Demiri bile kesen şahsım* kaynaklı emirlere bakınca, ağzını açıp gözünü yumanların bağırmalarını işitince, hesap sorduğunu zannederek laf olsun torba dolsun babında konuşanları dinleyince, hele de olanlara bakıp olacakları görünce kalem ne yapsın?

Önü alınamayan işsizliği, borçların geldiği noktayı, derdi çok, ateşi yüksek, sorunu yegân, sorumlusu az ülkemizin tedavi yöntemini dinleyen ve anlamak istemeyen yoksa doğru teşhis ne yapsın?

Gelir dağılımında Avrupa sonuncusu, 34 OECD ülkesi arasında 29.sırada isek! Küresel huzur endeksinde 163 ülke arasında 152.sırada yer alıyorsak! Basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 154.sıraya kadar inmişsek! Küresel cinsiyet eşitliğinde 149 ülke içinde 120.sırada kendimize ancak yer bulup, kadının işgücüne katılımında 131.sıraya yerleşmişsek! 2 milyon 560 bini bulan 15-34 yaş arası gencin işsiz olduğu ülkemizde, gençlerin iş bulma ümidi giderek azalırken dünya genelinde kaçıncı sırada yer aldığımızı bilemiyorsak kalem ne yapsın?

Cumhuriyetin kalelerini, iktisadi işletmelerini, bütün birikimlerini sata sata demokratik kurumların içini boşalta boşalta gelinen nokta buysa daha ne yazılıp, ne çizilsin?

Kalkıp; “Yurttaş dediğin ne? Ne işi olur kültürle, sanatla, sporla, hobiyle, eğlenceyle, tatille derseniz? Otursun askıya asılan ekmeğini yesin, atılan keyif çayını içsin, (abartarak) şikâyet edip insanın tadın tuzunu kaçırmasın. Vatandaş dediğin uslu olur!” derseniz! “Sıra gelmiyor çoktandır kahkahaya/ Kimseler eskisi gibi gülmüyor artık/ Hüzün yerleşti suratlara uzun süredir/ Gözyaşları hazırolda bekliyor” dizelerine sığınan şaire daha çok iş düşer.

Cumhuriyeti “parantez, reklam arası, zulüm” diye nitelerseniz! Cumhuriyet, ekmek ve emeğin birleşimi ve alınteridir. Cumhuriyet vatanı, dünyayı, doğayı insanı koşulsuz sevmektir. Cumhuriyet daha güzel bir memleket ve gelecek umududur sözlerini daha sık duyarsınız.

Ulusal bayramlar ve anma günleri uzun süreden beri içi boş nedenlerle yasaklanınca; başka yerlerde bunun örneği var mıdır? Ya da böyle bir şeyi duyup, okuyup, gören var mı, tarihler örneklerini yazdı mı diye sorup durursunuz.

Hele de; Yapılamaz”ı reddeden, “olamaz”ı kabul etmeyen, sanat, kültür, spor, çocuk, çevre, hayvan, müzik, dans gibi her şeye duyarlı kimliğiyle dağa taşa imzasını atan,  özel ve özenli giyim zevki, pelerinden eldivene, smokinden golf pantolona her tür giysiyi çok iyi taşıyan duruşuyla şıklığı dillere destan bir lidere sahipseniz!  Söylenecek, kutlanacak, anacak çok şey var demez misiniz? Temel soru budur…

Sözü buraya getirmişken 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeniyle çıkan kutlama ilanlarına bir kez daha göz atma ve ders çıkarma zamanıdır…

İstanbul Eczacı Odası; Mesleki disiplinden gelen duyarlılıkla, topluma;  Derman, ilaç, aşı gibi gelen Cumhuriyet Bayramı kutlamasında diyor ki; “Mucize ilaç 97 yaşında! Üretim tarihi: 1923. Son kullanma tarihi: Sonsuza kadar. M. K. Atatürk tarafından Ankara’da üretilmiştir. Kullanım şekli: Sürekli kullanım gerektirir. İçeriği: Her bir doz; çağdaşlığı, demokrasiyi, laikliği, kadın-erkek eşitliğini, bilimin rehberliğini, insanca yaşamayı içerir.”

PEN duyurusunda diyor ki: “Orda 29 Ekim 1923 var 97 yıl uzakta! Burada bir 29 Ekim 2020 var kalbimizden de yakında!” Bu yaratıcı ilanların arkasındaki emeğe ne denir? Kutlamaktan öte…

Hele de bayramlarını, anma günlerini tüm engellemelere rağmen; Yüreğinde, evinde, balkonunda, penceresinde, denizin üstünde bağrına bastığı bayrağı ve Atatürk fotoğrafıyla kutlayanları görünce duygu selleriyle alkışlamaktan öte…