Şu son yangınlar ve sonuçları hakikaten kahredici…

Üstelik bu seferki yangın felaketi ile ilgili galiba gerçeklerden pek haberimiz olmuyor. Çünkü oradaki dostlardan öğrendiğimize göre mesela Marmaris’te yanan mahvolan Bayır gibi alevlerin içinde tehdidi altında çok şirin güzelim bir sürü köyler var… O mola verdiğimizde bal pekmez gözleme ayran alışverişlerinden tanıdığımız asırlık çınarların gölgeliklerinde çay ocağı açıp turizme ve arıcılığa dayalı hayat mücadeleleri veren neşeli insanların durumları acaba nasıldır?

Aydın insanların şu an her tarafta içi ve ciğerleri yanıyor. Bazıları ise belli ki pişkince “benle ilgisi yok nasılsa…” deyip bu işleri “kadere ve maneviyata bırakıp”, olan biteni sorgulamıyor, yine en kolayına kaçmaya çalışıyor.

Ama bizler, ülkesini gerçekten ve karşılıksız sevenler böyle davranamayız, “sorgulayan yurttaş” olarak şu son büyük orman yangınları konusunu sıcağı sıcağına bir “beyin fırtınasıyla” birlikte sorgulayıp, aklımızdaki öz eleştiriye dayalı sorularımızı (zamanca biraz geç de olsa) ortaya koyalım, iki bölümlük yazı dizimizin en sonunda da doğru-yanlış çözümlerimizi sıralayalım o halde. Kim ne kadar yararlanırsa bize ne ala!

Evet “doğal afetlerle mücadele” özellikle de dört mevsimi yaşadığımız ülkemizde çok yönlü incelenmesi gereken, yaşamsal önemi olan bir konudur. Bize göre, bu tür kritik konular her ülke için aynı zamanda birer “ulusal güvenlik sorunu” olarak da ele alınmalıdır. Bu tür konular, bunun için sadece siyasetçilerin değil ulusal güvenlik uzmanlarının da hatta bir sonraki sorunları yaşamaya aday tüm yurttaşların da ilgi alanına girer. Çünkü büyük yangınlar büyük depremler, sel afetleri ülkedeki yaşamlarımızı, ekonomiyi sosyal koşulları, psikolojiyi, haberleşme-elektrik ve su sistemleri gibi her türlü temel alt yapıları, iskanı, lojistiği, çevreyi, hayvancılığı, hijyeni, tarımı, asayiş ve iç güvenliği, hatta eğer fırsatçı kötü komşularınız varsa “dış güvenliği” dahi ilgilendirebilir…

Hele Türkiye gibi çok kritik jeo-stratejik önemdeki bir kilit ülkeyseniz, biliniz ki büyük devletlerin de etki ve ilgi alanlarına sürekli giriyor olmalısınız. Dikkat! Yani “mega doğal afet” konuları aslında çok yönlü olabilir…  

Aslında ülkemizde neredeyse her yıl benzeri seller yangınlar vs. olur, çevreye mala cana insan yaşamına huzuruna zaman zaman zarar ziyan da gelir. Peki ama ne değişir? Hiç ders alınır mı bir önceki doğal afetten?

Kurumsal vizyonu, “Afetlere dayanaklı toplum oluşturmak” olan AFAD, bu orman yangını gibi mega doğal afetler konusunda yani o korkunç can pazarı cehenneminde ne işe yarar? Mesela orman yangınlarına dayanıklı toplum mu hedeflenmişti, bu başarıldı mı? Yoksa yangının hızla söndürülmesi miydi asıl sorun? Tamam, yangının olmasından önce gereken dayanıklı ve eğitimli insan yaratılması faktörünü anlıyoruz. Ama bu felaket patladığında o somut ve etkin söndürme ve kurtarma önlemlerini kim alacak? Zira şu son yangınlar süresince özellikle “söndürme” konusunda bizzat konuştuğumuz birçok yerde AFAD ve ekibi sanki hiç piyasada yoktu gibi. Emeğe haksızlık yapmayı istemeyiz ama bir yerlerde sorun olduğu da aşikâr…

