En son yazımızda (Bakınız, Gerçek Gündem, 26 Şubat 2022: 'Senaryolar' yolu ile ulusal güvenlik zenginleştirmek) korktuğumuz ve o kötü bir senaryo olarak kısaca bahsettiğimiz “Nükleer Santaral kazası senaryosunun” bir benzeri başımıza geliyor gibi …

Umarız aşağıda detaylarını verdiğimiz bu haber “karşılıklı propaganda savaşlarına ait klasik bir bilgi kirliliğidir ya da eğer doğruysa orada acilen gereken tedbirler alınır, bu iş emniyetle kapanır!” …

Ama bu risk/ tehlike ya gerçekse? Ya da diyelim ki bazı haber kaynaklarında yazdığı üzere “Zaporizhzhia kentindeki Nükleer Santral Ruslar tarafından emniyetle ele geçirildi. Belki de yangın da kontrol altına alındı.” Ama şüphe aklın yarısıdır, diyerek Ukrayna’da çatışma alanlarındaki ateş ortasında kalabilecek diğer nükleer santrallerin de olası tehlike durumlarını düşünerek, konuyu biraz sorgulayalım…

SIZINTI OLASILIĞI

Haber aslında Amerikan ve Ukrayna kaynaklı. Ancak propoganda olsa bile, bu nükleer santralde yangın ve infilak etme (sızıntı) olasılığı en azından gelecek için bizce dehşet vericidir. Bu savaş bu tür risk ve tehlikeler nedeniyle artık daha fazla insanlık sorunu haline gelmeye başlamıştır. İnsanoğlunun kurduğu medeniyet alenen risk altına girebilir …

Taraflar bizce, zaten acilen ateş kesmelidir. Çin dahil bütün uluslararası kuruluş ve kurumlar devreye sokulmalı ve Rusya ateşkese ikna edilmelidir … Geriye doğru bakmaya da gerek yoktur. Ateşi kesen taraf insanlığa da katkıda bulunmuş olacaktır …

Acil “ateşkes”in bu aşamada ana gerekçesi, aslen insanın-insanlığın daha fazla zarar-hasar görmemesidir bizce.

Evet, uluslararası CNN’in bugün saat 03.00’deki haberine göre Ukrayna Dışişleri Bakanlığı’nın resmi açıklamasında, “Karadeniz bölgemize sadece 500-600 km. uzaklıktaki Zaporizhzhia kentindeki Nükleer Santral’da Rus ve Ukrayna kuvvetleri arasında süren çatışmalarda açılan ve süren ateşlerden dolayı yangın çıktığı” iddiası vardı … Uluslararası toplumda bu durum gece boyunca büyük endişe yarattı.

RUSYA ACİL AÇIKLAMA YAPMALI

Yangın, Ukrayna tarafından resmi tweeter mesajı ile teyid ediliyordu. “Ruslar acilen bu santral bölgesindeki Rus askerlerinin ateşlerini kesip, orayı emniyetli bölge ilan edip, Ukrayna’nın yangın söndürme ekiplerine bunu söndürmek için fırsat vermelidir!” deniyordu. Eğer haber doğruysa durum o an için bizce çok kritikti… Şu anda Rusların bu santrali ele geçirdiği haberleri de var. Rusya’nın da bu konuda acil açıklama yapması bizce ilgili ülke kamuoylarını daha aydınlatıcı olacaktır…

Ukrayna’daki altı nükleer santaralden en büyüğü olan Zaporizhzhia nükleer santrali kendisinin 500 kilometre kuzeyindeki Çernobil santralinden (Türkiye’ye yaklaşık kuş uçuşu bin km.uzaklıktaydı) on kat daha büyük bir santral. Avrupa’nın da en büyük nükleer santrali… Diğer nükleer santrallerin yeri de önem taşımaktadır. Aynı tehlikeyle süreç içinde hata daha kötüsüyle de karşılaşılabilir.

