Kaldığımız yerden devam edelim… (Birinci Bölüme Bakınız)

Ama emperyalizmin acımasız kuklası o ülkeye dehşet veren kumpasları, gereksiz vesayet korkuları şanlı ordumuzu öylesine çekingen yaptı ki, artık bunlarla ilgilenmek-ilgilenememek, aslında güç olarak yeterli olmasına rağmen artık bu konularda bir şeyler yapamamak, bugün çok büyük olasılıkla, bize göre cefakâr orduya da mülki idarelere de acı veriyor olmalıdır. (Belki de bunlar, şu an sessizce çok etkin olarak yurt sathında yapılıyordur da biz bilmiyoruzdur… Ama soruyoruz; bunlar olsaydı eğer şu en son “mega orman yangınları afetleri” sırasında, bunun olumlu sonuçlarını görmez miydik?)

Ayrıca TSK bugün acaba kaç cepheye yayılmıştır ve hangi şartlarda ülkesi için Afganistan’dan Somali’ye Bosna’ya kanıyla canıyla kaç kıtada mücadele ediyor bir bilen var mı? Fakat “Her cephede kuvvetli olmaya çalışan, her cephede zayıf olabilir!” öz deyişi ve kuralı da bizce çok önemlidir. Belki de mega yangın sırasında bu zorluğu da yaşıyoruz…

Bir diğer gözlerden kaçan yaşamsal konu da yangınla mücadeleye yönelik mevcut “Stratejik Planların” bu son yangın felaketleriyle ilgisi ve de ilintisidir… Bilenler bilir, Orman Genel Müdürlüğü Stratejik Planı, 2019-2023 dönemini kapsayacak şekilde 2019 da yenilenmiştir. Buna göre Stratejik Amaç (A1) kapsamı içinde "Hedef (H1.1): Orman yangınlarıyla mücadelede önleyici tedbirler artırılacak, müdahale kapasitesi güçlendirilecektir" şeklinde somut bir hedef bulunmaktadır. Bu hedef projenin maliyetlendirilmesi de yapılmış olup 5 yıllık (2019-2023) olarak toplamda 5.139.385.000 TL'dir (Yaklaşık 608 milyon dolar). 2021 yılı için ise ihtiyaçlar içinde "Araç ve ekipman eksikliklerinin tamamlanması" maddesi resmen yazılmış ama nedense şeffaf olarak planda yeterince detaylandırılmamıştır. Mesela yaşamsal önemdeki "etkin yangın söndürme uçaklarının" alımıyla ilgili herhangi bir ihtiyaç, stratejik planda yer almamaktadır.

Bu hedefin performans kriterleri ise üç adet olarak (İnsan kaynaklı yangın sayısının toplam yangın sayısına oranı, Yangın başına düşen alan miktarı, Yangına birinci derecede hassas bölgelerde ilk müdahale süresi) tespit edilmiş olup, bu somut performans-başarma kriterleri arasında son derece basit bir kriter olmasına karşın "bölge bölge mevcut orman alanlarına göre elde mevcut havadan-karadan orman yangını etkin söndürme kapasitesi" konusuna nedense yer verilmemiştir. Bu kriterin, geleceği kaynağıyla beraber planlayan böylesine önemli bir stratejik çalışmada öyle kolayca atlanması ya da göz ardı edilmesi, bizce pek mümkün değildir. "Hata yapmışız!" vs. özrü de kabul edilemez. Çünkü bugün belki de bu hatanın bedeli ödenmektedir…

Evet, stratejik planlardaki bu şaşırtıcı es geçmenin nedeni bize göre mutlaka yasal olarak da soruşturulmalıdır. Yeterince sayıda "en etkin havadan yangın söndürme uçağı temin etmeme" hatasının hesabı ya bu stratejik planı hazırlayanlara ya da onaylayanlara sorulması gerekebilir, kanaatindeyiz. “Hesap verebilirlik” ülkemizde zar zor gitse de demokrasinin olmazsa olmazıdır.

Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti İklim Değişikliği Eylem Planı (2011-2023) içeriğinde de "Orman yangınlarıyla mücadelede önleyici tedbirlerin artırılması, mevcut olan erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi" maddesi yer almaktadır. İyi de gereğini kim-nerede yapıyor bunun? Tarım ve Ormancılık Bakanlığı mı yapıyor?

