İlk bölümde tarihçesini ve yaşamlarımızdaki yararlarını (Tıklayınız, 17 Kasım 2021, Satranç, 'En güzel Harp Oyunu’- 1) kısaca açıkladıktan sonra bugün satrançta “oyun”un elemanlarının, askeri anlamda muharebede kullanılan kurallarla, taktiklerle, stratejilerle basit olarak bir karşılaştırmasını yapalım...

Ancak bunların sivil ve günlük yaşamla ve veya mesela uluslararası güvenlik stratejileri ile ilişkisini, ilgisini ya da benzerliklerini ise siz okuyuculara bırakalım…

Piyonlar: Yaya piyadenin tam anlamıyla kendisidir. Hareket kabiliyeti sınırlıdır. Oyunun başından sonuna kadar, “öne sürülerek” gerideki elemanlar için “emniyet kuvvetleri” görevini ifa ederler. Öne tek kare ilerleyerek yaptıkları hamlelerle, gerideki taşlar için manevra alanı sağlar ya da bunu sürekli genişletirler. Özellikle başlangıçta iyi kullanıldıkları takdirde merkezdeki dört karede (kritik arazi-kritik yer), üstünlük sağlayabilirler. Böylece ortamda inisiyatifin ele geçirilmesini kolaylaştırırlar. Bazen de saldırıya uğrayan şahın veya ağır taşların (Kale, Vezir) önüne geçerek (birbirini koruyacak şekilde), engelleme-mayın tarlası gibi istihkâmcılık görevlerini de yapabilirler. Oyunda-mücadelede ezici üstünlük, piyonların iyi ve akılcı kullanılmasına bağlıdır. Aynı sütunda olduklarında, birbirini koruyamadıklarından dolayı her iki piyon da hassas durumda sayılır. Askeri literatürde olduğu üzere satrançta da piyonların ileri hareketlerinde kama düzeni gibi pozisyonlar karşılıklı destek ve emniyet sağlar. Hat düzeni daha savunmasızdır.

Atlar: Önündeki taşların üzerinden aşıp, sütre gerisindeki taşlara veya bölgelere, taarruz edebilirler. Bu özellikleri nedeniyle görmeyerek ateş eden topçuyu ve bazen de hava indirme/ uçar birlikleri çok mükemmel olarak temsil ederler. Dolayısıyla şaşırtma ve baskın sağlarlar. Çatallar yaparak aynı anda birçok taşı-birliği ateş altına alabilirler. Atlar hafif taşlardır. İki at birbirini koruyabilir. Sadece şahla kaldığında (bir at ve şah) ikisinin mat yapması çok güçtür. Ancak rakibin büyük hata yapması gerekir. Düşman derinliklerine tek başına girmeleri ise risk taşır. Beklenen fayda bu riski karşılamalıdır.

Filler: Genelde askeri literatürdeki motorlu veya mekanize piyade birliklerini temsil ederler. Kesin sonucun veya inisiyatifin ele geçirilmesinde yardımcıdırlar. Bazen görerek ateş eden uzun menzilli topçuyu ihtiva ederler. Bu suretle diyagonal olarak, harikulade pusular ve açmazlar sağlarlar. Hafif taşlar olarak nitelendirilirler. Merkezden veya köşeden diğer köşelere doğru uzun ateş ve hareket sahasına sahiptir (Fianchetto). Bir şah bir fil, mat yapamaz. Mekanize/motorlu birlik anlamında fil bir piyon ile çapraz korumada, sinerji yaratır. Vur kaç özelliği olan (Taktik akın) çapraz hareket kabiliyeti vezirden sonra en iyi olan taşlardır.