Devlet mademki, eskisini değiştirerek kurmuş olduğu kendi yeni rejiminin adeta bir sembolü yaptığı söz konusu bu yeni sayılabilecek, taşra teşkilatları da dahil toplamda 6 bin personelden (706’sı AFAD karargahında) ve de  2021 yılı için 2 milyar 85 bin TL’lik bütçeden oluşan İçişleri Bakanlığına bağlı bu yeni kurumu merkeze aldı; o halde onca yatırıma ve koca koca binasına rağmen, AFAD; Avusturalya’dan Kaliforniya’ya neredeyse tüm dünya alev alev yanarken ülkemizdeki bu son yangınları neden önceden öngöremedi acaba? Oradaki 81 ilde tertiplenmiş bu bir sürü anlı şanlı uzmanlar-memurlar mesela bir ay öncesinde, yaklaşan orman yangını mevsiminden önce acaba ne yapıyorlardı ki? Merkezi yaklaşan orman yangını afetleriyle ilgili alınması acilen zaruri olan önlemler konusunda hiç uyarı yapmışlar mı acaba? Muğla’daki, Adana’daki, Antalya’daki olası orman yangınlarıyla ilgili ne yapmış bu AFAD taşra teşkilatları? Taşradan tehlikeyi uyarmışlarsa eğer, peki AFAD merkezde bunlara karşı ne yapmış, mesela yaklaşan bu felaketleri ve orman yangınlarına karşı acilen alınması gereken tedbirleri yukarılara iletmiş mi?  Yoksa bu işi tümüyle Orman Genel Müdürlüğüne mi havale etmiş AFAD?

Sahi bu yurt sathındaki aynı anda patlayan mega orman yangınları, yoksa AFAD için doğal afetten sayılmıyor mu? Bilmek istiyoruz vatandaş olarak.  

Önce şunu bilelim; 2019-2023 mevcut kendi Stratejik Planına göre AFAD; yapılan anlayış-mevzuat değişiklikleriyle “Tüm dünyada kabul gören (!) ve gelişmeye açık yeni bir afet yönetim modeli ile önceliğini ‘Acil Durum Yönetiminden Risk Yönetimine değiştirerek’ hizmet sunmaya geçmiştir. Bu bağlamda günümüzde ‘Bütünleşik Afet Yönetimi Sistemi’ olarak adlandırılan bu yeni model çerçevesinde AFAD; afet ve acil durumların sebep olduğu zararların önlenmesi için TEHLİKE VE RİSKLERİN ÖNCEDEN TESPİTİ, AFET OLMADAN ÖNCE MEYDANA GELEBİLECEK ZARARLARI ÖNLEYECEK VEYA EN AZA İNDİRECEK ÖNLEMLERİN ALINMASI, etkin müdahale ve koordinasyonun sağlanması ve afet sonrasında iyileştirme çalışmalarının bir bütünlük içerisinde yürütülmesi çalışmalarını gerçekleştirmektedir. Resmi sitelerinde içerikte bunlar yazıyor. Ama aynı planda orman yangınlarının söndürülmesi görünmüyor (Belki başka bir yerlerde mesela “alt projelerin” içinde yazılıdır, kim bilir?).

Soralım şimdi, İçişleri Bakanlığı bağlısı AFAD sizce şu temmuz ayı içinde peş peşe meydana gelen özellikle de aniden her tarafta patlak veren yangın felaketlerinin ön hazırlıklarında ve veya esnasında hatta sonrasında bu vazifesini hakkıyla başarmış mıdır? Başarı kriteri nedir?

Yoksa AFAD’ın böyle bir vazifesi yok mudur?