Bu yüzden biz bu bakanlığın 2019-2023 Stratejik Planına da baktık. Orada büyük orman yangın felaketlerinin önlenmesinin ya da şu son Karadeniz Bölgemizdeki gibi büyük sel vs. gibi doğal afetlerle daha etkin müdahale-mücadele edilmesiyle ilgili somut bir stratejik amaç-hedef bulamadık; örtülü ve çok geniş her yöne çekilebilecek ifadeler var.

Yani üst politik hedeflerde, bize göre özellikle de bu “orman yangını” şeklindeki mega doğal afetlerle mücadele konusunda ciddi bir boşluk var. İyi de insanın aklına hemen şu geliyor; “2020 yılındaki seller, yangınlar, felaketler yeterli değil miydi bu alandan bugünlere somut dersler çıkartmak için?”

Biz; koskoca 63 sayfalık Tarım ve Orman Bakanlığı Stratejik Planında (2019-2023) bırakın orman yangınlarını önlemek hedefini, "orman" kelimesine dahi rastlayamadık. Çok yazık. Tarım ve hayvancılık sektörü kuşkusuz suyuyla, tohumuyla, toprağıyla, çiftçisiyle, çok yaşamsal ve muazzam önemde ama “Ormancılık” konuları bu konularla kıyaslandığında söz konusu planlarda çok fazla sıradan gibi olmuş ve açık kalplilikle bizce ikincil önemde kalıyor. Bakanlığın Stratejik Planına bakılınca da bu çok net hissediliyor.

Tarım ve Orman Bakanlığının Stratejik Planlanının araçlarından sadece birisi olan, çalışmada mevcut durum analizlerinde yer verilen PESTLE ve GZFT analizleri yapılmış, tehditler riskler ortaya konmuş ama bunların hiç birisinde "ne ormanlarımız ne orman yangınları vs." kelimeleri yer almıyor. Yani bize göre “orman yangınları o kadar da öncelikli bir konu değil” anlamı da çıkıyor. Şaşırdınız mı?
Uzmanlık alanımız olan Stratejik Planların en önemli gücü "açık kalplilikle yapılan cesur sorgulamalardır". Biz hem sahadan geldiğimiz (yani daha önceki görevlerimizde bu konuları bizzat uyguladığımız) için hem de akademik çalışmalarımız kapsamında bu hazırlanmış stratejik planları inceleyince gördük ki şu an için bunlar sanki stratejik planlamadan sorumlu küçük teknik birimlere bırakılmış, "çok karışık, aman bana bulaşmasın bu iş" anlayışı, öne çıkmaya başlamış gibi. İşte bu teknik personel de ellerinden geldiğini yapmışlar-yapmaya da çalışıyorlar. Kuşku yok. Oysa bu stratejik planların asıl sorumluları tepeden tırnağa o kurumun bizzat uygulayıcılardır, stratejik planlama ofisleri değil…

Ayrıca "ilk başta stratejik planlar tepeden inme küçük bir gurup tarafından hazırlansa bile kurumun sorumlu yöneticileri tabandan gelen sesi (paydaşları, müşterileri, muhalefet dahil tüm kullanıcıları, sistemden etkilenenleri vs.) çok dikkatli dinlemek, incelemek, mevcut kaynakları yeniden önceliklendirmek ve de mevcut planı acilen revize etmek vs. zorundadırlar. Üstelik bu stratejik planlar dinamik/ yaşıyor olmalı, en azından her yıl tüm rakamlarıyla güncellenmelidir. Oysa mesela 2019 yılını içine alan beş yıllık bir stratejik plan (2019-2023) kurumsal resmi sitelerde beş yılda bir yenilenmekte ve kamuoyunun yıl yıl takibi (demokratik kontrol) atlanmış olmaktadır. Muhalefetin ise farklı bakış açılarıyla bu planları-projeleri zenginleştirme imkânı bulunmasına rağmen nedense özellikle de kaynağın kullanılması ile ilgili bu planlamanın tümüyle dışına itilmektedir. Bu nedenle aslında yaşayan bir yönetim sistemi olması gereken “stratejik yönetim” kurumlarda bir türlü gerçekleşememekte, sadece beş yılda bir değişen bir stratejik plan uygulaması şeklinde “statik bir uygulama” gerçekleşmiş olmaktadır.

