"Hepimizi LGBTİ+ yapmak istiyorlar" endişenizi bir nebze azaltmak için size bu mektubu yazıyorum. Hem de Onur Haftası kapsamında, hak mücadelelerine elimden geldiğince destek verdiğim dostlara da bir selam göndermiş olayım.

2011 Genel Seçimleri öncesi son saha çalışmaları yapıyorduk. Milletvekili adayı olduğum İstanbul 2. Bölge adaylarının toplantısı vardı. Benden hayli genç bir kadın arkadaşım "Melda abla, geçenlerde İstiklal Caddesindeki CHP Standında çalışırken bir grup geldi ve bizler LGBTİ bireyleriz. CHP neden bizimle hiç ilgilenmiyor, biz de vatandaşız, biz de oy veriyoruz, bizim de sorunlarımız var, dediler" diye anlattı. Ben de "ilgilenelim, ne yapalım?" diye sordum. "Bizi derneklerine davet ettiler, gidelim mi beraber?" dedi. "Tamam" dedim.

TOPLUMUN BİR PARÇASI

O güne değin farklı cinsel yönelime sahip arkadaşlarım ve tanıdıklarım olmuştu. Doğrusu özel olarak onların sorunları ile ilgilenmiş değildim, ama hayatımızın bir yerinde hep vardılar. Sizin de yok muydu? Mesela mahallenizde ya da ilk, orta, lise veya üniversite öğreniminizde, "genel normal" algısı dışında hissettiğiniz arkadaşlarınız ya da tanıdıklarınız. Mutlaka vardır. Hatta olmayan da yoktur herhalde. Zeki Müren ile büyümüş, Bülent Ersoy'un kimlik mücadelesine tanık olmuş bir neslin evlatları olarak, değil Osmanlı döneminin farklı cinsel yönelim gerçekleri, insanlığın varoluşundan bu yana böyle bir durumu bilmiyor değiliz. Aramızda varoluşlarının yüküyle yaşayan bu insanlar, kimi zaman müstehzi gülümsemeyle görmezden gelindi, kimi zaman kocakarı ilaçlarına maruz bırakıldılar ya da "nikahta keramet" tedavileriyle düzeltilmek istendiler. Öldürülme, dayak, ağır aşağılama ve alaylarla onursuzlaştırmaya hiç girmiyorum bile... Nasıl yaşadılar, neler hissettiler, ne acılar çektiler, o zamanlar bilmedik. Bir kısmı da görünüşte "tedavi görmüş" gibi davranıp iki ayrı hayat sürdü. Meslek sahibi oldular, evlendiler, çoluk çocuğa karıştılar. Birçoğunun mutsuz evliliklerini, paralel hayatlarını duyduk. Ayıplandılar insafsızca.

İyi düşünün Sayın Soylu. Mutlaka hayatınızın bir yerinde bu insanlarla temas ettiniz. Yoksa siz de onlara kötü davranan ya da arkalarından "top" diye bağıranlardan mıydınız? Bana öyle gibi geliyor.

NEFES ALSINLAR YETER

Neyse, biz yine 2011'e dönelim. Biz 2 milletvekili adayı ve yanımızda CHP örgütünden bir başka kadın arkadaş ile arka sokakta, daracık merdivenle çıktığımız rengarenk bir ofise girdik. Doğrusu ben bile bize benzemeyen insanlarla karşılaşacağımızı sanıyordum. Orta yaşın altında denebilecek bir kadın ve 2 erkek ile orta yaşın üzerinde 2 kadın ve 1 erkek vardı. Hal hatır sorma ve yaklaşan seçim sohbetlerinin ardından odadaki kişilerle ilgili genel bir fikrim oldu. Orta yaşın altındakiler, LGBTİ+ bireylerdi. Diğerleri ise ailelerinden birileri.

LİSTAG'ı o gün tanıdım. Siz de tanısanız bu konuya bakışınız değişir. "Hiçbir şey istemiyoruz, yalnızca çocuklarımız nefes alsın istiyoruz" diyen Pınar Abla'nın gözyaşları ve meseleyi anlatışı karşısında hiçbir siyasetçinin taş gibi duramayacağına eminim. 2015'te bir trafik kazasında kaybettiğimiz Sevgili Boysan Yakar'ın annesi Sema Abla'yı da orada tanıdım. Ve daha sonraları birçoğunu...

LİSTAG'ı daha detaylı anlatacağım. O günden devam edeyim. O gün o odada olanlardan biri daha sonra da ortak mücadelelerinde birlikte yürüdüğümüz Mehmet Tarhan'dı. Mehmet o gün bana LGBTİ+ bireylerin insan hakları ve sosyal hakları konusunda, derneklerin faaliyetleri hakkında bilgi verdi.

TBMM KAPISINI BİZ AÇACAK MISINIZ?

Yaptıkları iş insanları LGBTİ+ yapmak değil Sayın Süleyman Soylu. LGBTİ olanları sizin gibi farkındalığı olmayanların söylemlerinden ve eylemlerinden korumak, nefes almalarını sağlamak, bu kişilerin eğitim, sağlık, çalışma alanlarında var olabilmelerini sağlamaktı. Bunun için de artık konuya siyasetin el atması gerekiyordu. Öyle ya AKP'nin Genel Başkanının da, bugün hala sosyal medyada videoları dönen vaadleri vardı. Bu iktidar değil miydi özgürlüklerin, farklılıkların savunucusu...