Kaleler: Kesin sonuç zaman ve yerinde, ağır darbenin indirilmesine imkân veren, hareket kabiliyeti yüksek, sürat ve darbe tesirine sahip güçlü tank/ zırhlı birliklerle aynı değerdedir. Elastikiyet sağlarlar. Eğer yeterli şekilde takviye edilip (Atlar-Filler) görev kuvvetleri şeklinde teşkil edildiklerinde etkileri daha da artar. Geniş bölgelere dağılıp, kısa sürede toplanabilirler. Ayrıca tehdit ettikleri sütunlarda, görerek uzun menzilli, ateş desteği sağlarlar. Aynı sütundaki iki kale, karşılıklı destek sağladığında müthiş bir güç ya da birliktir. Ağır taşlardır. Bir kale, bir şah, mat yapabilir. Ancak yeni başlayanlar, böyle bir durumda pata kalabilirler.

Vezir: Genelde nükleer silahları, roket ve füze birliklerini, taktik hava kuvvetlerini ve kesin sonucu sağlayacak “en kuvvetli stratejik ihtiyatları” temsil eder. Uygun kullanıldığında büyük bir baskı aracıdır. Ağır taş olarak nitelendirilen vezir; 16 taş içinde her yöne karşı en uzun ateş ve manevra imkânı sağlayan en önemli elemandır. Şahla beraber kaldığında “kesin mat” sağlayabilir.

Şah: savaşma azim ve iradesidir. Başkomutandır, disiplindir, bayraktır, sancaktır, meclistir, ulustur, moral ve liderlik gibi bütün kuvvet çarpanları ve manevi değerlerdir. Muharebe hizmet desteğidir, eğitimdir, stratejik irtibatlardır, koordinasyondur. Kısacası o giderse her şey (oyun) biter. Onun ayrıca en büyük özelliği; gerektiğinde kanının son damlasına kadar savaşarak, muharebenin gidişatına bizzat etki eder. Bununla beraber tek başına kaldığında kesin sonuç (mat) elde edemez. Ancak elemanlarıyla, savaşlar-mücadeleler kazanır, üstünlük sağlar. Gereken yer ve zamanda en kritik bölgelere gider, oradan yönetir ve kesin sonuca tam etki eder.

“Atlar filler kaleler ve vezir” çok büyük hareket ve darbe yetenekleriyle aynı zamanda bombardıman uçakları, deniz topçusu, füze/ roket kuvvetleri, İHA/ SİHA’lar olarak da görülebilir.

Buraya kadar verdiğimiz temel bilgiler ışığında “Satranç ve harp prensipleri ilişkisi” bize göre oldukça dikkat çekicidir. Harp prensiplerini tatbik eden komutanlar, etmeyenlere göre çok büyük çoğunlukla başarılı olmuşlardır. Ancak, bu prensiplerin sivil askeri yaşamlarda uygulama dereceleri duruma göre değişir. Satrançta da durum aynıdır. Buna göre:

Hedef Prensibi: Satrançta aynen harpteki gibi uygulanır. Askeri literatürde en son askeri hedef; düşman Silahlı kuvvetlerini ve onun savaşma azmini yok etmektir (satrançta mat). Her askeri harekatın hedefi de “son hedefin” elde edilmesine yardım etmektir. Oyunda da bütün satranç elemanları, şahı mat etmeye veya rakibin oyunu terk etmesine neden olacak üstünlüklerin sabırla ele geçirilmesine yöneliktir. Satrançta oynayan kişinin hedefi, karşısındaki kişiye kendi isteğini, zorla kabul ettirmektir (Buradaki zor terimi; beynin ve taşların gücünü ifade eder). Teknik terim olarak çeşitli taşlarla seri yapılacak “kombinezonlarla, hamlelerle” rakibe istediklerimizi zorla kabul ettirebiliriz.

Taarruz Prensibi: Bu prensibi uygulamak bize oyunda; inisiyatifi elde bulundurmamızı, muharebenin cereyanına yön vermemizi, kendi isteğimizi düşmana-rakibe zorla kabul ettirmemizi, beklenmedik gelişmeleri karşılamamızı sağlar. Tıpkı askerlikteki gibi, oyunda geçici süreler için savunma yapsak bile, eninde sonunda mutlaka taarruzu düşünürüz. Evrensel askeri literatürdeki gibi, buradaki savunma daha sonraki taarruz için uygun koşulları sağlamak, zaman kazanmak için yapılır. Satrançta da sıkı taarruz, otomatik olarak “emniyet” sağlar. Ancak hesapsız taarruzun ağır “bedeli” olabilir.