Ayrıca bir "stratejik plan vizyonu" en üstteki sorumlu bakan ya da ilgili genel müdür dahil tüm tabandaki kullanıcılarla müşterilerle tekrar tekrar paylaştırılmadan yani derinlemesine sorgulanmadan (sistem yaklaşımı-değişim mühendisliği) yalap şap GZFT, BKUBT ya da PESTLE vs. gibi çok çok basit, göz boyayıcı teknik araçlar kullanılarak ya da birkaç hızlı paydaş anketleri yapılarak hazırlanabilir ve bu plan uygulanarak bir takım yüzeysel-çok basit, aşırı pratik çıkarımlara varılırsa, işte çalışmanın sonuçları da (projeler) böyle yüzeysel olur; yani bu görüntüsüyle ülkemizdeki stratejik planların çoğu bir uzman gözüyle, "Göstermelik- Var mı var!" anlayışını temsil ediyor olabilir.

Zaten ülkemizde neredeyse hiç kimseler internette yayınlanan o binleri bulan rengarenk göstermelik stratejik planın incelenmesiyle-sorgulanmasıyla uğraşmamaktadır. Bunların kaç okuyanı, kaç sorgulayanı, kaç hesap soranı vardır ki acaba? Neden peki? Biz söyleyelim; “Bir yol göstereni yok da ondan!” …

Ama ne kadar eleştirsek de günümüzde 2003 yılının 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa dayanılarak yapılmaya çalışılan söz konusu bu iş (Devlette bir çağdaş yönetim aracı olarak Stratejik Planlama-Stratejik Yönetim), özü itibarıyla bizce "doğrudur, iyi bir başlangıçtır, hiç yoktan iyidir" ama bunu yapabilecek "Liyakatli kadrolar" birkaç istisnası hariç belli ki hiçbir tarafta mevcut değildir. Bu kadroların sabırla yetiştirilmesine fırsat verilmeden aceleyle yangından mal kaçırılırcasına bir yönetmelik çıkarılarak yalap şap uygulamaya geçilmiştir. Bunu yaşadık ve zorluklarını yaşıyoruz şimdi...

Kısacası şu anda bu ülke çapındaki “maliyetle bütünlenmiş yaşamsal stratejik planlama ve uygulamalar” neredeyse her tarafta, stratejik planlamayı ve birkaç teknik metodu biraz bilen, ihale usulü parayla tutulmuş bir avuç beyaz yakalı yönetim teknisyenlerinin (yeni kurulan-kiralanan Stratejik Planlama Ofisleri ve ekiplerinin) sırtlarına yıkılmış görünmektedir.

Yani demek istiyoruz ki; bu uygulamada orada o resmî kurumlarda çalışanlar, alışkanlıklarını değiştirmemekte ve işler çoğunlukla bu yeni/ kiralık ofislere kalmaktadır. O söz konusu beş yıl boyunca şeffaf takibi yapılamadığından da kurnaz yöneticiler belki de hazırlanmış stratejik planları sürekli tepeden gelen keyfi ve hiç hesapta olmayan değişiklikler doğrultusunda sürekli iğdiş ediyor da olabilirler. Sayıştay bize göre, çağdaş denilebilecek bu sistemde işte tam da bunun için vardır. Ama 2017’de Anayasa değişiklikleriyle kurulan ve bir anlamda “TBMM’ni ve güçler ayrılığını” neredeyse yok sayan yaşadığımız bu yeni rejimde Sayıştay’ın da felç olduğunu, fonksiyonsuzlaştığını görüyoruz.

Neyse, bu yazımızda asıl konumuz “orman yangınları ve son durum” olduğu için bu çok önemli ama teknik konuyu yeterince vurguladık, şimdilik burada kapatalım. Başka bir zamana atalım özlü sorgulamayı. Ama her ne dersek diyelim ısrarla vurgulayalım ki “orman yangınlarının söndürülmesi” mücadelesi anlı şanlı stratejik planlarda yer almıyor. Ve bunu da hiç kimse fark edip de sorgulayıp yeterince önceden stratejik planlara değişiklik istemiyor-istememiş bugüne kadar. Sonra Akdeniz’in incisi güzelim yerler “Halep gibi yanıp mahvolunca” herkes birden başlıyor yaygaraya; “İmdat! Neden yangın söndürme uçağı yok vs.” … Adam orada stratejik planlarında zaten 2019, 2020, 2021, 2022 ve 2023’te neler yapacağını açık açık yazmış ve üstelik 2019 yılında paylaşmış (oralarda orman yangınlarını söndürme ile ilgili bir proje yok) …

Neden zamanında (mesela hiç değilse 2019 ve 2020 boyunca) “Yahu kardeşim bunlarda orman yangını söndürme için açık bir hedef yok ki; ülkede ya aniden peş peşe büyük orman yangınları çıkarsa? Önleminiz nedir?” diye hesap soran oldu mu bizi yönetenlerden? Demokratik toplumların suskunluğu ülke için avantaj değil büyük bir dezavantajdır bizce…

Şimdi ciğerlerimiz yandı ve hep bir ağızdan sorgulayıp hesap soruyoruz. Ama artık çok geç! Olan oldu. Geçmiş olsun.