"Biz artık milletvekillerinin, TBMM'nin bu sorunlara eğilmesini istiyoruz. Milletvekili olursanız TBMM'nin kapılarını bize açacak mısınız? Söz verir misiniz?" diye sordu. Hiç tereddütsüz "elbette" dedim. O günlerde hatırlarsınız Yeni Sivil Anayasa heyecanı vardı ülkede. Herkes kendini Anayasa'da görmek istiyordu. Onlar da tabii... Şu an adını hatırlayamadığım kadın arkadaş bir kafe işletiyordu. Hak mücadelesi içindeydi, LGBTİ+ bireylerin genel durum ve sıkıntılarını anlattı.

TOPLUMUN YÜZDE 10'U

Birden kafamda kaş kişilik bir topluluktan söz edildiği merakı doğdu. Öyle ya LGBTİ+ birey sayısı kaçtı ya da toplumun kaçta kaçıydı. "Siz kaç kişisiniz?" diye sordum kadın arkadaşa. Yani Türkiye nüfusunun ne kadarından söz ediliyordu. Böyle bir veri var mıydı?

"Dünyada genel kabul toplumun yüzde 10'u dedi. Çünkü bilinen rakamlar gizlenenleri yansıtmıyor. Açık kimlik çok az. Ama yüzde 10 diyebilirsiniz" dedi. Çok şaşırmıştım, bu kadar yüksek bir oran beklemiyordum. Gülerek "Nee, desenize parti kursanız mecliste grubunuz olur" dedim. Güldü. "Çünkü biz kendilerini bu gruba dahil göremeyen ama eşcinsellerle birlikte olan ve kendilerini hala heteroseksüel sayanları da bu gruba dahil ediyoruz. Çünkü öyle olmalı" dedi. Otoyolların kenarındaki gece işçilerini üç-beş kuruş parayla alıp götürenleri LGBTİ olarak adlandırmaktan daha mantıklı bir şey olabilir mi? Bunu düşündüğümüzde yüzde 10 az bile...

SÖZÜMÜ TUTTUM

24. Dönem Milletvekili olarak verdiğim sözü tuttum. LİSTAG ailelerine ve LGBTİ hak savunucularına TBMM kapılarını açtım. Tabii bu mücadelede yalnız değildim. Çok az sayıda olmakla beraber bir grup milletvekili arkadaşım bu mücadeleyi ortak yaptık. AİHM Yargıcı Rıza Türmen, Profesör Binnaz Toprak, Avukat Mahmut Tanal, İş İnsanı Aylin Nazlıaka, Avukat Sezgin Tanrıkulu bu hak mücadelesine destek veren milletvekili arkadaşlarımdan şu an aklıma gelenler. Dahası da vardır. Şimdi siz bu isimlerin hiçbirinden hazzetmezsiniz. Ben dahil hiçbiri size göre makbul değil. Ama neyse, sonuçta bu vatandaşlar Anayasa Uzlaşma Komisyonu'na da taleplerini ilettiler, basın toplantısı da yaptılar, koşullarının iyileştirilmesi için yasal düzenleme de önerdik, önergelerle denetleme görevlerimizi yaptık. Hatta ardından gelen yerel yönetim seçimlerinde açık kimlikli 3 arkadaşımızı aday gösterdik ve 2'si belediye meclisine girebildi. Çok değerli çalışmalara imza attılar.

"NONOŞLARIN" ZOR HAYATLARI

"Ne sorunları varmış bu nonoşların" diye burun kıvırdığınızı görür gibiyim. Öyle demiştiniz değil mi, sanırım Ertuğrul Özkök'e hitaben? Nonoş.

Sıralayalım. Başta sağlık hizmeti almalarında sorunlar yaşanıyor. LGBTİ+ bireyler üzerinde yarattığınız algı yüzünden tedavi olanakları kısıtlanıyor. Barınma hakkı gasp ediliyor. Avcılarda depremden hasar görmüş riskli binaların bu insanlara yüksek paralara kiralandığını hatırlar mısınız? Çünkü hayatlarının hiç önemi yok. Mesela çalışma hakkı önündeki engeller var. Hayatlarını idame edebilecek güvenli bir iş bulamazken, bu kişiler yaşamak için en uç hayatlara savrulurken kendilerini onlardan görmeyenlerin kimi zaman eğlenceliği, kimi zaman da sadistliğini tatmin edici oyuncakları haline gelebiliyor. Hele bir de engelli olanları ve yaşlılıklarını görseniz. Gündüz dışarılarda günü geçirmeye çalışıp, geceleri Beyoğlu'ndaki boş atölyelerde kalmalarına müsaade edilen yaşlı LGBTİ+ bireylerle tanışmıştım. Birine tekerlekli sandalye sağladık. Yeni bir hayat vermiş gibi olmuştuk.

