Fenerbahçe'ye Mektuplar...

Birlikte inanıp, birlikte yürümek gereken 6 kritik ay. Heybede olan heybede kalsın. Bu kez artık o kara deryalar aydınlansın...

"Neden böyle oldu"

Maçtan sonra Cadde'de yürürken karşılaştığım herkes söze böyle girdi.

Sonra kimi yorgunluk diye devam etti, kimi hakeme kızdı, kimi Hoca'nın rotasyonuna ince göndermeler yaptı. 10 kişi oynamamıza rağmen, kontra ataklarda top ezenlere epey tepki gösterdiler. Hepsi de aynı cümleyi söyleyip gitti sonra; "Ara tam zamanında geldi, hem dinleniriz hem sakatlar döner"
Özge de yanımdaydı; "Bu sene hiç bu kadar çok yol üstü sohbet olmuyordu, hayırdır" dedi. Fenerbahçeliler üzgünken daha çok konuşur, mutluluğu değil hüznü paylaşma alışkanlıkları daha güçlü, bir de konuştukça daha da yükselirler, dedim.

Eve geldim sonra, içimden herkese mektuplar yazdım uyuyamayınca. Malum, böyle akşamlarda pek uyuyamazlar.

Adettendir en tepeden başlanır, başkandan.

Fenerbahçe'ye büyük umutlarla gelip, bu umuda çok da uymayan bir saha kariyeri geçiren Ali Koç. Tıpkı Aziz Yıldırım gibi, çok yüksek bir Fenerbahçe sevgisi ve motivasyonu var. Kaybettikçe uzaklaşmak yerine daha fazlasını yapma duygusuyla doluyor. Bütün odak noktası Fenerbahçe. Tıpkı Aziz Yıldırım gibi, bu motivasyonla her kararı kendisi alıyor, çevresi pek işine karışamıyor, karışsa da belli ki çok dinlemiyor. Bu sene başkanlık döneminin en ideal günlerini geçiriyor aslında. Ekonomik anlamda sağladığı başarı 5. yılında nihayet sahaya da yansıyor. Son dakika kazası olmaza muhtemelen uzun araya da yüksek motivasyonla girecekti. Şimdi biraz gölgeli.

Zorlu bir ikinci döneme hazır olması gerekiyor. 3 hafta önce ezeli rakibin federasyona açık tehdidi, sonrasında hızla değişen ortam, Kadıköy'de 2 hafta üst üste çalınan çalınmayan düdükler taraftarı endişelendiriyor. Çünkü bu filmi gördüler. Bu negatif histen camiayı çekip çıkarması gerekenler listesinin başında yer alıyor. Üstelik bunu megafonsuz yapması gerekiyor. 5 yıllık emeğin dönüşeceği sonuç en fazla onun eline bakıyor.

Türkiye'nin futbol kurallarını yerle bir eden, yapılmazları yapan, tabuları çimin en derinine gömen, kupa arasına bulutların üzerinde girmeye hazırlanırken son anda küçük bir türbülansa giren Jesus hocam.
Seneye büyük bir sürprizle 3'lü savunmayla başladı, sonuçlar iyi geldikçe yorumcuların hazırladığı tüm cümleler heybede kaldı. Sonra lig ve Avrupa maçlarını büyük rotasyonlarla sürdürdü. Her maça bambaşka kadrolarla çıktı. Yine büyük cümleler hazırlandı. Sonuçlar iyi çıktı. Onlar da heybeye atıldı. Orta saha çizgisinin biraz gerisine kurulan savunma çizgisi için neredeyse deprem tatbikatından daha fazla alarm zili çalındı ama o da beklendiği kadar sorun yaratmadı. Jesus, futbol ikliminin ne kadar tabusu varsa hepsini aynı çuvala koyup attı. Ama burası Fenerbahçe. Aylarca bekleyen Murphy bir yerde hamlesini yapacaktı, yaptı. Puan kaybı en beklenmeyen maçta geldi. Tamamen kendi prensipleri doğrultusunda ülke geleneklerine bakmadan yürüdüğü için umursar mı bilmiyorum ama heybelerin ağzı hafiften açıldı.

