Batmasın bu dünya...

Pragmatizmin Avrupa distribütörü Lucescu'nun maça nasıl başlayacağını az çok tahmin ediyorduk.

Rakip sarı kart gördüğünde 10. dakika filandı. Nihayet sarıyı verdi artık dedik hep beraber. Maçın başındaki sertlik derecesini düşün. Pragmatizmin Avrupa distribütörü Lucescu'nun maça nasıl başlayacağını az çok tahmin ediyorduk. Türkiye'de bulunduğu yıllardan gerilim tırmandırma sanatındaki ustalığına da hakimiz şükür ama bu kadarı onun için bile fazlaydı. Çok faullü oynamak da değildi mesele. Sürekli bileğe bastılar. Sakatlamak için değildi bence, amaç yıldırmaktı. Luce, Fenerbahçe'nin bu tür maçlara nasıl bilendiğini çok iyi bildiği için baskın basanındır mantığıyla sahanın her yerinde pres ve faulle geçirdi 15 dakikayı. Ama elbette bu sürdürebilir değildi. Bu yüzden 25 ve 40. dakika arasında rakip sahada yaptıkları pas sıfırdı. Tekrar yazayım, sıfır. Fenerbahçe, baskıya çözüm üretemediği dakikalarda anlamsız çapraz ve uzun paslar denedi. Pedro'nun maç eksiği olmasa bu paslar anlam kazanır biz de öne yerleşebilirdik belki ama olmadı. Yirminci dakikadan sonra Dinamo gitti Kiev kaldı. İlk yarının sonuna kadar korkunç bir güçle bastı Fenerbahçe. Bu sene oyundan bağımsız en net görünen özelliği bu zaten. Takım fiziken çok iyi çalıştırılmış. Takım savunmasını bu kadar iyi yapıp ayağa pasla çıkabilen bir takımı 20 dakika boğmak zor iş. Fenerbahçe bunu yaptı. Yapamadığı ise bu baskıyı ve gücü pozisyon zenginliğine dönüştürmekti. Çünkü takımın çalışmasıyla üretimi doğru orantılı değil. Henüz bağlantı zayıf, pas kanalları yavaş işliyor. Hocanın ideal kadrosunu bulma çabası, geç kalan transferler ve sakatlıklar kadro istikrarını geciktirdiği için eksik var. Buna maçın stres derecesinin getirdiği baskı da eklenince ayaklar da biraz dolandı, üretkenlik aza indi. Ama Fenerbahçe bu kez yine çalışmanın karşılığını aldı. Sezon başından bu yana her maç söylüyorum, duran toplar için ciddi çalışıyor takım. Her maç repertuara başka setler ekleniyor. Bu kez o setler değil ama kornerden iyi bir orta ve en çok infaz ettiğimiz Gustavo'nun kafası kilidi çözdü. 

Pedro'nun dönüşleri biraz daha hızlı olsa ya da King ile alışverişi doğru zamanlayabilseler fark artardı, olmadı. Yine de Fenerbahçe soyunma odasına önde gitti. 

İlk yarı bu kadar ısrarla yüksek kalabilmemizin en önemli nedenlerinden biri taraftarın sabırlı desteğiydi. İlk yarı enerji müthiş yüksekti. Takımın bocaladığı ilk 15 dakikada tribün de düşse ve homurdanma başlasa başka şeyler konuşuyor olabilirdik. Taraftarın bu etkiyi çok iyi görmesi şart.

İkinci yarı daha az baskılı ama yine kontrolümüzde gidiyordu. Crespo, Arao ve Ferdi'nin gücü rakip sahada kalmamızı sağladı. 

Maç bitene kadar pozisyon vermeyiz, diye düşünüyordum ki malum hastalığımız devreye girdi. Stoperle bek arasından gelen atak ve penaltı noktasının gerisinden markajsız vurulan top, sonra da Altay'ın konsantrasyon sorunu nedeniyle yediği çok belli olan gol. Herkes Altay'a yüklendi ama bu kadar az kişiyle gelen takıma oradan şut imkanı verilmemeliydi. Geçen hafta nasıl takım savunmasını övdüysek burada da suçlu olan blok arasını açan takımdı. Altay'dan ricam konsantrasyonunu sürekli yüksek tutması. Çünkü Kayseri maçında o iki topu çıkaran kalecinin bunu yemesi imkansız. Yazılana çizilene kulağını tıkayacak, kaptan olarak konsantrasyonunu yukarı çekecek ve devam edecek. Yeteneği zaten aleyhinde konuşanların hesap yeteneğinin çok çok üzerinde.