Dolayısıyla basit mantıkla analiz edersek, dün gece oralarda olabilecek böyle bir felaket nedeniyle, ülkemiz de dahil olası bir felaketin Avrupa, Ukrayna ve Rusya’daki etkisi “Çernobil felaketi etkisinden” muhtemelen on kat daha da fazla olabilirdi…

Paylaşılan görüntülere göre silahlı çatışmalar sürdüğü için çıkan bu yangın anlaşıldığı kadarıyla o anda söndürülemiyordu, bu yüzden de infilak etme olasılığı bile bulunuyordu… İnşallah her kim olursa olsun söndürülmüştür bu yaşamsal tehlike taşıyan yangın. Net bir bilgi hala yok …

ÇERNOBİL’İ UNUTMADAN

Eğer nükleer santraldeki bu görüntülerle paylaşılan, ara vermeden süren o çatışmalar ve oralardaki benzeri yangınlar tekrarlanır ve de bu tür yangınlar iyice kontrolden çıkarsa hele mazallah “bu veya benzeri bir başka nükleer santral infilak ederse”, bunun sonuçları ülkemizde ve de Avrupa’da gerçekten çok katastrofik olabilir …

Burada tekrar altını çizelim; Ukrayna’da çatışmalar devam ederse başka nükleer tesisler de de olabilir aynı tehlikeli durumlar, yangınlar, radyasyon sızıntıları …

Çernobil ile ilgili dizi ve filmler de var az sayıda. Henüz bunları ve yaşanan trajedileri eğer izlememeyen varsa, çok tavsiye ederiz.

HENÜZ VAKİT VARKEN

Peki ne midir bu olası korkunç sonuçlar? Hemen ilk aklımıza gelenleri kabaca sıralayalım: “Serpinti ile bir kaç gün-hafta içinde gelecek radyasyon, insanların-hayvanların-kuşların-her türlü bitkilerin üzerine yağmur gibi dökülerek kitle ölümleri, çok sayıda kalıcı sakatlıklar, nesiller boyu sürebilecek kalıtsal olumsuzluklar, hatta susuzluğa ve kıtlığa dahi neden olabilir. Evlerden bile çıkılamaz. Kamu hizmetleri çok kısıtlanır. Büyük başka göçler de olabilir. Şu anda risk vardır. Ama henüz yaşamsal bir tehlike oluşmamıştır… Ve de şu an her türlü alınacak tedbirler için yeterince zamanımız vardır. Ama vatandaş için bilgilenmek ve endişe duymak haktır …

O zamanki Çernobil felaketi sırasında-sonrasında Özal yönetimi devrinde bir çok insanımız, ya şaşırtıcı bir umarsızlık ya da bilgi eksikliği nedeniyle “serpinti radyasyonun” yaşamsal tehlikelerinin uzun süre farkına varamadı. Kamuoyu olarak ne yazık ki yeterince ve zamanında uyarılmadılar…

Hatta sorunun gerçek anlamda bir ulusal güvenlik sorunu olduğu bile açıkça ve siyaseten bizce bilerek-bilmeyerek göz ardı edildi. “Diplomasi” ulusal güvenliğin (milli güvenliğin) önemli alt konularından birisi olmasına karşın, bu yaşamsal sorunun çözümü “sadece iç-dış siyasettedir” sanıldı … Ulusal güvenlik açısından konu, öyle tek yürek olunup tüm devlet kurumlarında tartışılıp yeterince ele alınamadı, dolayısıyla da etkin dersler çıkartılamadı…

Ne yazık ki bunun ardından da Türkiye’nin kuzeyinde Karadeniz sahillerinde-bölgelerinde yaşayan vatandaşlarımızda çok sayıda sakat doğumlar oldu ama bu güne kadar kamuyu aydınlatacak somut bir akademik sonuç raporu dahi ortaya konamadı. Ya da bunlar ortaya kondu ama kamuoyunun tam ve zamanında bilgisi olamadı… Sahi, 1986 Çernobil Felaketi’in Türk insanına toplam faturası ne oldu, bunu sıradan vatandaşlar olarak aramızda tam bilen var mıdır?