Diğer yandan da Orman Genel Müdürlüğü resmî sitesine göre bazıları devam eden, bazıları kontrol altıda bazıları da söndürülmüş statüde olmak üzere “sadece bir hafta/ sekiz gün içinde” (24 Temmuz-2 Ağustos 2021) meydana gelen yurt sathına dağılmış orman yangını sayısının bugün itibarıyla 184 adeti aştığını fark ettik … Çok şaşırtıcı…

Zira mesela şu son haziran ayında bu rakam sadece 4’tü. Onun öncesinde mayıs ayında ise yine 4’tü. Söz konusu aynı yaz mevsiminde bu iki ayda (Mayıs ve haziran) yani “atmış gün içinde sadece 8 orman yangını” rakamı nerede, buna karşılık sadece “bir haftada 184 orman yangını” rakamı nerede (46 katı)? İnsanın aklı gerçekten de epeyce bulanıyor doğrusu. Evet o bazı orman bölgelerindeki hava sıcaklıkları aşırı arttı ve ısı zaman zaman 50 dereceyi aşmış vs. ama bu durum, her taraftaki bu sayıda orman yangınlarının meydana gelmesinin asıl nedeni olabilir mi Allah aşkına? Şüphe aklın yarısıdır, derdi eskiler… Bu çok kritik konu da acilen devlet ciddiyetiyle konunun uzmanları ve ilgili üniversiteler tarafından incelenerek şeffaf olarak bilgi paylaşımları yapılmalıdır. Peş peşe iki yaz ayı içerisinde arada bu kadar da çok fark olur mu Allah aşkına?

Bu ani patlayan 184 adet orman yangını da biraz daha dikkatli analiz edilince, bazı diğer ilginç sorular da akla gelebiliyor. Mesela; Neden bu bir haftalık yangınların çoğunluğu (184 yangının %80’i) hep “öğleden sonraları ve gece saatlerinde” çıkmış acaba (öğleden sonraları orman yangınlarına hızlı müdahale için pek zaman kalmıyor)? Gece karanlığında kendi kendine bu kadar şiddetli nasıl yangın çıkabilir ki (resmi verilere göre 184 yangının %16’sı saat 20.00 ile 06.00 arasında karanlık saatlerde çıkmış). Ve ilginçtir ki bunlar hep İstanbul İzmir Antalya Muğla ve Adana gibi genelde büyük şehirlerde çıkmış)? Bazı orman yangınlarının “aynı anda ya da çok az zaman aralıklarıyla bir anda ama farklı yerlerden topluca başlatılmaları çok sıklıkla olmuş mudur acaba? Bu emareler de yok değil hani… Kim bilir bunlar, belki de zorlama ya da tesadüftür gerçekten… (Birileri ve uzmanlar bunu inanıyoruz ki şu an incelemeye başlamışlardır… Devlet bunun incelenmesini bizce ıskalamaz).
İşte şu son bir haftada patlayan o çok sayıdaki (184 adet) büyük yangınların, varsa eğer terörist kundakçıların alışılmış-alışılmamış orman yangını çıkarma teknik ve kapasiteleri ile günümüzde inanılmaz derecede gelişmiş havadan (yabancı İHA’larla, çakmak rollü küçük dronlarla, uydularla)-sudan (fırlatılan yangın roketleri, dronlar…) ve bunların yangın başlatma teknolojileriyle ormanlara gizli kapaklı hücumu, bu yangınların bu kadar sıklıkta ve kolayca nasıl çıkarılabileceği-yayılabileceği, bu yangınların başlama noktalarının topluca analizi (yola yakın yerler mi, yoksa insanların ulaşamadığı sarp yerler mi vs.), İHA/ uydu sistemlerinin de titiz olay yeri inceleme sonuçlarıyla beraber uzmanlarca gerçekten çok iyi analiz edilmeleri, “eğer böyle durumlar varsa”, bunlara karşı acilen ve çok etkin tedbirlerin alınması (ya da kuşkulu kamuoyunun rahatlatılması) bize göre ulusal güvenliğimiz açısından yaşamsal değerdedir. Aksi taktirde seneye çok daha kötü günleri de yaşayabiliriz.

