Ümraniye’de iki yıl önce evini ziyaret ettiğim Sevgi, bir odası bir küçük mutfağı olan gecekonduda iki küçük çocuğu ile oturuyordu. Kirası 800 TL olan gecekondu şimdi 1.500 TL olmuş ve ödeyemediği için kayınvalidesinin yanına taşınmış. Eşyalarının hepsini satmış, parasını da nakliye için kulanmış. Kayınvalidesinin evi iki odalı, orada mutlu değiller, çocuklar huzursuz, ev kalabalık, başka bir eve taşınmak istiyor ama kiralar ödeyemeyecekleri kadar yüksek.  Bana diyor ki “sokaktayım aslında”; Sevgi haklı aslında “evsiz”, buna literatürde “gizli evsizlik” diyoruz.

Evsizlik konusunda kendisinden çok şey öğrendiğim Doç. Dr. Yüksel Bekaroğlu Doğan hocamın deyişi ile “gizli evsizlik” sokakta görünür olmayan her tür evsizlik biçimi ki buna evsiz barınakları, bekar evleri, otellerde yaşayanlar vb. de dahil.

Sevgi ve ailesi aynı zamanda kronik yoksulluk yaşıyor yani diğer bir söyleyiş ile “sürekli yoksulluk” yaşayan aileler arasında. Sevgi’nin de eşinin ailesi de yoksul. Sevgi iki çocuğuna da büyük olasılıkla “sürekli yoksulluk” mirası bırakacak.

Geçen hafta Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK, Türkiye'nin 2021 Yılı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçlarını açıkladı. Bu verilere göre sürekli yoksulluk oranı bir önceki yıla göre 0,1 puan artarak yüzde 13,8 oldu.

TÜİK’e göre “sürekli yoksulluk” yaşayanlar, son yıl ve önceki üç yıldan en az ikisinde yoksulluk riski altında olanlar. Yani “sürekli yoksulluk” hanedeki bireylerin belirlenen yoksulluk sınırlarının altında yaşadığını ve bu sınırdan çıkma olasılıklarının düşük olduğunu ifade eder. Sürekli yoksulluğun artması aynı zamanda o ülkedeki ekonomik krizin derinleştiğini, siyasi istikrarsızlığı, büyümenin yoksulluktan yana olmadığının da bir göstergesidir. Sürekli yoksulluğu ve yoksulluğun kendi içindeki karmaşasını anlamaz isek “geçici” ve “sürekli/kronik yoksulluk” arasındaki ayırımı ve derinliği de anlayamayız.

Sürekli yoksulluk yaşayanlar aynı zamanda çok boyutlu yoksunluk da yaşayanlardır. Yani yaşamak için en temel hakları olan insana yakışır iş, kaliteli eğitim, sağlıklı gıdaya erişim gibi bütün problemleri iç içe yaşarlar. Sürekli yoksulluk oranının artması, yoksullukla ilgili izlenen politikaların yoksulluk durumunu azaltmadığı gibi kalıcı hale getirdiğini de gösteriyor. Aynı zamanda sürekli yoksulluk içinde yaşayan çocuklarında yetişkin olduklarında “yoksul” olma olasılıkları yoksul olmayan ailelerdeki çocuklardan çok daha fazla. Ayrıca yapılan araştırmalar göstermiştir ki OECD ülkelerinde, düşük gelirli hanelerdeki çocukların ülkelerindeki ortalama gelire ulaşması dört ila beş kuşak sürüyor.

TÜİK’in son yaptığı araştırmadaki bu çarpıcı sonuç üzerinden, «sürekli yoksulluk» yaşayan yüzde 13.1‘lik kesimin nasıl yaşadığına biraz daha yakından bakalım:

·       Sürekli yoksulluk yaşayanlar, beş yıldan daha uzun süre yoksul kalan ve hayatlarının geri kalan kısmında da yoksul olma olasılıkları yüksek olanlar,

·       Çocuklarının ekonomik ve sosyal nedenlerle okul terk etme oranları daha yüksektir,

·       Ekonomik krizler ve salgınlar sonrası bir daha toparlanamayacak derece hızlıca yoksullaşanlar,

·       Kronik hastalıklar ve erken önlenebilir hastalıklarla herkesten daha fazla boğuşurlar,

·       Ülke ortalama ömrüne göre yaşlanarak ölme şansları daha azdır,

·       Yoksul mahallelerde sıkışıp kalmışlardır, taşınma olasılıkları çok zayıftır,

·       Yoksulluğun süresinin uzun dönem devam etmesi ve önlemediğinde hanedeki çocuklara da yoksulluk miras kalır,

·       Süre uzadıkça hanedeki bireylerde kronik açlık başlar,

·       Hanedeki her birey çalışsa da sadece elde ettikleri az gelir değil aynı zamanda sosyal hayata yönelik yoksunlukları vardır,

·       Yoksulluk uzadıkça, gelecek endişesi, stres artar, o hanede yaşayan her bireyin çocuğun, yaşlının bu sorundan kurtulabilme umutları ve yapabilirlikleri giderek azalır,

Son olarak kimin sürekli yoksulluk yaşadığından ziyade neden yaşadıklarını sorguladığımızda çocuklar bu “süresiz” yoksulluğu miras almaktan kurulacak.