren bir kalem hiç açılmadığı için hiçbir bakan, hiçbir bürokrat, hiçbir milletvekili gıdanın salımına bakmıyor.

Gıdanın Sera Gazı Salımındaki Payı Ne Kadar?

Dünya genelinde gıda sisteminin, toplam sera gazı salımının yüzde 34'ünü ürettiği tahmin ediliyor. Yine tahminen, bu yüzde 34'lük payın yüzde 29'u gıda işleme tesislerinde oluşuyor. Gıdadan çıkan salımın yüzde 52'si karbondioksit, yüzde 35'i metan, yüzde 10'u diazot monoksit, yüzde 2'si florlu gazlar.

Rakamları yan yana koyunca metanın neden bu kadar önemli olduğu netleşiyor. Metanın kısa vadedeki ısıtma gücü karbondioksitinkinin yaklaşık 80 katı. Bu güç kısa vadede 20, uzun vadede 100 yıl üzerinden hesaplanıyor. Diazot monoksidinki karbondioksitin 273 katı, florlu gazlarınkiyse 100 ila 25 bin katı. Gıda kaybı ve israfı da tek başına, tüm gıda sistemi salımının yarısını oluşturuyor.

Önce Ölç, Sonra Fiyatla ve Halka Dağıt

Çözüm ölçmekle başlıyor. Çünkü mücadelenin ön koşulu ölçmek. Gıdanın tarladan çöpe kadar bütün salımı resmi istatistik programına alınmalı. Belli bir ciro ya da enerji eşiğini aşan gıda işleme tesisleri için yıllık salım raporu zorunlu olmalı. Küçük ve orta ölçekli gıda işletmelerineyse salımı ölçme, raporlama ve doğrulama konusunda teknik ve finansal destek verilmeli.

Ama asıl sorun daha temelde. Karbon kirliliğinin bir fiyatı yok. Kirleten, yol açtığı zararın toplumsal bedelini ödemiyor. O bedel bütün toplumun sırtına biniyor. Bunun için Ulusal Emisyon Sistemi kurulmalı ve karbon vergisi toplanmalı. Toplanan para hazinede genel bütçeye karışıp kaybolmamalı.

Bu gelir halka geri dönmeli. Okullarda bir öğün ücretsiz yemek, çiftçiye yeşil geçiş fonu, küçük ve orta ölçekli gıda işletmesine enerji verimliliği hibesi olarak geri dağıtılmalı. Bu dönüşümün tüm maliyeti kirletene ve büyük sermayeye yönlendirilmeli.