Futbolun kimseye borcu yok

Hem Szalailerin Crespoların İsmaillerin emekçiliği saygı görsün, hem Arda gibi üstün yetenekler gülsün istiyoruz. Umut bizim ekmeğimiz...

82 yazında köydeydik, o zaman iki takımı tutuyorduk ne yalan söyleyeyim. Hem Arjantin hem Brezilya. Kışın Ankara'nın sokaklarında taştan kalelerde, yazın köyde çayırda oynadığımız topa onların oyunu benziyordu çünkü. Öyle dümdüz, gol peşinde, teknik ve göze hoş gelen. İlk büyük acımız da o yüzden Brezilya'nın elendiği maçtı. Servetlerin evinde hep beraber ağlamıştık.

Bizim bağış söylüyordu geçen, "Herkes için en iyi Dünya Kupası 12 15 yaş aralığına denk gelenmiş" diye. 1986 tam da bu kupaydı benim için. Ve artık gönlümüzde de sokakta 4 taş arasında koştururken dilimizde de tek isim vardı, Diego Armando Maradona.

Takımın geri kalanından sadece Valdano)yu biliyorduk. Çok da önemli değildi. Onlardan tek beklentimiz topu Maradona'ya vermeleriydi. Genelde de öyle oldu. Maradona alıp gidip attı, kimi zaman Tanrı vergisi yeteneği kimi zaman Tanrı'nın eliyle finale kadar geldi. Babam, dayılarım ve ben hep beraber Maradona'yı tuttuk. Almanya'da ablaları olsa da, 82'de İtalya'ya karşı Almanya'yı tutsalar da Maradona varsa başkası tutulamazdı. Arjantin fırtına gibi başlayıp 2 tane attı. Maçın son anlarına kadar da üstünlüğü bırakmadı. Fakat sonradan daha iyi öğreneceğimiz Alman inadı kendini gösterdi. Rummenige 2 tane attı. Ev buz kesmişken Burruchaga çıktı ve bu kupayı Maradona kaldıracak, dedi. O akşam kıvırcık kral bizim için bir daha asla inmeyeceği kürsüye oturdu. Sonra her 4 yılda bir benzer senaryolar bekledik. Alabildiğimiz doping skandalları, kavgalar, kırmızı kartlar, gece hayatından gelen sonsuz dedikodu oldu. Kulüp bazında Napoli'ye tarihi zaferler getiren Maradona, milli takımda asla 86'yı tekrarlayamadı. Ne sahada ne kulübede.

Maradona ile geçmişe dönemeyince yeni bir Maradona aramaya başladık. Her 10 numaradan aynı mucizeyi bekledik. Ortega, Riquelme ve niceleri. Olmadı. Sonra bir çocuk çıktı, bütün ümitlerimizi tazeledi. Mesele Arjantin değil, Maradona'da vücut bulan sokak futbolu hasretimizi dindirmekti. Futbol giderek bireysel yeteneklerden, komple hareket eden oyun sistemlerine, taktik savaşlarına dönerken yetenekleri kundaklara sarmak istiyorduk. Elbette bu oyun yenilendikçe içinden izleyecek yeni ayrıntılar buluyorduk ama futbolun olmazsa olmazı ince bilekliler giderek azalıyordu.

Bu çocuk da en nihayetinde Barcelona makinesinin dantel gibi akan sisteminde bir dişliydi sonuçta ama topla yaptıkları bize hep onu hatırlatıyordu.

O sırada futbolun başındaki asıl bela, endüstriyel süreç buldozer gibi önüne geleni ezerek ilerliyordu. Takımlar birer birer dev sermayelerin eline geçiyor, ortalamanın üstündeki her yetenek kendisini 3 5 takımdan birinde buluyordu.

Sosyal medya ile birleşince ortaya tam anlamıyla bir canavar çıktı. Bu canavarın en büyük besin kaynağı da yaratılan rekabetlerdi. Takım bazındaki rekabetler, Rus Arap ABD sermaye rekabeti bir yana en büyük malzemeyi iki dev yetenekte buldular. Messi ve Ronaldo.Soğuk savaş dönemi bile dünyayı bu kadar keskin bir çizgiyle bölmemişti.