Neden orman yangınlarıyla “havadan mücadele” işi Orman Genel Müdürlüğünce bir anda (2019) tepeden inme serbest piyasaya ihale edilmiştir? THK gibi gerçekten yerli ve milli cumhuriyet kurumları yangınların söndürülmesi işlerinde neden uzun yıllardır olduğu gibi baş aktör haline getirilmeyip de şaşırtıcı bir şekilde kenara itilmiştir? Bu açık böyle felaket halinde, neden acilen dış ülkelerden kapatılmaz? İstendi de vermiyorlar mı acaba?

Peki koskoca TSK bu “büyük orman yangın afetleriyle mücadele” işlerinin şu anda neresindedir? Neden kara hava ve deniz kuvvetleri ile jandarmadan oluşan o muazzam güç, yani şanlı ordumuz, helikopterleriyle, seyyar mutfaklarıyla, istihkam iş makinalarıyla, seyyar cerrahi hastaneleriyle vs. şu an perişan insanlarımızın, yanan birçok köylerimizin yardımına anında koşmaz? 21’inci yüzyılın afetler yılı olduğu görülmedi mi hala ülkemizde?

Kimler Mehmetçiğin bu son derece doğal görevlerini böyle önlüyor ki, hem neden? Şu son Almanya’daki sel afetine bir bakın, cılız Alman Silahlı Kuvvetleri insanlarına yardım etmek için meydanlara inmedi mi? Muhtemelen bazılarında saplantı haline gelen “vesayet korkusuna” karşın, insanların canları malları cayır cayır yanarken nasıl daha farklı düşünülebilir ki? Şanlı ordumuz bu milletin ordusu değil mi, gerektiğinde ve emir aldığında içinden çıktığı milletinin yardımına tüm gücüyle koşmaz mı? Nasıl üzüldüklerinden adım gibi eminim…

Aynı hata 1999 Gölcük depreminde yapılmadı mı (Güçlü Türk piyade tugayları deprem bölgesine ne yazık ki siyasi iradedeki beklenmedik tereddüt nedeniyle sahaya çok geç getirildiler. Bir sürü insan gereksiz yere büyük zorluklar yaşadı, bazıları hayatlarını kaybetti). Neden tarihten ders alınmaz ki?

Ya ilerde ülkemizde çok daha kötü bir “mega doğal afet” daha yaşanırsa? Bu durumda, eğitimli ve her türlü araç gereç ve teçhizatıyla muazzam ve yüreği sağlam bir etkin “iş gücüne” sahip kurumumuz olan TSK’ne kıyasen küçücük kalan AFAD’a mı güvenilecek? AFAD kendi 6 bin kişilik teşkilatıyla 700 bin kişilik çok deneyimli şanlı ordumuza kıyasen etkinlik anlamında onca yatırıma rağmen fonksiyonel anlamda çok geride kalır. Daha önceki yazılarımızda da yazdığımız üzere tekrar vurgulayalım ki “küçük çaplı doğal veya sair afetler” için, onca hak ve emeklerini yemeyelim, gayet uygundur, hayatlar kurtarmaya devam etmelidir. Ancak bu tür “mega afetlerde” bu kurum kuşkusuz “devede kulak kalır” … Bu önemli kurumun bütün bu nedenlerle misyonunun ve görev tanımının “tekrar yazılması” gerektiğine inanmaktayız.

İnsan yaşamları ülkemizde bir “mega felakette” bu bakış açısından bakıldığında böylesine deneylerle-maceralarla, bilmeyerek de olsa acaba riske atılıyor olabilir mi? Şu son “büyük orman yangınları felaketlerine” bakıldığında acaba önceden ne yapılmalıydı, bunlar bilenlere, afeti yaşayanlara çözüm önerileri şeklinde sorulacak mı? Yapılan hatalar şeffafça sorgulanıp acil tedbirler alınacak mı bu yaşamsal konuda?

Peki bütün bunlardan dolayı meydana gelen sorunlara, yani AFAD’ın kapasitesini aşabilecek büyük çaplı çevre felaketlerine, can ve mal kaybına neden olan şu “mega 2021 temmuz orman yangınları” kaosunun ve aksaklıkların sorumlusu o halde kimlerdir? Kime kızalım, her taraftan patlak veren devamlı yön değiştiren o çetin rüzgarlara mı, alevleri durdurulamayan kocaman yangınlara mı, boğucu dumanlara mı?