GERÇEK UZMANLAR KONUŞMALI

Her zamanki birkaç istisnası hariç, o bizim “her konunun uzmanı” olan (!) malum uzmanlar/ ekran gladyatörleri (Bakınız, Gerçek Gündem, 15 Eylül 2019: Ulusal Güvenlik Uzmanı ya da 'Gladyatör') hemen şimdi Vikipedi/ Wikipedia’ya göz atıp birbirleriyle atışmaya başlayacaklardır. Keşke bu özel konunun gerçek uzmanları ile bilgi ve deneyim dolu akademisyenler riskleri konuşsa, insanları aydınlatsa ekranlarda cesaretle …

Bu nükleer santral kazası sonuçları ise işin ilginç yanı ne yazık ki bizde tartışılmalıdır. Zira 26 Nisan 1986’daki Çernobil felaketinden kaynaklanan dünyada on binlerce insanın yaşamlarını kaybettiği, yüzbinlerce insanın-hayvanın da radyasyona maruz kalıp sakat kaldığı, insanlığın büyük hasar gördüğü ama (Japonya, 2011, Fukuşima hariç) dünyada ülkelerce pek ders alınmadığı da görülmüştür.

Benzeri ve mesela Ukrayna’daki bu veya yeni bir nükleer santral faciası eğer böylesine aniden olur ise, bir uluslararası güvenlik uzmanı sıfatıyla söylüyoruz ki bizce bunun sonuçları hele ülkemiz için bu kez çok daha ağır olabilir.

Avrupa’nın ya da Türkiye’nin böylesine korkunç bir felakete hazırlığı peki ne kadardır, doğrusu bunu da tam bilemiyoruz. Veya bütçesine somut katkı yaptığımız NATO’nun böyle planı olmalı mı, diye de soruyoruz?

TBMM NE ZAMAN TOPLANACAK?

Ukrayna’daki olası bir “nükleer santral sızıntı-yangın felaketine” karşı ülkemizde yeterince tedbir alınabilmesi için bizce acilen TBMM olağan üstü gündemle toplanmalıdır. Bu tehdit süren süreç içinde ne kadar olasıdır? Bu konu da değerlendirilerek partiler üstü özel bir çalışma gurubu kurulmalı ve çalışmalara acilen bugünden itibaren tüm milli güç unsurlarının vaka halinde nasıl etkilenebileceği üzerinden başlanmalıdır.

Zira bu ürküten nükleer kaza odaklı konunun insan ve toplum sağlığı, ekonomik etkileri, eğitim sistemi, idari hizmetler, güvenlik, ulaştırma, haberleşme vs. gibi alanlarda önemli olumsuz etkileri olacaktır.

Ya da Ukrayna Rusya savaşını olağan üstü bulmayan Milli Güvenlik Kurulu da (MGK) hiç değilse bu kez bu yaşamsal önemdeki konuda olağan üstü toplanmalı ve bu özel konuyla ilgili olarak başta TSK olmak üzere bu tür bir durumla nasıl başa çıkılacağı üzerinde görüşülmeli ve de gereken kararlar hızla alınmalıdır.

Bu tür özel durumlarda mevcut muazzam insan ve malzeme gücüyle şanlı ordunun koordinatörlüğü bize göre özel önem taşır. Bir kaç bin kişiden oluşan AFAD’ın tamamı veya bir kısmıyla bu açıdan ordunun emrine de girebilir… Bölgesel olarak özellikle de Karadeniz’de sahili olan bölgelerde böyle bir tehlike halinde belki de çok özel tedbirler de gerekebilir… 

Paniğe ise kattiyen gerek yoktur. Bir faydası da olmaz zaten. Ama Özal’ın Çernobil sonrası pişkince gülerek ekranlarda vatandaşların gözlerinin içine bakarak adeta bence bize hiç tehlike yok dercesine “bardakla çay içmesi” gibi, büyük hatalara da hele bu çağda hiç gerek yoktur. O günleri bizim kuşak yaşadı, hem de hiç unutmadı… Aklı selim ile tehlikeye hazır olmak, özellikle de bu günlerde şarttır…

Akıllı-soğukkanlı hareket edenler ve hele bu tür tehlikelere barıştan itibaren hazır olan ülkeler bize göre eğer böyle tehlikeler olur ise hasarı en az göreceklerdir.

Keşke vesayet endişesi vs. diye bu konularda geriye itilen TSK’nin bu teknik konudaki göz bebeği ve akademik camianın ana yuvası İstanbul’dan Konya-Meram’a gönderilen o güzelim KBRN/ NBC (Nükleer Biyolojik Kimyasal) okulu ve sahada görevi sırtlayacak KBRN/ NBC taburumuz teknik anlamda çok daha da güçlendirilseydi de bu konunun asıl uzmanları orada mevcut olsalardı … Eğer elimizde şimdi bu özel yetişmiş uzmanlar yeterince varsa, ne ala! Ama ya yoksa?