Her kupaları, her golleri, attıkları her adım sayıldı. Görüntü alınabilse kimin idranının daha uzağa gittiğini bile bilmek isteyen bir kitle vardı sonuçta. Tıpkı ülke içi rekabetlerde olduğu gibi öncelikleri hayran olduklarını başarısı değil düşmanın üzülmesiydi.

Messi ve Ronaldo Katar'a işte bu stresle gitti. Biri Dünya Kupası alamadığı için asla en iyi olamama kabusları görüyor, diğeri kariyerinin sonunda kadroya girememe sancıları çekiyordu. Manchester macerasının faciayla sonuçlanması da tam bu döneme rastladı.

Ronaldo kulüpte ne yaşadıysa milli takımda da aynısı oldu. Kadroya giremedi, eski deparlarını atamadı. Sonuçta sistem ona artık üst düzeyde yoksun, alt düzeyde rekor paralar alabilirsin ama daha fazlası yok, diyordu. Ülke bütçelerini bile aşan servet kazanması sağlayan mekanizma artık onu başka bir malzeme olarak görüyordu.

Diğer yanda 2 yaş daha genç olmanın avantajı ve görece liderlik rekabetine girmeyeceği bir kadronun kaptanı olması nedeniyle Messi vardı. Arkasında da destek gibi görünse de asıl stres kaynağı dünyanın en ateşli taraftarı.

Turnuva Suudi Arabistan faciasıyla başlasa da Arjantin toparlanmayı bildi. Teknik direktör futbolla inatlaşmayıp öne Alvarez'i attı, orta üçlüyü üç canavara De Paul, Fernandez ve McAllister'a emanet edip saldırın dedi. Sonrası kendiliğinden geldi. Futbol hayatının tamamını pasif bir saha lideri olarak geçiren Messi sorumluluk aldı ve turlar geldi. Takım 2 kez 2 0 öne geçip geri dönüşe izin verdiğinde Messi'nin eski hastalığı nüksetti. Sahada fiziken vardı ama ruhen takımını yükseltemiyordu. Buna rağmen varlığı sahadaki herkesi yukarı taşıdı. Çünkü bu kez onun için yapmak istiyorlardı. Yaptılar. Gerisini biliyorsunuz. Halk kahramanlığı Messi ile MBappe arasında gitti geldi, kazanan Emiliano Martinez kararıyla Arjantin oldu. Bizim de 36 yıllık hasretimiz dindi. Ne Ronaldo vardı aklımızda ne de başkası. Yukarıdan izlediği ilk Dünya Kupası'nda ona selam gönderdik.

Messi en iyi mi oldu bilmiyorum. Benim gözümde kimse Maradona'nın yerini alamaz. ronaldocular için de bir şey değişmemiştir. Ama Messi kariyerindeki en önemli boşluğu doldurdu.

Hani hep diyorlar ya "Futbol Messi'ye borcunu ödedi' diye; bence futbolun kimseye borcu yok, Hatta Messi bir hastalık illetinden kendisini kurtarıp bir dünya yıldızına dönüştüren futbola borcunu ödedi belki de. Bizim futbola olan borcumuzsa duruyor. Onu sokaktaki gibi sevdiğimizde bile büyük bir endüstri kazanına kömür atmaya devam ediyoruz. Futbol her yeni kuralda doğallığından uzaklaşıyor. Biz bu hengamenin içinde hala çocukluğumuzdaki lezzeti aramaya devam ediyoruz. Hem Arjantin orta sahasındaki emekçilerin hakkı verilsin, hem oyunu oynatan teknik direktöre saygı gösterilsin, hem özel yetenekler bitmesin istiyoruz. Zor biliyorum ama Messi tam bitti derken Dünya Kupası aldıysa bu da imkansız değildir belki. Artık Dünya Kupası defterini kapatıyoruz ve gözümüzü kendi ince bileklimize çeviriyoruz. Hem Szalailerin Crespoların İsmaillerin emekçiliği saygı görsün, hem Arda gibi üstün yetenekler gülsün istiyoruz. Umut bizim ekmeğimiz...

Etiketler
Bolu Futbol