Peki çocukluğumuzdan itibaren iyi bildik yangınlara karşı geleneksel ilk müdahale gücü olan “orman köylüsünün” şu anki ekonomik durumu nedir? Bu kesimle ilgili sosyal medyada birçok iddialar dolaşıp duruyor; mesela “orman korucuları” eskiden bu köylerden istihdam edilirdi, onlar da doğup büyüdükleri, geçimlerini sağladıkları evleri gibi gördükleri o ormanları iyi bildikleri için yangınla mücadele ve özellikle de erken ihbar ve söndürme işleri çok hızla ve de başarıyla gerçekleştirilirdi eskiden. “Yangınların çoğu duyulmazdı bile, daha söndürme uçakları vs. gelmeden önce yangının ilk aşamasında orman köylüleri yangınları en azından kontrol altına alırlardı…” deniliyor. Biz de bunu, mesela bölüğümle can pahasına görevli olarak katıldığım 1977 Sarıkamış-Karakurt yangınında bizzat yaşayarak görmüştük…

Ama bu uygulama geleneği de son yıllarda cumhuriyetin her kazanımında olduğu üzere, her nedense bir anda kamuoyunda tartışılmadan ani bir yasayla değiştirildiği söyleniyor ve Orman Genel Müdürlüğü bünyesine bu maksat için orman köylülerinden değil de “dışardan” ve her taraftan liyakatli-liyakatsiz adam alınmaya başlanmış.

Ayrıca bu orman köylerine yasa gereği ödenen “yangınla mücadele ve koruma maksatlı ödenekler-ücretler” de bir süredir epeyce düşürülünce, ekonomileri bozulan söz konusu orman köylüleri diğerleri gibi mecburen yerini yurdunu bırakıp, şehirlere göçe zorlanmış. Hatta bu orman köylülerimizin sayıları günümüzde yurt sathında 3,5 milyon civarlarına kadar yani “yarıdan aza” kadar düşmüş. Yurt sathında yüzde 29’ları bulan “ülke orman sathı” oranının arttığı ile böbürlenirken, yangın söndürmelerin asıl kahramanları olan orman köylülerinin sayılarının dramatik bir şekilde azalması iklim değişikliği düşünüldüğünde sizce ülkemiz için uygun ve normal midir?

Neden söz konusu mevcut ve ilgili hiçbir stratejik planda “orman köylüsünün durumlarının iyileştirilmesi” diye göç önleyici/ ormanları koruyucu bir madde yok? İnanmayan açsın baksın o stratejik planlara? Çünkü bu konudaki bizim incelemememize göre ne Tarım ve Ormancılık Bakanlığı’nın ne İçişleri Bakanlığının ne Orman Genel Müdürlüğü’nün ne de AFAD’ın 2019-2023 beş yıllık stratejik planlarının içeriğinde (çok öğünülen mevcut durum analiz bölümleri de dahil) böyle ormanlarımızın korunmasına, orman yangınlarının söndürülmesine yönelik bir yaşamsal tedbir/ hedef yok! Belki içeriklerde göremediğimiz projelerde vardır…

Oysa orman köylülerimiz ile ilgili ekonomik durumlarını iyileştirici maddelerin bu stratejik planlarda yer alması bize göre orman yangın afetlerinin önlenmesinde ilk aşama olarak çok önemli zira kaynaklar yani para artık orada hedeflerde ne yazıyorsa ona göre tahsis ediliyor. Bu stratejik planların üzerinden de liyakatli ekiplerce sorgulamalar yapılarak kıt kaynakların daha rasyonel kullanılması için ciddi boyutlarda eleştiri getirmeye başlanması gerekmektedir. Yani sadece bütçe yılı başındaki hükümet bütçesi tartışılırken eleştiri yapılması “gerekir ancak anlıktır” …