Ayrıca mesela Orman Genel Müdürlüğü ormanları piknik için belli ki piknikçilere açmayı da hedeflerine koymuş. Durum analizlerini başlatan teknik personel, siyasetçilere bu maksatla stratejik planlardaki analizlerinde suni gerekçe hazırlamış. Önce analize halkın piknik yeri talebini ekliyor, sonra bunu stratejik hedef-proje yapıp “piknikçi halka” her taraftaki ormanlık yerleri açtıkça açmaya başlıyor…. Bu sistem de bu söz konusu planda gözden kaçmıyor. Ama halkı mutlu etmek uğruna, onların eğitim noksanları, hataları veya umarsızlıklarını hale yola koymadan, farkındalık yaratmadan mesela etrafa sorumsuzca saçılmış piknik artıkları ve kırık cam şişeleri yüzünden ormanlarımızın cayır cayır yanmasını kabullenmeli miyiz?
Son olarak “mega orman yangınları tabi afet konusunun” ulusal güvenlikle de ilgisi olduğu için artık şu son “somut önerilerle” bu beyin fırtınamızı tamamlayalım.
Mega yangınlarla ilgili olarak daha ilk planlamadan itibaren yapılan ve can/mal kaybına neden olan büyük hatalar (sahada araştırma ve anketler söyleşiler de yapılarak) sorgulanmalı, öncelikle TBMM’inde genel oturumlarda halka açık ve şeffaf olarak tartışılmalı ve de alınan bütün dersler cesaretle ortaya konmalıdır. Bu konunun acilen şeffaf bir raporu hazırlanmalıdır.

Her şeyden önce eğer bu aniden patlak veren yangınların sabotaj ya da kundaklama olduğundan şüpheleniliyorsa ülkemizin milli istihbaratla ilgili tüm teşkilatları neden bu büyük organizasyonu fark edemediği ve önceden haberdar olamadığı konusunda çok büyük öz eleştiri yapmalıdır.

Ama böyle bir durum sadece bir “komplo teorisinden ibaret ise” bu durum basın ve yayın organları kanalıyla devlet tarafından halka acilen açıklanmalı ve de buna yönelik tüm iddiaların şeffaf olarak resmen yalanlanarak “akılların gereksiz yere bulandırılmasının” önüne geçilmelidir. Zaten şu an bazı henüz yanmamış yerleşim yerlerindeki insanlar, şu sıralar kendi bölgelerindeki ormanlarda da yangın çıkma/ çıkarılma olasılığı-korkusu nedeniyle orman çevresinde ve içine giren çıkan yollarda “gönüllü orman koruculuklarına” başladıkları öğrenilmektedir. Şu ana kadar yanmayan ancak risk taşıyan ormanlar acilen özel korumaya alınmalıdır. Bu işi bizce halkla birlikte acilen devlet güçleri (TSK, Jandarma, Emniyet Genel Müdürlüğü, vs.) yüklenmelidir.

Bu aniden oluşan felaket ve yetersizliklerin görülmesi ile, Tarım ve Ormancılık Bakanlığı kapsamındaki iki temel fonksiyonel alanın (tarım-ormancılık) her ikisinin bir arada iyi gitmiyor olduğu izlenimi de edinilmiştir. Orman Bakanlığının, bu bakanlıktan ivedilikle ayırılarak bu son felaketle ilgili olarak bir daha böylesine hazırlıksız yakalanılmaması maksadıyla, tekrar teşkil edilmesi konusu bizce incelenmelidir. Orman Genel Müdürlüğü uygulamaları ile AFAD, orman yangını söndürme ilişkisi de tekrar gözden geçirilmeli ve uyumlandırılmalıdır.
“Orman yangınlarının önlenmesi, bunlara etkin şekilde müdahale edilmesi” ile ilgili mevcut tüm “stratejik planlar”, başta üniversiteler tarafından, tüm resmî kurumlarca, tüm siyasi aktörlerce ve de ülkedeki ilgili aydınlarca didik didik edilmeli ve çalışma sonuçları, yaratıcı öneriler ile birlikte kamuoyuyla devamlı paylaşılmalıdır.

Can ve mal kaybına neden olan, hataları, ihmalleri nedeniyle bu mega orman yangınları ile ilgili sorumluluk taşıyanlar hakkında, her seviyede ilgili idari-yasal soruşturmalar başlatılmalıdır.