Türkiye göçebe geleneğinden bu yana heybeler ülkesidir hocam. Uzun soluklu yolculuklar için ihtiyaçlar heybede tutulur, yeri geldikçe çıkarılır. Uzuuun zamandır Anadolu'da yerleşik olsa da heybe geleneği bitmedi. Bu toprağın insanı rüzgara göre hareket etmeyi sever. Düğün evinde neşe, cenaze yerinde hüzün satmaya alışık olanlar bu geleneği ekrana, köşelere de taşırlar. Zamanını beklerler. Sonra birer ikişer değil hep birden çıkarırlar heybeden silahları. Bugün övmek için kullanılan cümlelerle ateş ederler. Savunma tercihleri, önde kurulan çizgiler, rotasyonlar birer mermi olur, gelir. Çünkü Fenerbahçe kazanırken de konuşulur kaybederken de. Fenerbahçe mahallesinde her zaman satacak bir ürün vardır. Size mektup yazıyorum ama biliyorum ki çok posta kutunuza bakmıyorsunuz. Bildiğiniz yol neyse oradan devam ediyorsunuz. Belki de en büyük avantajınız bu. Çözüm odaklı, mazeretsiz, futbol odaklı tavrınız devam eder umarım. Ve umarım sakatların dönmesiyle daha da genişleyecek rotasyonunuz ikinci yarı Arda'yı daha çok içine alır. Çünkü mevcut şartlarda süre alanlar kadar bunu hak ettiğine inanıyorum.

Fenerbahçe forması giyme şansına erişen değerli futbolcu kardeşlerim. 4 aylık süreçte elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığınıza şahidim, eksik kaldığınızda bile oyun disiplinine sadık kaldığınıza da. Size verilen süreyi kaşınızı bile eğmeden en iyi şekilde değerlendirmeye çalıştınız. Tüm mantalitesi değişen bir takım için büyük bir hızla aynı çizgiye geldiniz. İsimlerinizi tek tek anarak arkada kalanlara saygısızlık etmek istemem. Sadece maçlarda zaman zaman kısa devre yaptığınızı hatırlatmak isterim. Son maçta mağlubiyeti getirenin hatalı hakem kararlarına ek olarak önde bulduğumuz pozisyonlardaki bireysel hareketler olduğunu gördük. Elbette hepiniz skor yapmak, kariyer çizginize büyük çentikler atmak isteyeceksiniz, elbette dar zamanda kurtarıcılık şahane olur, elbette sosyal medya videolarına editlenmek çok güzel ama zaferi getiren pas da hiç azımsanmayacak bir imzadır. İniesta'nın futbol sahasına imzası da Messi kadar karakterlidir. O anlarda, bütün bu senenin şifresinin paylaşmak olduğunu hatırlamanızı isterim. Asla kapılmamanız gereken iki duygu var; kibir ve umutsuzluk. Bu iki uç duygunun arasındaki her duygu durumuna karşı hep birlikte mücadele ederiz.

Ve taraftar...

Mağlubiyetten sonra takımı alkışlayıp tribüne çağırmak çok güzel. Ligde ve Avrupa'da şu ana kadar verilen mücadelenin sonuçtan bağımsız desteklenmesi de öyle. Ama şimdi bizi çok daha zorlu aylar bekliyor. Bu pazar sabahına tüm sene olmadığı kadar gri uyandığınızı biliyorum. İçinizdeki bu filmi gördük duygusunu da iyi tanıyorum. Tam uzun bir araya şampiyonluk şarkıları söyleyerek girmeye hazırlanırken dramlı melodilere geçilmesi elbette zor. Ama herşeyden önce üzerinizden atmanız gereken, bizi şampiyon yapmazlar hissiyatıdır. Geçmiş yıllarda baskıdan başka hiçbir şey getirmeyen bu duygudan çıkın. İki galibiyetle şampiyon, bir mağlubiyetle bu senede olmadı iniş çıkışı çok yorucu değil mi? Uzun arada siz de iyice dinlenin, topçulara kurulmayın, duygusal iniş çıkışlarınızı biraz daha dengeleyin. Hakemlerden şikayetçiyseniz, Kadıköy atmosferini daha da daha da yukarı taşıyın. Bütün maçlarda full çeken tek statta aylarca verdiğiniz emek mükemmel. Kadıköy'ü yeniden eski günlerine döndürdünüz her haliyle. Bu duyguyu koruyun. Sadece oyuna ve sahaya odaklanın. Topçunuzun üstüne basmak yerine ona omuz verin, düştüğü yerde kaldırın, izlediğiniz şeyden keyif aldıkça katkınız da artacaktır.

Bu mektup da tüm camiaya olsun.

Sene başlarken kupa arasına 2 puan önde gitmeye imza atmayacak kimse var mıydı bilmiyorum. Beklentinin çok üzerinde dominant, keyif veren, eksik kalmadıkça tek mağlubiyet almayan bir takım, yıllardır hasretle beklenen bir oyun var. Hep birlikte bu keyfi, motivasyonu ileri taşımak gerek. Sahada, tribünde ve kulübede ve yönetimde. Sadece ve sadece Fenerbahçe diyerek. Heybesini doldurmuş bekleyen yeterince insan var. Sadece 6 ay. Birlikte inanıp, birlikte yürümek gereken 6 kritik ay. Heybede olan heybede kalsın. Bu kez artık o kara deryalar aydınlansın...