Atatürk bir kurtuluş Savaşı başlatarak ülkeyi kurtardı.

Sonra Ekonomiyi kurtardı.

Kurtuluş Savaşını kazandığında ülkede sermaye yok denecek kadar azdı. Para yoktu.  İş gücü kıt, işsizlik had safhadaydı.  Üretim köylünün karnını doyurmaya ancak yetiyordu. Satış yok, pazarlama yok. Ekonomi gelişmemiş. Nüfusun %75’i köyde ve onların da önemli bir kısmı hastalıklı. Erkek yok, çünkü çoğu Birinci Dünya ve Kurtuluş Savaşında şehit olmuş.

İç ticaretin büyük kısmı, dış ticaretin hemen tamamı azınlıkların ve yabancıların elinde. Banka ve finans sektörü dahil Türk’e dair bir şey yok. Merkez Bankası dahi yok. Daha ötesi, Türk’e dair banka yok. Zorunlu tüketim malları yüksek maliyetle ithal ediliyor. Dûyun-u Umumiye ile Cumhuriyet idaresine 86 milyon altın lira dış borç kalmış.

Hal böyle iken Atatürk kolları sıvamış, 1922’de İzmir’de Yakup Kadri’ye; ”Millî Mücadelemizin bu evresi kapanmıştır; şimdi ikinci evresini açmamız gerekiyor” diyerek 1923 Ocakta İzmir İktisat Kongresiyle iktisadi kurtuluş savaşına başlatmış. İlk evre silahlı mücadele, ikinci evre iktisadi mücadele idi. Amacı;Türk’e dair bağımsız bir milli ekonomi yaratmaktı. Misak-ı İktisadi idi o günkü kalkınmanın adı.

Şimdiki kalkınmanın adı, maalesef buzdolabı.

*1923’de 1 ABD doları ortalama 1 TL’na eşitti. Hatta yıl içerisindeki bazı dönemlerde TL 20 kuruş daha değerliydi. 80 kuruş verip 1 Dolar alıyorduk. 1923 yılından 1930 yılına kadar ekonominin kuruluş temelleri atıldı. Ağırlıklı olarak önce Liberal politikalar izledi. Atatürk bütçe disiplinini ve denk bütçeyi esas aldı. İç ve dış borçlanmadan kaçındı. Bütçe 1923’te 5345034,00 TL fazla verdi.  

*1924’te 1 Dolar 1,60-1.88 TL. seyrine çıktı. Çünkü Lozan’da Osmanlı’nın borçlarını üstlenmek zorunda kalmıştı. Rakam, o dönemin parasıyla 84,6 milyon dolardı ve o yılki bütçe gelirleri 111 milyon Tl  civarındaydı. Yani Osmanlıdan kalan borç, yıllık bütçe gelirinden fazlaydı. Bu borç Lozan’da taksitlendirildi ve Atatürk öldüğünde o borcun üçte ikisi ödenmişti.O yıl ekonomiye bir bütçe gelirinden fazla bir yük binmesine rağmen bu ağır yük bile Dolarda fazla kıpırdama yaratmadı. Türkiye’nin yıllık büyüme hızı; % 14,8 idi. Ayrıca bütçe o yıl 6788790,00 TL fazla verdi.

Bugün ekonomiye Türkiye’nin bütçesi  kadar bir yük ekleyin. Ekonomini ne olur? Tabii ki tepetaklak olur.

* 1925 yılında 1 Dolar 1.83 TL.

Hatta Osmanlıdan beri halkın kanını emen Aşar,  yani Öşür vergisi kaldırılmasına rağmen. Öşür kalemi, o günkü Türkiye bütçesindeki en önemli gelir kalemi idi. Buna rağmen o yılki TL, ABD Dolarını tınlamadı, dolar fırlamadı bütçe bozulmadı. Evet, Türkiye bundan dolayı  31058459,00 TL açık verdi ama o yıl Türkiye’nin büyüme rakamı; % 12,9 idi.  Az değildi.

* 1926 yılında 1 Dolar 1.91 TL.

Sanayi hamleleri ilerledi. Kayseri’de uçak fabrikası açıldı. Öyle oyuncak gibi pilli filan değil, doğrudan Milli. Ülkenin büyüme rakamı; % 18,2. Üstelik bütçe 8176372,00 TL fazla verdi.

* 1927 yılında 1927 1 Dolar 1,94 TL.

Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkarıldı ve Sanayiciye teşvik verildi. Yüksek İktisat Meclisi kuruldu. Tarım üzerinden vergi azaltıldı. Vergi ağırlığı sanayiye kaydırıldı. Ülke genelinde bir kalkınma hamlesi başlatıldı.

*1928 yıllarında 1 Dolar 1.94 TL civarında. Bütçeler ise fazla verdi. Aynı kalkınma hızına devam

*1929 yılında Dolar 2,08 lira.