Şu son yangınlar gibi özellikle “mega afetler” için tekrar eskinin o alışılmış “kriz yönetimi” anlayışının, öncelikli eksikliklerinin de pratik anlamda tamamlanmasıyla birlikte yeniden hayata geçirilmesi acilen uygun olacaktır. Yeni oluşturulmaya çalışılan “Risk odaklı bütünleşik afet yönetim anlayışının” ise ilk önce teorik zeminde detaylı olarak her seviyede ve bütün aktörlerin katılımıyla yeterli sürelerle tartışılıp, mesela mega doğal afet-mega orman yangınları şeklindeki bir seri plan tatbikatlarında hatta fiili provalarda arazide denenmeden bu şekilde “tepeden inme hayata geçirilmesi” uygulamasına bizce acilen son verilmelidir.

Eskinin; o valiliklerinin koordinatörlüğünde, belediyeler-TSK-Emniyet Gn. Müdürlüğü-Doğal Afet Kurumları-AFAD da dahil, masada- sahada fiili “kriz yönetimi” şeklindeki geleneksel senaryolu prova çalışmalarına da acilen başlanmalıdır. Zira şu saatten sonra başka afetlerin de kapıda olup olmadığından artık hiç kimse emin olamaz!

Bu mega afetlerle etkin olarak başa çıkılabilmesi için TSK; Sahil Güvenlik ve Jandarma da dahil Genel Kurmay Başkanlığı’nın emrine girerek o güçlü “geleneksel emir komuta zinciri” yeniden tesis edilmelidir. Kuvvet ve Jandarma Genel Komutanlıklarının Garnizon Komutanlıkları olarak hızla bu “doğal afet tatbikatlarına” tam katılımla, ağır yükü yine sırtlayarak ve de Valiliklerin sorumluluk, geleneksel kontrol ve planlamasına uygun olarak tatbikatlar hızla gerçekleştirilmelidir.

Mega doğal afetlere ve olası nükleer kazalar da dahil olmak üzere bütün bunlara karşı en etkin çözüm olarak, önceki “GATA sistemini” geri getirip hatta daha da iyileştirerek, yeterli kaynak, doktor ve diğer sağlık personeliyle ve ara hastaneleriyle yurt sathında tekrar eskisi gibi, özellikle de “seyyar cerrahi hastaneler açma” kabiliyet ve kapasitesiyle acilen hayata geçirilmesi bize göre uygun olacaktır.
Yeterli miktarda “havadan yangın söndürme uçak-helikopter filoları, (gerekirse ilk başlangıçta TSK bünyesinde olmak üzere) yeterince eğitilmiş personeliyle derhal risk bölgelerine yakın bölgelerde kurulup bir hızlı müdahale sistemi oluşturulmalıdır.
“Orman köylülerinin göçü” maddi koşullarının gözle görülür şekilde iyileştirilmesiyle önlenmeli ve eskinin orman koruculuğu sistemi yeniden tesis edilmelidir.
Kamuoyu yanan yerlerin tekrar yeşillendirilmesi konusunda çok hassastır. Bu mutlaka dikkate alınmalıdır. Kontrolsüz alevli pikniklere artık bu ülkede bizce son verilmelidir.

O afet bölgelerinden hızla zamanında ve doğru haber akışına çok ihtiyaç var. Sadece sevgili Şahan Gökbakar’la olmaz ki bu iş. Neden orada yeterince gazeteci-haberci yok?

Sonuç olarak; Kuşkusuz bu iki günlük yazı dizimizde bütün bu yazdıklarımızın doğruluğu yanlışlığı ve de etkinliği tartışılabilir olup, sıraladığımız önerilerin sayısı daha da çoğaltılabilir-azaltılabilir de ... Biz şimdilik bu kadarla kalalım. Ama şu an ilk iş olarak yangınları söndürelim. Bir sonraki mega doğal afete de mutlaka çok emek vererek, akıl ve alın teri dökerek tam hazırlıklı olalım.

Zaman ise hızla daralıyor. İlk iş “yananların haykırışlarına kulak vermektir”. Evet şu an “TSK’lerinin gerekli görülen o muazzam gücünün acilen afet bölgelerine getirilip çok yönlü kullanılması, diğer ülkelerinden ayırım yapılmadan yangın söndürme uçak filoları istenmesi vs.” gibi çok pratik, insani, gerçekçi ve hızlı çözümler, bizce alınacak en somut ve en acil tedbirlerdir… “Can pazarında” ideallerin, oy hesaplarının, teorilerin, boş konuşmaların, hayallerin şimdi hiç ama hiç zamanı değildir…