Geniş ve sorunlu aile dizileri gibi.

Hani evin oğlu aniden büyüklere parlıyor, "çocukluğumda bana şöyle yaptığınız için şimdi böyle oldu" diye.

Kız zaten epey doluymuş, o da dökülüyor.

Sonra annenin hem baba hem çocuklarla ilgili şikayetlerini dinliyoruz.

Baba da durur mu, açıyor defterleri filan.

Meğer çözülebilir sorunlarmış hissi, sarılmalar ağlamalar, müzikli kamera hareketi ve gecenin sonu.

Ertesi sabah herkesin birbirine güler yüz gösterdiği umut dolu bir kahvaltı.

Ama tam biri evden çıkarken yeniden parlayan öfke.

Hani marşta diyor ya, "Her sabah özgürlüğe doğar Fenerbahçe" diye.

Öyle her sene yeniden kaosa doğabiliyor Fenerbahçe.

Hep beraber, el ele...

Tam toparlandı, derken başa dönüyor.

Ders aldı diye düşündüğün aynı hatayı gözüne baka baka yapıyor.

Ve herkes hatayı kendinden başka her şeyde herkeste arıyor.

Sürekli en baştan başlıyor Fenerbahçe.

Toksik bir ilişkinin iki tarafı gibi.

Oysa hiçbir ilişki en baştan başlamıyor.

Eskinin üzerine yeni bir deneme oluyor en fazla.

Ders aldıysan tertemiz bir ilişki yaşayabilirsin ama ilk hatanda mahkeme eski suçları da devreye alıyor.

Bu yüzden oturmuş bir oyunu ve kadroyu bozma riskini göze alarak hocasını değiştiriyor.

Daha iyi olacağını düşündüğünden değil, sabır marjını uzatmak için.

Aslında "üst düzey hoca" kredisine başvuruyor.

Ama her ustanın başka bir saz çalışı var işte.

Önce akoruna bakıyor.

Başka tellere basıyor.

Müzik değişiyor,

Müzik değişince dans da değişiyor.

Taraftarın da hep söylediği gibi bir sabrı yok aslında.

Başarısız yılların uzaması ortada bir sabır varmış gibi gösterse de yok.

Tüm kötü sonuçlara rağmen stat doluyor mu, doluyor.

Ortada kötü bir oyun olsa da kombineler tükeniyor mu, tükeniyor.

En çok formayı, ürünü Fenerbahçe satıyor mu, satıyor.

Sonuç ne olursa olsun, Fenerbahçeli ben buradayım, diyor mu, diyor.

Ama bunların hiçbiri sabırdan değil, sınırsız sevgiden.

Çok seviyor Fenerbahçeli.

Farklı seviyor.

Ama severken boğuyor, bir yandan.

Sabrettiğini söylediği anlarda öfkeli baba gibi kırıyor, huysuz ergen gibi acımasız olabiliyor.

En çok kendi dalga geçiyor topçusuyla, öfkesini kimden alacağını bilemiyor.

Çok sevenin öfkesi de acısı da büyük oluyor her zamanki gibi.

Her şey başa sarıyor.

Sonra kimse kimseyi dinlemiyor.

Sakin olalım, diyen hain, yandaş; başka açıdan bakalım, diyen futbol cahili.

Bu gitsinler, öteki gelsinler başlıyor.

İlişkinin olmazsa olmazı güven yitiyor gün gün.

Kimse sezonun daha başı diye düşünmüyor.

Çünkü her şeye baştan başlasa da aslında hep üstüne koyuyor Fenerbahçeli.

Öfkesinin, kızgınlığının, acısının, hüznünün üstüne koyuyor.

Bu kadar uzun süre taraftar yazdım ama bunun sorumlusu taraftar değil; yönetim.

Hep yeni sözlerle yeni başlangıçlar vadediyor yönetim.

Değişen sadece kadro ve oyun oluyor.

Aynı hatalar orada duruyor.

Sağlam olmayan bir temelin üzerine, aynı bina sürekli baştan yapılıyor.

Usta değişiyor, malzeme değişiyor, sorunlar duruyor.

Öfkenin asıl muhatabı etkilenmeyince hocaya topçuya kayıyor tepki.

Oysa Fenerbahçe taraftarı sevgisinin, umudun, coşkunun üzerine de çok hızlı koyar.

Bir günde kıştan bahara, bahardan yaza çevirebilir ortalığı.

Dümdüz mücadelesiz bir maçta Tuncay'ın bir kayarak müdahalesinin her şeyi değiştirdiği gibi.

Yarım saatte rakip kalede kazanılan bir kornerde kopan ''Feener Feener'' sesisin tüm havayı dağıtabildiği gibi.

Santrafor transferindeki ısrarım bu yüzdendi.

Hem sahada ön tarafta bir oyun merkezi hem yönetimle taraftar arasında bir güven merkezi olsun diye.

Bir köprü kursun diye.

Ama yolun sonu gibi görünse de sezonun başındayız hala.

Tek tek yazabilirim buraya, hangi transfer iyi hangi transfer kötü,

Hocanın eldeki bazı oyuncuları kullanması gerektiğini madde madde anlatabilirim.

Arda üzerinden tüm fotokopisini çekebilirim camianın.

Ama önce huzur lazım Fenerbahçe'ye, biraz nefes almak lazım.

Biraz birbirimizin boğazından elimizi çekmemiz lazım.

Yönetim, hoca, topçu, taraftar.

Her kim kendiyle neyle hesaplaşıyorsa en azından üç hafta versin kendine.

İnatlardan vazgeçsin.

Sürekli baştan başlamaktan yorulmadık mı?