Ama Dünya ekonomisi sallantıda. ABD’nde ve Dünyada Büyük ekonomik kriz yaşanıyor. Ve Türkiye etkilenmiyor. Bunun iki nedeni var. Birincisi ülkemiz Millî ekonomi politikası uyguluyordu ve ekonominin temelleri sağlamdı, ikincisi de Lozan’da kabul ettiğimiz Gümrük tarifesinin süresi 1929'da bitmiş, artık Türkiye artık kendi gümrük tarifesini çıkarmış ve uygulanmaya başlamıştık. Bütçemiz de o yıl 10776260,00 TL fazla verdi. Büyüme rakamı mı?  1929 krizi nedeniyle gelişmiş dünya ülkelerinde bile büyüme rakamları patır patır eksiye dönerken Türkiye % 21,6 gibi bir rekordaydı. Gayet normal. Çünkü ülkenin başında Atatürk gibi bir deha vardı. Şimdi değil ama, işte o zaman batı bizi kıskanmaktaydı.

1929 dünya krizinden sonra ekonomide serbest piyasa ağırlığından Devletçilik ve optimum müdahalecilik uygulama ağırlığına geçildi. Çünkü Dünya görmüyordu ama Atatürk 10 yıl sonra çıkacak İkinci Dünya Savaşını görüyordu. Bu nedenle ekonomi serbest piyasanın eline başıboş bırakılmamalı ve güçlendirilmeliydi

1930’da 1 Dolar 2,07 lira. Dünyada kriz olmasına rağmen Türkiye küçülmedi, büyüdü. Ayrıca bütçe o yıl 7321688,00 fazla verdi.

1931’de 1 doların fiyatı 2,11 lira. Ve ekonomide kısa vadeli TL değerinin düzenlenmesi gidildi. Türkiye yine büyümeye devam etti. % 8.

1932’de 1 Dolar 1,17 lira

Ve dolar yarı yarıya geriledi. Türkiye  % 10,7 büyüdü.

*1933’de 1 Dolar 1,17 lira. Ve o yıl da % 15,8 büyümüş. Bütçe ise denk. 1933-1938 arasında devletçilik ön plana çıkmış. Çünkü savaş yaklaşıyor. Artık Devlet öncülüğünde kalkınmanın temelleri atıldı. Örneğin Sümerbank kuruldu

*1934’de 1 Dolar 1,33 lira

1934 yılında Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı uygulamasına geçildi. Tekstil, dokuma ve şeker gibi halkın ihtiyaçlarını karşılayacak yatırımlar yapıldı. Çimento ve demir-çelik gibi temel kalkınma ürünleri üretildi. Milli çıkarlarımızı korumak için yabancı tekeller, madencilik demir yolları ve limanlar parası verilerek yabancılardan satın alındı ve devletleştirildi. Altyapı yatırımları millîleştirildi. Büyüme, % 6 idi. Açık ise 21581212,00 TL

*1935’de 1 Dolar 1,26 lira civarında. Ekonomik kalkınmaya devam

*1936’de 1 Dolar 1,26 lira.

18676522,00 bütçe fazlası var. Türkiye’nin yıllık Büyüme hızı; % 23,2 idi.

*1937’de 1 Dolar 1,26 lira seviyesinde. Bütçe ise fazla vermiş. 26987064,00 TL. Neredeyse bütçenin % 10’u kadar bütçe fazla var.

Bugün bu rakamlar kimde var?

*1938’de 1 Dolar 1,26 lira

Yıllık Büyüme hızı; % 9,5. Çünkü ikinci Dünya Savaşı yaklaşmış. Ama bütçe açık değil, fazla vermiş. Şimdi Ege’de iki savaş gemisi turluyor, İstanbul’da da dolar yerinden fırlıyor. Ama Atatürk’ün temellerini attığı ekonomi ise Dünya savaşını bile tınlamıyor. Çünkü 1938’e gelindiğinde, savaşa bir yıl kala stokta 26 milyon ton altın mevcut.  Şeker Çimento, kereste ve deri ihtiyacının tümü yerli, Yünlü dokumanın % 83 ü, Pamuklu dokumanın % 43 ü, Kağıdın % 32’si,cam ve cam eşyanın % 63 ‘ü milli ve yerliydi. Demir ve Çelik ürünlerinin ise tamamı da yerliydi. Çünkü Demir Çelik Sanayii kurulmuştu. 1938 e kadar bütün demiryolları millileştirilmiş ve demiryolu Erzurum’a varmıştı.

Atatürk döneminde uçak fabrikası dahil 15 yılda 150’den fazla fabrika tesis, kuruldu. Daha da önemlisi devletin kendisi kuruldu

1923 ile 1935 arasında yalnızca 5 yıl bütçe açığı var. Diğer yıllar bütçe fazlası var.

Şimdi bu rakamları görmek mümkün mü, tabii ki hayır. Atatürk dönemindeki % 10’lu %20’li çift haneli rekor büyümeler artık hayal. Dünyada yok. Bütçenin bırakın dengini, gendini bile gören yok. Başkanın iki dudağı arasında. Sayıştay’dan Meclise gelen yıllık rapor sadece 1 sayfadan ibaret.

Dolar mı?

7,5 liraya dayandı. Ama bu rakam sizi aldatmasın. Eğer Atatürk devri ile kıyaslarsan bu 7,5 TL ye 6 sıfır daha koymalısın ki, aradaki farkı anlayasın.

Yani Atatürk döneminde 0,80 TL başlayıp, 1,2 ortalamayla seyreden 1 Dolar, şimdi yedi milyon beş yüz bin Türk lirasına eşit.

O yüzden O’na ayyaş diyenler bir daha düşünmeli.

O dönemi inceleyip, o dönemin ayarlarına tekrar dönmeli.