Yıl 2011.

Yer Anadolu.

Belki de Türkiye topraklarında yapılmış en muazzam filmdir Bir Zamanlar Anadolu’da..

Hiç şüphesiz 21.yüzyılda tüm dünyada yapılmış en muazzam filmlerden
biridir.

Türkiye sinemasının dikenli tellerle örülü sınırlarını çoktan aşıp, dünyanın
yaşayan en büyük auteur yönetmenlerinden biri olduğunu yedi düvele kabul
ettirmiş Nuri Bilge , senaryoyu eşi Ebru Ceylan ve Ercan Kesal’la birlikte yazar.

Görüntü yönetmeni elbette yine Gökhan Tiryaki’dir.

Cannes'da Dardenneler'in The Kid With a Bike'ı ile paylaştığı Jüri Büyük Ödülü dahil dünya festivallerinde 21 ödül gelir.

Mükemmel oynamış, mükemmel bir erkekler çetesi ..

İsimleri saymak lazım :

Doktor Cemal'de Muhammet Uzuner..

Komiser Naci'de Yılmaz Erdoğan..

Savcı Nusret'te Türkiye sinemasının önemli ustalarından Taner Birsel Şoför Arap Ali'de her jest ve mimiğiyle kıpır kıpır bir Ahmet Mümtaz Taylan Katil Kenan'da korkunç ve muhteşem karanlığıyla Fırat Tanış.

Ve Muhtar’da muhteşem bir Ercan Kesal.

Sinema yazarı Ray Pride ‘ın kaleminden “Basit, güzel,rafine, sade, sakin,
gecenin gündüze,gündüzün geceye geçişi kadar duygulandıran “ , ve
Anadolu kadar uzun ve Anadolu kadar yavaş film, dağ başında bir yere
gömülmüş bir cesedi bulmak üzere taşradan bir grup polis, jandarma, bir savcı ve cinayet zanlısının ve bir de gariban kürekçilerin yolculuğunu takip
eder.

Aslında aranan başka bir çürümüşlüğün cesedidir, hakikatin korkunç
cesedidir.

Ve elbette çıkışsız bir exodus, karanlık bir göç alegorisidir.

Neşet Ertaş ustanın Allı Turnam türküsündeki göçmen kuşları duymamız
raslantı değildir ki..

Filmin, kendisini yazdırmak için ışık saçan ve kim bilir belki de yazdıracak
nice sahnesi vardır. Türkiye sinemasının en büyülü anlarıyla başımızın döndüğü “Muhtarın kızı “ sahnesinden , kanın bizatihi bizim yüzümüze  sıçradığı, sinemada sesin ne demek olduğuna dair bir manifesto olan “otopsi” sahnesine kadar.

Ama işte bir de bir küçük elma vardır.

Bir ağaçtan bir elma düşer.

Yuvarlanır...yuvarlanır.

Sonra suya kapılır.

Sürüklenir...sürüklenir.

Ta ki sürüklenmeyecek, sürüklenemeyecek bir yere gelene kadar.

Ve bir bakar...etrafında başka elmalar vardır.

İşte bu kadar basittir.

Elbette bir metafordur.

Elma, elma değildir elbette.

Her birimiz bir elmayızdır belki.

Sürükleniriz.

Bazen ağaçtan düşeriz.

Belki olgunlaşıp düşeriz

Bazen birisi sallar da düşeriz.

Bazen zamanından erken düşeriz.

Belki hep erkendir o zaman.

Yuvarlanırız..sürükleniriz...

Zannederiz ki, biz gidiyoruz.

Halbuki sürükleniyoruzdur.

Bazen otun, böceğin arasından sürükleniriz.

Bazen güzel akan suların arasından...

Sonra gün gelir bir yerde takılırız.

Zannederiz biz takılıyoruz.Hayır.

Akış bitmiştir.

Zannederiz ki bu bizim öykümüzdür.

Yalnız bizim başımıza gelir.

Bir bakarız.

Bir sürü elma vardır