Türkiye’de 30 farklı ve etkili tarikat,

800’ün üzerinde medrese var.

225 bin öğrenci ise tarikat yurtlarında kalıyor. Bu öğrencilerin çoğu da İran’ın Kum kentinde ve Irak’ın Akre ve Erbil şehrinde eğitim almış hocalar tarafından yetiştiriliyor.

Ve bu öğrenciler Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı olarak yetiştiriliyor. Tam bir emperyalist ihanet. Ve buna göz yumanlar da bu ihanete ortak.

Tarikat ve cemaatler sadece bugün mü vardı?

Tabii ki hayır. Selçuklu’yu ve Osmanlı’yı yıkan tarikatlardır. 

Peki Atatürk’ün bakış açısı neydi?

Hemen söyleyelim, Büyük Taarruz öncesiydi.

Atatürk Konya civarında askerleri denetliyordu. Denetlemeler sürerken okulları ve medreseleri dolaşıyordu. Ilgın’a geldi. Orada medrese öğrencilerinden biri Atatürk’e askere, yani savaşa gitmek istemediklerini söyledi. Atatürk’ün yanında Sovyet büyükelçisi İ.Aralov ile Azerbaycan büyükelçisi İbrahim Abilov da vardı. Atatürk sinirlendi;

-“Millet kan içinde yüzerken burada besiye çekilmişsiniz. Askere alınmanız için hemen emir vereceğim” diye cevap verdi.

Ve Sovyet Büyükelçisi Aralof’a dönerek şöyle dedi;

-“Savaş bitince onlarla daha ciddi konuşacağım. Onları mali kaynaklarını ve vakıf gelirlerini keseceğim. Bu vakıflar bu mollaların yaşam kaynağıdır. Dinç, sağlam delikanlıları askerden kaçıran 17.000 medrese var. Bu tam bir kolordu demektir”

Atatürk bu tarikat ve cemaatlere hiç göz yummadı. Savaştan sonra hepsini kapattı. Bu konuda sert ve netti.

Sadece kapatmakla yetinmedi. O gün bize bu konuda ne yapılması gerektiğini de söyledi.

Yıl 1921.

Kütahya-Eskişehir muharebeleri muharebeleri günleriydi.

 “Mustafa Kemal dinsizdir, Kuvayı Milliye dinsizdir, bunlarla savaşan şehit düşer” yazılı Şeyhülislamın fetvaları Yunan uçakları tarafından Türk cephelerine atılıyordu.

Öte yandan da İngiliz destekli Yunan da batıdan ilerliyordu. İşte Yunan uçaklarından atılan bu fetvalara aldanan 30.122 asker tüfeği ile birlikte cepheden kaçtı. Bunun sonucunda cephe düştü ve Yunanlılar Sakarya kıyılarına kadar ilerledi. Atatürk’ün çok sevdiği Nazım Yarbay da 15 Temmuz 1921 tarihinde şehit oldu.

Atatürk ise haberi duyduğunda çok üzüldü. Gözleri doldu. Nazım Yarbay’ın ölümüne sebep olan irtica ve gericilerle ve ona inanıp ihanet eden kafalar ile ilgili şu sözü söyledi;

“Şu zavallı kafaya bak. Bu çağdışı, dünyaya kapalı, alaturka ilkel kafalar yüzünden bugün bu haldeyiz. Başka yolu yok, kendimizi yenilemek, ilerlemek, günümüz uygarlığına ayak uydurmak, onlarla eşit duruma gelmek zorundayız. Ve bunu sağlamak için de bu donmuş, durmuş, uyuşmuş kafaları değiştirmek zorundayız. Yoksa bugün kurtulsak bile yarın yine ayak altında kalırız. Kurbanlık koça döneriz, yem oluruz. Yine rahat rahat sömürürler. Bu gün yaptıramadıklarını ilerde de yaptırmaya çalışırlar. Yine bir sürü işbirlikçi bulurlar. Uğrunda birçok çocuğumuz gibi, Nazım’ın da canını verdiği bu büyük mücadele boşa gitmiş olur.”

Özetle çağdışı, dünyaya kapalı, alaturka ilkel kafalar yüzünden bugün bu haldeyiz. Başka yolu yok, kendimizi yenilemek, ilerlemek, gericiliğe çare bulup Türk insanının kafasını değiştirmeliyiz. Aksi takdirde yine birçok işbirlikçi bulup ülkemizi sömürürler.

Bugün AKP’nin bu gerici odaklara bakış açısı belli. Tarikatları koruyucu ve kollayıcı bir politika izliyor. Ama AKP de gidici. Onun yerine gelenler, ülkeyi yönetmeye talip olanlar da bu konuda sert ve net olmalı. İktidara geldiğinde tarikatları ve yuvaları kapatmalı. Başka çare yok.

Çünkü gericiliğe demokrasi ile veya başka türlü karşı konulmaz.

Bakın, Avrupa Birliği eski direktörü Dr. Khosra Khazai bu konuda ne diyor;

“Dini bir rejime sosyalizmle, kapitalizmle, ya da liberalizmle karşı koyamazsınız. Çünkü İslami rejim içindeki unsurlara karşı, demokratik bir tartışmaya açık olmamalarından ötürü, siyasi araçlarla savaşmanız mümkün değildir”

Tarikatlar ve cemaatler emperyalistlerin iş birlikçileridir.

Sosyalizmle, kapitalizmle ya da liberalizmle veya demokratik bir ortamla durduramazsınız. 

Dün Selçuklu’yu yıkan, Osmanlı’yı yıkan bugün ülkemizi yıkar.

Tek çare, müsamaha göstermeden, derhal kapatılmaktır.