SUÇ LİSTESİNDE

Hayatları kollukla kovalamacayla geçen bu kişilerin LGBTİ+ birey olmalarını bile suç olarak görüyorsunuz. Sizden önceydi; İdris Naim Şahin idi İçişleri Bakanı. Elimize Önleyici Hizmetler Büro Amirlikleri Bonus Puan Cetveli geçmişti. Polis gözaltına aldığının önem derecesine göre bonus topluyordu. Suç Adı başlığı altında çeşitli tanımlamalar vardı. Şöyle sıralanıyordu: Molotof-terör olayları, cinayet, gasp, hırsızlık, silah, narkotik, yaralama, aranan şahıs, sahte kimlik, memura mukavemet, travesti, bilinen bayan, madde bağımlısı, terk oto, ızrar, kabahatler kanunu, karayolu üzerinde satıcılık yapan...

Şimdi bu sıralamada travesti olmak nasıl bir suç oluyor sizce? Dönem sizin döneminiz olmamakla beraber aynı kafayı kullandığınız için yanıtlarsınız diye düşünüyorum. Mesela travesti toplamak 10-20 puan yazıyordu. Gerçi 1500 puanlık molotofla kıyaslandığında toplamaya değer mi bilmiyorum ama şu açıdan değebilir. Şimdi bu kişiler alındıktan sonra eğer tutuklanırsa polise ilave bonus yazılıyordu. Ama serbest de bırakılabilirdi. Mesela yolda yürüyen, markette alışveriş yapan ya da kafede oturan travestileri alıp alıp bırakmak polislere ne kadar bonus yazar merak etmiştim. Konuyu bakana sorduğumuzda "sadece suça karışanlar" cevabı vardı. Ama suç tanımları orada dururken cinsel kimlik tanımı da neyin nesiydi? Mesela hala o puan cetveli geçerli mi sizin dönemizde de, merak ediyorum? Mesela cezaevinde olanlar da var. CHP Milletvekili Veli Ağbaba, bu vatandaşların sorunlarını anlattığı geniş bir raporu kamuoyuyla paylaşmıştı. Bulup okuyabilirsiniz.

BENİM ÇOCUĞUM

Gelelim yeniden LİSTAG'a. LİSTAG, LGBTİ+ bireylerin ebeveynleri, ailelerini bir araya getiren ve çocuklarının ortak sorunlarına dayanışarak çözüm arayan bir örgüt. Bu ailelerin yaşadıklarını anlatan bir belgesel yapıldı. Belgeseli yapan kişi Boğaziçi Üniversitesi Akademisyenlerinden Can Candan. O da muhtemelen sizin pek sevmediğiniz biri. Ama o farklı, bu değişik, bu tuhaf, onu sevme, bunu sevme, nereye kadar yani...  

Devam edelim. Filmin adı "Benim Çocuğum."Bu belgeselde LİSTAG üyesi aileler çocuklarındaki cinsel yönelim farklılıklarını hissettikleri günden itibaren yaşadıklarını anlatıyorlar. Bizler bu filmin Ankara gösterimine milletvekillerini davet ettik. Gelenler gözyaşlarını tutamadı. AKP'den tek bir Trabzon Milletvekili Safiye Seymenoğlu gelmişti izlemeye. O da etkilenmişti. Zaten insan olan bu belgesele kayıtsız kalamazdı.

KABULE GEÇİN

Bu belgeseli izlerseniz şunu göreceksiniz Sayın Soylu. LGBTİ+ bireyler oradan buradan devşirilmiş terminatör robotlar değil, bu ülkenin sıradan vatandaşlarının çocukları. Aileler önce farklılığı reddetmişler, sonra bazıları kendilerini suçlamışlar, sonra tedavi yollarını aramışlar. Sonunda bir anne çocuğunu psikoloğa götürmüş. Psikolog bunun bir hastalık olmadığını bazı çocukların böyle olduklarını, tedavi ile uğraşmak yerine kabullenmeye geçmelerini söylemiş.

Şimdi size de son sözüm şu olacak.

Benim çocuğum belgeselini izleyin, LGBTİ birey olmanın o kadar kolay olmadığını, kimsenin kimseyi durduk yere LGBTİ birey yapamayacağını ya da kişi bu yönelime sahipse evlendirseniz dahi değişemeyebileceğini anlayacaksınız. Yani belki siz de kabullenmeye geçeceksiniz.

Artık kabullenin ve sığ yorumlarınıza son verin. Ayrıca daha önemli işlerinizi yaparken başarısızlıklara başkalarını, muhalefeti, sosyal medyayı, dış güçleri falan bahane göstermeyin. Bunun başkaları yüzünden LGBTİ olmak zorunda kalmak kadar saçma olduğunu unutmayın.

Bırakın kendi halindeki insanları doğdukları gibi yaşasınlar. Bırakın onur yürüyüşlerini yapsınlar. Bu yürüyüşün adı neden "Onur Yürüyüşü" biliyor musunuz? Çünkü onursuzlaştırılmaya çalışıldılar hep. Bırakın onur yürüyüşlerini yapsınlar.

Yeter ki onursuz olmasın siyaset.