Sıklet Merkezi Prensibi: Kesin sonuç zaman ve yerinde üstün muharebe gücünün toplanması, en çok bilinen harp prensiplerinden biridir. Satrançta da kesin sonucu elde edeceğimiz bölgede, ne kadar çok birlik (Ağır ve hafif taşları) bulundurursak o kadar iyidir (örnek olarak; rakibin bir piyonuna taarruz etmezden önce, diğer taşlarla bu piyon üzerinde mutlaka üstünlük sağlamalı, en azından rakipten daha çok taşla bu piyon tehdit edilmelidir).

Kuvvet Tasarrufu Prensibi: Satranç tahtası (mücadele-muharebe alanı) üzerinde kesin sonucu elde edeceğimiz yerde, fazla kuvvet toplayabilmek için, tali bölgelere daha az kuvvet ayırmak zorunluluğu vardır. Örneğin; taarruz ederken rok (kale ile şahın emniyet için yer değiştirmesi) kanadındaki, atı ve fili, şahın emniyetinden alıp taarruza iştirak ettirebiliriz. Ayrıca, kesin sonuç yerini belirledikten sonra, piyonlar, hatta şahı bile gerekirse orada toplamak uygun olabilir.

Manevra Prensibi: Mevcut taşlarla sabit bir yerde kalmak yerine; kombinezonlar, varyasyonlar yapmak suretiyle kalıplaşmış oyunlardan kaçınmayı öngörür. Standart olmayan oyunlar yapmak ancak oyun yeteneğinde belli bir aşamadan sonra mümkün olabilir. Pozisyonel (sıkışık) oyunlarda manevra prensibinin sağlanması, küçük üstünlüklerin birleştirilmesi sonucu olabilir. Vezirler, kaleler, filler, atlar manevra kabiliyetini arttıran elemanlardır. Piyonlar küçük küçük hamlelerle zaman içinde tüm sürece ve manevraya etki edebilirler. Satrançta da özellikle denk oyuncular, tıpkı muharebelerdeki gibi bu tür küçük manevra üstünlükleriyle bazen büyük üstünlükler sağlayarak rakiplerini yenebilirler.

Emir-Komuta Birliği: Şah veya oynayan kişinin bu önemli harp prensibini uyguladığı kabul edilir. Başlangıçtan oyun sonuna kadar; her iki taraf içinde olumlu ve eşit olarak kabul edilir. Acemilerin oyununa kural dışı sağdan soldan sürekli karışıldığında acemi oyuncu, çoğunlukla kendine güvenini kaybeder ve oynayamaz. Yardıma rağmen mağlup olabilir.

Emniyet Prensibi: Satrançta başlangıçtaki tertibattan itibaren bunu piyonlar sağlar. Piyonlar ileriden emniyet maksadıyla en önde askeri literatürdeki emniyet kuvvetleri hattını (Muharebe İleri Karakolları Hattını, İleri Mevzi Hattını, Örtme Kuvvetini vs.) temsil ederler. Şahın emniyeti için yapılan uzun ve kısa roklar zaruri emniyet hareketleridir. Askeri tabiyedeki “komuta yerinin yer değiştirmesi” ile eşdeğer anlamı taşıyan satrançta rok yapmak hem akılcı hem de o anda çok tehlikelidir. Ancak askeri literatürde olduğu gibi satrançta da Emniyet Prensibi, riske hiç girmemeyi ve sürekli risklerden kaçınmayı dayatmaz. Kurnaz ve hesaplı risklerle harpte muharebeler kazanıldığı gibi, satrançta da oyunlar kazanılabilir. Taarruzla inisiyatifi ele geçiren taraf; rakibin müdahalelerine imkân bırakmayacağından, bir anlamda kendi emniyetini de sağlamış olur. Ancak, tıpkı muharebedeki gibi “aşırı emniyet” tutkusuna kendini kaptıran ürkek taraf, hareketsizliği yüzünden inisiyatifi kaybeder ve hedef olur. Daha emniyetsiz duruma düşer.