Sonra takım yine çabaladı ama her geçen saniye o Fenerbahçe hastalığı kendini giderek daha fazla hissettirmeye başladı. Acaba yine mi olmayacak, anlam yüklediğimiz bir maç daha ellerimizden kayacak mı, bu sorunun kendisi artık sonucundan daha büyük sıkıntı çünkü. bu psikoloji küçüklüğümüzdeki Fenerbahçe'ye çok uzak. Pazartesi cehennemde uyansa, Salı acaba burası cennet olabilir mi, diyen insanların takımı çünkü. Umutla aralarında acayip bi bağ var. Umut mu yoksa inat mı orası biraz karışık tabii. Hoca çareyi öndeki üçlüyü değiştirmekte aradı. Bir iki zorladık ama ilk yarıdaki baskıdan uzaktı. Tam ümidi kesmişken kentin üzerinde fenerle aydınlatılmış bir silüet belirti. Maç boyu defalarca denenen taç atışlarından biri ilk golün sahibinin kafasından arkaya, tam da taç atan Ferdi'nin arkasındaki taraftarın işaret ettiği yere düştü ve yeni transfer Bats bey kolay görünen zor bir bilek vuruşuyla topu tavana astı, oradaki soru işaretlerini aşağıya indirdi. Hem takımın makus talihi, hem transfer politikası, hem de kendisiyle ilgili acabaların hepsini uzayın derinliğine gönderdi. Kara deryalar bir süper kahraman gölgesiyle aydınlandı. Şimdilik.

Şimdilik diyorum çünkü üzerimizdeki baskı hala kalkmadı. Maçın en çalışkan topçularından birinin çıkarken ıslıklanması o baskının işareti. Rossi'yi sevmeyebiliriz, tercihlerimiz arasında olmayabilir. Ama hocanın sistemine bu kadar yüksek disiplinle bağlı, bu kadar çalışkan bir topçuyu, üstelik üst düzey mücadele ettiği bir maçta ıslıklayamayız Bak ıslaklamasak mı acaba demiyorum, ıslıklayamayız. Bunu yaparsak biz orada bulunma nedenimizi inkar etmiş oluruz. Tribünü paylaştığımız muazzam destek korosuna saygısızlık etmiş oluruz, idmanlarda gürül gürül çalıştığı baskı gücünden belli olan bir takımı küstürürsek geleceğimizden oluruz. Her şeyden önce emeğe saygısızlık etmiş oluruz. Bu stattan yuh ve ıslığı kaldırmazsak sadece ve sadece 8 yıllık hasrete yeni halkalar eklenmesine yol açarız. 

Topçular nasıl mücadele etmeli ve taktiklere uymalıysa biz de tribün gereklerine uymalıyız. İyi günlerde susmamızın gelinin açığını kollayan görümce hinliğinden değil yürekten olduğunu takımın mental olarak düştüğü anda göstermeli, kolundan tutup kaldırmalıyız. Tabii eğer stada story çekip paylaşmaya gelmiyorsak. Tribünü umursuyorsak. Önceliğimiz üzüm yemekse.

Son sözüm yine gönül evladım için. Çünkü babam da bana soruyor. Sonuç güzel ama bizim oğlan nerede, dedi arayıp. Fiziken daha da güçlenince sahada olacak, dedim. Artık sert maçlarda da süre olarak görmek istiyorum Arda'yı. Hocaya baskı diye düşünmeyin çünkü hoca zaten duyduğuyla hareket eden biri değil. Ama nasıl haftalar boyunca Crespo'nun gerekliliğini anlattıysam Arda'nın maçın sıkışan bölümlerinde çilingir olacağını da ısrarla söyleyeceğim. Bu çocuk geleceğin yıldızı ama önce bugünün ihtiyacıdır. Onun gözlerinden öper hocaya takıma verdiği emek için teşekkür ederim. Kraliçe'ye bile kalmayan dünya topçu kalbi kırmaya değmez. Maçın başındaki koreografi ile taraftar üzerindeki soru işaretini söküp alan tüm kardeşlerime selam olsun. Herkes önce içindeki insanla barışsın, İzmir'in dağlarında çiçekler açsın. Esen kalın.