AFAD DURUMA HAKİM Mİ?

Ayrıca, yeni AFAD (Sivil Savunma Dairesi) acaba NBC/ KBRN (Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer) riskler konusuna, olası bir nükleer santral kazasına ne kadar hakimdir acaba? Hazırlıkları özel planları var mıdır, varsa bunlar nelerdir?

İncelediğimiz AFAD 2019-2023 Stratejik Planında ise “A3, H3.2: KBRN yönetim modelini geliştirerek uygulamak” şeklinde iki milyon tl. bütçelik bir alt hedef vardır ama nedense 2022-23 yıllarına ait belirlenmiş bir performans göstergesi yoktur.

Yani bu özel konuda (Nükleer Santral felaketi için) ülkemizde özel bir plan var mıdır? Bu plan bütün milli güç unsurlarını kapsayacak şekilde kriz/ arazi tatbikatlarıyla oynanmış mıdır? Gerekli dersler çıkarılmış mıdır? Bunların tedbirleri alınmış mıdır? Asıl sorulacak sorular bunlardır. Kamuoyunun bu konudaki bilgi açlığı da giderilmelidir…

Eğer Zaporizhzhia’daki bu endişe veren tehlikeli yangın hemen söndürülürse, “Bir gün zaten nasılsa böyle bir kriz olasılığı vardı, hiç değilse günümüzde onun provası, hazırlığı yapılmış olur” demiş olacağız…Yani gayretler kattiyen boşa gitmez…  

KOŞULSUZ ATEŞKES

Türkiye iyi ki Montrö-Lozan var diyerek “Yurtta barış, dünyada barış!” diyen Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle anıp, bu savaştaki tarafsızlığını bizce de bozmamalıdır; hatta şimdi Zaporizhzhia’daki Nükleer Sanrtral yangını şeklindeki bu özel durum yüzünden, en çok etkilenecek ülkelerden biri olması nedeniyle bizzat “koşulsuz ateşkes” için ilk öncelikle gerekirse tekrar devreye girmelidir…

Şimdi üstelik bir satranççı gibi bir kaç hamle ilerisini de düşünelim: Mesela “BM Barış gücü oluşturulması” ön çalışmaları için çok mu erken ya da saçma olur acaba? Ama neden olmasın ki? Genel bir kural olarak “Barış oturup beklenmez, emekle inşa edilir!” Diplomasi işte asıl bunun için vardır.

Çünkü bu çağda yeni bir “Pirus zaferi” inşaat ve silah baronlarından başka kime yarar ki? Ukrayna’daki her taraf 1942-43 Stalingrat ya da 2012-16 Halep gibi mi olmalı? İnsanın gerçekten içi çok acıyor yaşanan o göçleri, acıları gördükçe … Türkiye bir başına dünyadaki yaklaşık 5 milyondan fazla yerinden olmuş sivil insandan oluşan en büyük nüfus göçünü kabul eden bir ülke olduğu için orada şu anda yaşananları, zaten “kendi halkının sırtına binen ekonomik-sağlık-sosyal-psikolojik-kültürel yükten dolayı” çok iyi biliyor …

Burada dolayısıyla, bir önceki köşe yazımızda vurguladığımız senaryolarla alakalı olarak ülkemize doğru ulusal güvenliğimize yönelik olası bir “Suriye domino etkisi” de söz konusu olabilir. “Aman dikkat!” diyoruz.

Üstelik kuzeyimizdeki bu yakın çatışmaların giderek ağırlaşması, dökülen kanın durdurulmaması, artan büyük tahribata hemen son verilememesi, bu geceki gibi “olası diğer yerlerde de benzeri nükleer santral kazaları” ve veya benzeri tür katastrofik çevre felaketleri hem ülkemizin ve hem de insanoğlunun zararlarını hızla ve çok yönlü olarak büyütebilir.

Kısacası bir ulusal güvenlik stratejileri uzmanı olarak ülkemiz de dahil tüm insanlık, bugün hissedilen bu nükleer santral kazası olasılığı ve süren bu giderek şiddetlenen savaş nedeniyle yine “yeni bir kritik eşiktedir” demekle yetinelim …