Baskın Prensibi: Rakibin beklemediği yer ve zamanda, beklemediği kuvvetlerle ona darbe indirmektir. Bunun içinde ağır ve hafif taşların önceden yığınağının, aldatıcı bir tarzda yapılması son derece önemlidir. Baskın uzun menzilli taşlarla daha kolay sağlanabilir. Satrançta zekice atlarla, fillerle, piyonu ileri sürerek vs. yapılan “açmazlar ve çatallar” baskının ta kendisidir.

Taktik Örtü Aldatma, Hile prensibi: Harp prensibi olarak düşünülmesi askeri literatürde tartışmalıysa da satranç sözlüğünde “Tuzak” olarak karşımıza çıkar. Tuzak, teknik bir terim olarak taraflardan birinin sakıncalı gibi görünen bir hamlesiyle rakibini görünürde kuvvetli sanılan bir hamle yapmaya yönelttikten sonra bir “kombinezon” veya mümkün olursa “Mat Ağı” düzenlemesine denir. Rakibin isteğini yapan taraf hakkında da “Tuzağa düştü” (Aldatıldı) tabiri kullanılır.

İşte görüldüğü gibi “Harp prensipleriyle-satrançtaki prensipler” çok benzer şeylerdir. Daha doğrusu satrançta da harp prensiplerinin uygulaması vardır. Bunların sivil yaşamdaki, iç-dış politikada çeşitli izdüşümleri ise bize göre hakikaten ilginç olabilir. Bu yazının devamı boyunca okurlarımızın bu prensiplerin sivil yaşamlarımızda da var olup olmadığını sorgulamalarını öneririz…

Bir diğer konu ise; satrançta Pata ya da Berabere kalmaktır. Beraberlik, her iki tarafın da yenişememesidir. Normal harplerde buna rastlanabilir. Özellikle birbirine denk ordularda, uygulayıcılara da bağlı olarak bu durum sıkça görülür (Birinci Dünya Harbi’ndeki bazı statik cepheler, İran-Irak Savaşı vs.). Bu terim adeta iki tarafın da birbirine üstünlük sağlayamaması nedeniyle ilan edilen “Ateş kes” antlaşması niteliğindedir. Bir satranç oyun partisi içinde birkaç oyun pat olabilir. Ancak yine de sonuçta, partiler büyük çoğunlukla pat bitmez.

Satranç Partisi; bir oyunluk olabildiği gibi, gençliğimizin satranç büyük ustaları Fisher ve Spassky arasındaki gibi 24 oyunluk da olabilir (1972). Bunu, muharebe ve harp tanımlamasındaki fark gibi birbirine benzetebiliriz. Önceki sayfalarda da belirtildiği gibi, bir harpte; bazı muharebeler (oyunlar) kaybedilebilir. Bundan dolayı telaşa düşülmez ancak; bazen oyunlar kaybedilse de asıl Harp (parti) mutlaka kazanılmalıdır. Kim daha çok muharebe (oyun) kazanırsa avantaj sağlar ancak önemli olan sonunda harbi (partiyi) kazanmaktır.

Satrançta strateji; bir oyunun ana planıdır. Bir ana hedef (şahın yok edilmesi-hedefin ele geçirilmesi) uğruna güç geliştirmek ve bunu uygulamak demektir. Stratejinin uygulamadaki küçük parçalarına ise “taktik” adı verilir.

Bazen bir oyuncu, elde ettiği bir durum nedeniyle hiçbir hamle yapmayı oyunda arzulamayabilir. Teknik terim olarak satrançta buna Zungzwang denir. Fakat oyunun kuralları, muharebenin kuralları gibi acımasızdır. Bu yüzden bu durumdaki oyuncu, kendi durumunu bozacak bir hamleyi, zorunlu olarak yapmak mecburiyetinde kalır ya da bırakılır.

