Uzun süre evli kalan insanlar bir zaman sonra birbirine benzer derler.

Ülkenin de zaman geçtikte her şeyi birbirine dönmeye başladı.

Siyasetteki nobran haller usul usul topluma sirayet etti.

Bugün az konuşan çok dövüşen milyonların arasındayız.

Sıradan bir yol kavgasının 4 kişinin öldüğü çatışmaya dönüşmesi 3 saniye.

Hava da öyle oldu ya işte.

Kış bitmek bilmedi mesela. Sabah erken yola çıkanların üzerinde hala kışlık mont var.

Bir rüzgar ki, gece gündüz durmuyor.

Siyasetin rüzgarı gibi, sağlam duramayan ha savruluyor, ha savruluyor.

Gün içinde güneş alan yerler yaz, gölgeye geçtiğin an sonbahar.

Futbol dünyası da bunlardan bir gram uzakta değil.

Kimsenin kimseye güveni yok.

Karar alıcıların paydaşlarla en ufak teması yok.

Bir lig ki, 13 hakemi sezonun en kritik zamanında derdest edilmiş,

Bir şampiyon var ki, kutlamalarında meydanlarda bakanlar mikrofon şov yapmış.

Şampiyonluk maçının sabahında denize tabutlar atılmış, maç sırasında tüfekli pankartar açılmış.

O şampiyon kupa yarı finaline kardeş takım dediği stada gitmiş, kafalarına dünya yağmış.

Fenerbahçe'ye karşı Trabzon formalarıyla tezahürat yapan Kayserililer, söz konusu kupa olunca rakibi boğmuş.

Daha üç gün önce 38 yıl sonra gelen şampiyonluğu kutlayan deplasman takımının kadrosu yedek kulübesinden tribüne saldırmış.

Tribün ne atıyorsa hepsini küfür kafirle geri yollamış.

Sonra kalecisi çıkmış, yayıncı kuruluşun mikrofonuna "Trabzon taraftarları bu yapılanları unutmasın* demiş. Açık açık intikam çağrısı yapmış.

Hiçbiri yetmemiş olacak ki, federasyon almış şampiyon takımın iç saha maçını İstanbul'a vermiş. Hem de Fenerbahçe maçı ile aynı gün.

İyi niyetle düşünsen saçmalık, kötü niyetle baksan eyvah!

İşte böyle bir ligde biz geçen hafta dedik ki, Arda Gülerlere, Emirhanlara, Keremlere, Rıdvanlara sarılmamız lazım.

İşte sezonun son derbisinde sakat olduğu için Arda’ya sarılamadık ama Emirhan bize gelecekte güzel şeyler yapacağını gösterdi.

Taraftarsa bunun keyfini çıkarmak yerine tuhaf bir öfkeyle sürekli sahaya bir şeyler yağdırdı.

Lig bitmiş, fiş çekilmiş ama toplumu lenf bezlerine kadar saran öfke ve nefret Dolmabahçe'de şölene dönebilecek maçı gerilim filmine döndürdü.

Sahadaki topçular da buna uyunca ligin geçmişte en zevkli maçlarını oynayan iki takım horoz dövüşü yapıp evine gitti.

Fenerbahçe şimdi bu ortamda yeni sezona yeni hocayla mı girelim İsmail hoca ile mi devam edelim diye tartışıyor.

En büyük soru işareti sezon başında bizi doğrarlarsa İsmail Hoca dayanabilir mi, ya da yeni hoca o süreci atlatabilir mi, bu.

İşte bu nefret ve güvensizlik bizim en büyük zehrimiz.

Hep birlikte önce buradan çıkmamız gerekiyor.

Futbol gerçekten özerk olmadıkça dünya kupaları da şampiyonlar ligi de uzak.

Fenerbahçeliler içinse öncelikle bu hızlı iniş çıkıştan kurtulmak gerekiyor.

İki galibiyetle şampiyon, bir beraberlikle eyvah duygusu yetsin artık.

Takımlara da sirayet eden bu sendromdan duygusal olarak çıkmak lazım.

Sonra bu sendroma girmeyecek sağlam kadroyu akılla kurmak.

İlk yanlış düdükle megafonlar, özel yayınlar, bizi şampiyon yapmazlar feveranlarından uzak durmak.

Bak 12 Mayıs geldi. Bu ülkede taraftarları öldürmeye yönelik en hesaplı saldırının 10. yılı. Kadıköy'de ölümü iliklerime kadar hissettiğim o günün üzerinden onca yıl geçti o güvensizlik ve komplo korkusu hala duruyor.

Futbol siyasetin oyun alanı olmaktan çıkıp, Ardalara sarılmadıkça kimse mutlu olamaz.

Sadece başkasını mutsuz etmek üzerine kurulan bu düzen, sadece rakibin acı çekmesiyle keyiflenen insanların sevgisizliği bitsin artık.

Onun için Arda bu sezonu kapatsa da seneye ilk idmanda tebessüm etsin bize. Forma tanıtımını Emirhan yapsın.

Kerem'in Başakşehir'de geçirdiği 4 kayıp yılı başka gençler yaşamasın. Umudumuz onlar…