Eski anlayış dedikleri ülke gerçeğine göre hazırlanıp uygulanan ve yaşayan sistemde bu görevin asıl ve gizli koordinatörü biliyoruz ki TSK idi. Ama yeni rejim çok paralar harcayarak neredeyse ordumuzun her şeyini değiştirdi ve doğal afetlerle mücadele için 2009’da kurduğu AFAD’a bel bağladı. Bu kurum afetler küçük çaplı olduğunda sorunla başa çıkabildi çoğunlukla. Ama oysa şu geçtiğimiz temmuz ayının son haftasındaki Orman Genel Müdürlüğü resmî sitesine göre 184 adet olduğu bilinen farklı farklı yerlerde meydana gelen büyük çaplı yangın felaketleriyle baş edilemedi.

Büyük çaplı orman yangınların bazıları ne yazık ki her tarafı alevlerle silip süpürüp hala devam etmekte, bazı güzelim köyler birkaç dakika içinde haritadan silinmektedir. İnternette yer alan afet bölgesindeki röportajlara göre bazı orman köylülerimiz “devletin yangın söndürme hizmeti” kendilerine ulaşamadan bir anda her şeylerini kaybetmişlerdir.

Yurt sathına dağılmış bu orman yangınları şeklindeki korkunç afetler, bu görünümüyle bizce “olağan dışı bir ulusal güvenlik sorunu” oluşturmaktadır. Suriyeli ve Afgan geçici sığınmacılarını bile, bu endişeli halk neredeyse unutmuş durumdadır. Pandemiyle, ekonomik sıkıntılarla kıyasıya mücadele ederken, orman yangını felaketler zincirine ülkece “hazırlıksız yakalandığını” bizzat yaşayarak gören bu bölgelerdeki alev ve duman içinde kalan bazı perişan halk kesimleri şu ani olup bitenlerden dolayı çok şaşkındır…

Devletin askeri-belediyeleri dahil bütün kurumlarının katıldığı, bu tür yangınların-afetlerin-felaketlerin olabileceğine dair “yaratıcı senaryolu ön tatbikatlar, provalar, hazırlıklar” üstelik senelerdir neden yeterince önceden yapılmamıştır ki acaba? Bundan sonra yapılır mı sizce?

Ayrıca bu tür “varsayıma dayalı, olası doğal afet (İhtimalat) planları ya da senaryo çalışmaları” da var mıdır AFAD’da ya da bir yerlerde? Hangi bakanlık ya da resmi kurum bu mega orman yangını söndürme tatbikatlarıyla ilgilenmektedir günümüzde? Orman Genel Müdürlüğü mü?

Eskiden TSK’nin bu konularda (deprem dahil) kozmik odalarında EMASYA, Tabi Afetlerle Mücadele Planları (Sel, yangın, seylap) vs. vardı. Bunlar valiliklerin koordinesinde kriz yönetim merkezleri de fiilen açılıp denenerek her yıl hayali senaryolarla TSK’nin lokomotifliğinde ilgili tüm aktörlerle bir araya gelinerek o afet sanki yaşanıyor gibi oynanırdı ve sonucunda “alınan dersler” ortaya konularak yukarıya gerçekçi teklifler yapılır ve de Valiliklerin koordinatörlüğünde somut önlemler-tedbirler alınırdı. Devlette iyi ya da kötü kurumlar arasında belli bir uyum vardı bu alanda… Kumpaslar serisi bunları yok etti. Bunlara yine ve acilen ihtiyaç doğmuştur. Devletin TSK-Jandarma gibi silahlı güçleri acilen ülke ormanlarını da korumalı, özellikle de buralardaki yangın zedelere bölge giriş çıkışları ve emniyet-asayiş işleri de de dahil her türlü yardımı yapmak için bu bölgelere tam teçhizatlı olarak intikal etmelidir. (Birinci Bölümün sonu… Devam edecek)