Fenerbahçe Güler...

İlk düdük biraz gecikse hakeme arıza çıkaracakmış gibi bekliyorlar maçı. Maça o düdükle beraber değil de, çok önce başlıyormuş gibi bir halleri var. Gözlerinden ateş çıkıyor her birinin. Böyle bir ateş bu sahada en son ne zaman yandı, hatırlamıyorum. 2 binin başında, hep destek tam destek zamanlarında tribünler çok coşkuluydu, saha da öyle, sonra Daum döneminde Hooijdonk önderliğinde çok alevli maçlar oynadık, Zico döneminde Chelsea ve Inter maçları vardı ki, aman aman, tribünler Schalke maçındaki gürültüyü bir daha duymayabilir, sonra bir 2011 gördük, Andre Santos 90 artı 4'te attığında kaybolan şuurunu hala bulamayanlar var. Oldu yani böyle dönemler bu statta. Ama o zamanlarda bile topçuların havası böyle değildi. Taç atarken, kornere yürürken, yedek kulübesinde beklerken, ısınırken, kenara gelirken, biri değil hepsi, çok yüksek. Hoca kenarda bir saniye bile kopmadan oyunun içinde. Sahadaki herkesin baştan sona tek konsantrasyonu işini yapmak.

AEK Larnaca maçı da böyle başladı. Daha ilk saniyeden itibaren bir daha hiç maç yapma fırsatı olmayacakmış gibi yüklendi takım. Crespo ve İsmail sanki aile fertleri rehin alınmış da orta sahada 3 kereden fazla geçilirse başlarına bir şey gelecekmiş gibi bastılar yayın önünde. Emre Mor, gece son Marmaray trenine yetişmeye çalışır gibi koştu kontraya çıkan rakibin arkasından. Gol de çok uygun bir zamanda geldi. Üstelik o amansız baskıda değil de hızlı hücumda. Son vuruşu daha iyi olsa asla elimizde tutamayacağımız ama el üstünde de tutmadığımız Rossi, hem topu alırken hem de Batşu beye atarken altın oran dersi verdi. Michy bey de fazla dürtüp sıkıntı yaşamadan tekte sol ayağıyla bitirdi.

Alışıldığı gibi maçın kalanı yine, tabeladan bağımsız, Fenerbahçe'nin bitmeyen baskısıyla devam etti. Uzun uzun paslaşmadan, acayip hücum setleri yapmadan, ama bir şekilde hep topu ceza sahası çevresine itip orada kalarak. Maçın geldiği ise bu baskıda değil de Alioski'nin acayip hatasında rakip karşı karşıya kaçırınca geldi. Çünkü Fenerbahçe çok iyi oynayıp çok kaçırırsa o golü yerdi; yemedi. Emre Mor orta sahada Karate Kid hamlesiyle topu kapıp bir de kaleciyle karşı karşıya kaldığında muhtemelen evde izleyenler koltuktan halıya filan atladı. Gol olsa "Torunlara miras" kitabına çoktan girmişti. Olmadı. E burası Fenerbahçe, bazı şeyler öyle kalmalıydı.
Son pas ve son vuruş yine bu büyük hikayenin epey gerisinde kaldı tabii. Ceza sahası çevresinde sadece bir saniye nefes alarak karar versek tabela tüm maçlarda olduğu gibi burada da başka yere giderdi. Gitmedi. Bu yüzden ikinci golü de bu büyük emeği görmezden gelemeyen rakip kendi kalesine attı.

İki olduğu an muhtemelen tüm tribün ve evdeki herkes derin bir nefes alıp aynı şeyi düşündü. E hadi girsin artık.

Stat çevresinde oturanlar birkaç dakika sonra 3 oldu sanmış olabilir ama olmadı. Hoca ısınanların arasından Arda'yı çağırdı. Son dakika golü atılmış gibi bir ses çıktı. Çünkü tribündeki herkes bir dakika bile olsa izlemek istiyor onu. bacak arası yapsın diye değil. Gerekirse orada öylece dursun diye. Geçen yıl ölü toprağını bağa bahçeye çeviren çocuk orada ışıldasın diye. Öyle seviyorlar çünkü. Bu sene sabretmeyi de öğrendiler. Öylece bir gözleri kenarda bekliyorlar. Çağırsınlar artık diye. Adını haykırmak için de kulübeye hareketlendiği o kutlu anı bekliyorlar. Sonrası bir dalgalanma, bir yürek çarpıntısı.

Evlat gibi seviyorum ama hiç romantizm yapmıyorum. Sahada durduğu hiçbir saniyeyi kaçırmak istemiyorum çünkü. Bu toprakların gördüğü en büyük yeteneğin efsaneliğe giden yolculuğunun her saniyesini aklıma kaydediyorum. Oynasın oynasın diye ısrar ederken Arda için değil bizim için çırpınıyorum. İstiyorum ki; bu forma altında olabildiğince çok görelim, bu statta dünya gözüyle sarılabildiğimiz kadar sarılıp alkışlayabildiğimiz kadar alkışlayalım. Çünkü o burada ya da başka bir yerde, tarihe geçecek bir futbolcu olacak.

Sahada durduğu her an, toplu oyunda, topsuz oyunda, topu beklerken, alırken, verirken, safi yetenek olduğunu gösteriyor. Her saniyesi keyif, her saniyesi heyecan.
Kimin ne kadar oynayacağına hoca karar verecek, herkesi sürekli hazır tutacak ve formayı bizzat dağıtacak. Bunu da şu ana kadar mükemmel yapıyor. Topçuların hepsinin gözünden ateş çıkması forma adaletine saygı duyulduğunu gösteriyor. Ben sadece bir futbol dehasını daha çok görme sevdasıyla yazmaya ve konuşmaya devam edeceğim.

Sonuçlar nereye gidecek bilmiyorum, ama takımıyla tribünüyle Fenerbahçe çok uzun bir aradan sonra bu kadar yüksek. Yolda kalmaya devam.

Yol demişken; Euroleague yolculuğuna başlayan basket takımımız da sanılanın aksine ilk maçtan sahaya yüksek enerji koydu. Dimitris hocam kısa sürede dokundu belli ki.
Her iki takımda da en güvendiğimiz isim kenarda.
Sabretmeye, birlikte büyümeye, birbirinin sırtını kollamaya devam. İyi günde, kötü günde. Arda Güler Fenerbahçe Güler...