Kieslowski ustanın başyapıtı “Beyaz” Üç Renk üçlemesinin ikinci ve en azımsanan filmidir “Beyaz”.

Filmi layıkıyla anlamak için 20.yy Avrupa tarihine ve özel olarak da Polonya ve

Polonya Fransa ilişkisine dair bilgi sahibi olmak gerektiği içindir belki de bu azımsama..

Açılış sahnesinde bantta sürüklenen bir valiz görürüz.

Film direkt bir gizem ve beklenti duygusu yaratarak açılır.

Acaba içinde ne var ?

Kime ait ?

Nereye gidiyor ?

Daha sonra öğreneceğiz ki Karol bir valiz gibi sürüklenmektedir.

Bu sürüklenme aynı zamanda bir Polonyalı olarak Karol'un yerinden edilmesi, yer değiştirmek zorunda kalmasıdır.

Beyaz, üçlemenin en politik filmidir.

Başkahramanımız da bir katmanda Polonya'nın temsilidir hatta ta kendisidir.

Bu bağlamda gördüğümüz sürüklenen bir Polonyadır.

Komünizmden kapitalizme sürüklenen Polonyadır.

Kieslowski Beyaz'ı komünist dönemin sona erilşinden sadece 4 yıl sonra çekmiştir.

Sonra bir çift ayakkabı görürüz.

Hitchockian bir başlangıç. Aceleci ,telaşlı ve huzursuz ayaklar..

Ve artık devam edemeyen, bir engelle karşılaşmış gibi duran ayaklar.

Eski ve yıpranmış ayakkabılar.

Karakterimizin Kırılganlığını ,saflığını ve sosyoeknomik olarak zayıflığını anlatır.

Kamera yavaş tilt yapar.

Önce kendisine bol gelen bir palto sonra da kahramanımızı görürüz.

Zorlukla yutkunan utangaç,sıkılgan ürkek bir adam.

Karol Karol , Lehçe bu isim Charlie Charlie'ya karşılık gelir.

Charlie Chaplin ve onun unutulmaz karakteri Şarlo.

Dışlanmış küçük bir adamın kötü bir dünyada varolma çabasıdır bu.

Bir Şarlo tarafından sahneye konacak bir Kafka hikayesi izleyeceğiz.
Hatta biraz da bir Gogol hikayesi..

Gogol evreninde düzenli olarak çift isimler bulunur,

Beyaz filmi bağlamında da en çok Palto’nun ezilen katibinin adını hatırlarız
Uysallığı ve alçakgönüllülüğü ile hatırlayacağımız o karakteri..

Gogol'un "küçük adamı" Akakii Akakievich'in adı, okuyucuyu bu gülünç küçük adama gülmeye ama aynı zamanda onun ızdırıabına karşı merhamet hissetmeye yönlendirilen bir unsur olarak kullanılır.

Karol Karol ile Akaki Akakievich arasında bu paralellik , Beyaz'ın baş karakterinin kötü durumuna ve filmin beklenmedik, acı tatlı, lirik sonuna da anlam katar.

Şarlo benzetmesini Chaplin filmografisi üzerinden de sürdürebiliriz.

Şarlo'nun içine bütün eşyalarını koyarak yanında taşıdığı koca bir bavulun olduğu "Sirk" filmini hatırlayın

Karakterin arakadaşının yardımıyla intihar etmeye çalıştığı "Sahne Işıkları."

Bir arkadaşın diğerini ölümden kurtardığı ve sonra zenginleştikleri "Gold Rush" Şarlo'nun vitirinde duran bir kadın figürüne aşık olduğu "Şehir Işıkları".

Ve tabii ki sayısız Chaplin filmindeki , "hor görülen küçük adam ve tüm küçümsemelere rağmen sonunda aşkın zaferi" teması.

Film , bu küçük adamın acıklı bir mafya parodisine , Stalinist Polonya’nın da bir mafya kapitalizmine dönüşüm hikayesini anlatacaktır bize.