Satrançta oyunlar; tıpkı harp veya muharebelerdeki gibi, çeşitli safhalardan meydana gelir. Bunlar:

-Yığınaklanma ve rakibe yaklaşarak temasın sağlanmasını ihtiva eden “açılış-başlangıç” safhası,

-Temastan sonraki varyasyonları, kombinezonları ihtiva eden durum üstünlüğünün, inisiyatifin giderek ele geçirilmesiyle süren “ara oyun” safhası,

-Taşların çoğunun imha olduktan sonraki ve şahın saklanmayı bırakarak, artık savaşa bizzat katıldığı “son oyun” safhasıdır.

Oynayanlar askeri literatürdekinin çok benzeri şekilde başlangıçtan itibaren “stratejik taarruz ya da stratejik savunma” olarak alternatif iki hareket tarzı seçebilirler. Buna rağmen, bazı oyuncular bunda kararsızlığa düşebilir veya rakibin oyunlarına göre özel bir strateji saptamak isteyebilir. Ama her halükârda bu iki alternatiften birini seçmesi gerekir. Seçmekte gecikirse, kararsız kalırsa oyunu üstünlüğü karşı tarafa kaptırıp genelde kaybeder. Satrancın savaştaki gibi kararsızlığa hiç affı yoktur. Özellikle zamanlı oyunlarda, gecikilirse oyun kaybedilmiş olur.

Stratejik taarruz: Biz, evrensel ve klasik askeri literatürde, kesin sonucun ancak taarruzla alınacağını biliyoruz. Bizce bu kural aynen satranç için de geçerlidir. Rakibin savaşma azim ve iradesinin kırılması suretiyle oyunu terk ettirmek veya onu mat ederek gücünü-silahlı kuvvetlerini kati şekilde mağlup etmek, oyunda ana amaçtır. Rakip tarafa, kendi istediklerimizi zorla (Beyin gücümüzle-taşlara-etkin hamlelerle) kabul ettiririz. “Karşı tarafın toparlanmasına imkân vermemek”, mücadelede en önemli husustur.

Taarruzda inisiyatifin elde bulundurulması en önemli prensiptir, çok önemlidir. Satrançta taarruz etmek zaten inisiyatifin ele geçirilmesini de sağlar. Ayrıca inisiyatif; rakibin hatalarından, zayıf taraflarından faydalanarak, ummadığı yerden hamle yaparak-taarruz ederek, eldeki hafif ve ağır taşların, piyonların, araçların atılgan olarak ve cesaretle kullanılmasıyla kazanılır.

Ayrıca inisiyatif, küçük küçük darbelerin ve taarruzların birikmesiyle, ezici bir üstünlüğün sağlanmasına da yardımcı olur. Satrançta inisiyatif bir sefer ele geçirildi mi bir daha geri vermemek için azami gayret sarf edilir. İnisiyatifi kaptıran taraf köle olur (Tıpkı iç güvenlik harekâtında olduğu gibi) ...

Bu yazı dizimizin sonraki yani son bölümünde; satrançta ve askeri literatürdeki “taarruzun manevra şekilleri” karşılaştırmasını yapacağız… Satrançtaki planlamayı askerliktekiyle karşılaştırıp irdeleyeceğiz.

Ama sivil yaşamdaki, kurumlarda, iç dış güvenlikte ve de siyasette, iş idaresinde, yönetimde “Bu kurallar usuller taktikler stratejiler acaba ne kadar var?” sorusunun cevabını ise sorgulanmak üzere siz okurlara bırakacağız* … (3’üncü ve Son bölüm ile Devam Edecek).

* Bu yazı Piyade Yüzbaşı Cihangir Akşit’in Temmuz 1984 tarihinde yayınlanan K.K: Dergisindeki yazısından derlenmiştir. Bu yazının orijinal halini Ege Üniversitesinin Fen Fakültesi WEB sitesinde yayınlamıştır.