Aralık ayı boyunca ABD hükümeti Covid-19’la mücadelede yöntemlerini değiştirmeye başladı. Önce karantina süreleri beş güne indirildi. Sonraysa Biden hükümeti pandemiyle savaşın federal hükümetin değil eyaletlerin sorumluluğu olduğunu açıkladı. Neredeyse birkaç hafta içerisinde bakış açısı tamamıyla değişmişti.

ABD’nin pandemi karnesi

Pandeminin başlangıcına bir bakmakta fayda var. Trump yönetiminin yeterince önlem almayışı o zaman epey eleştirilmesine sebep olmuştu. Tepkinin boyutları o denli büyüktü ki New York’ta Times meydanına “Trump ölüm sayacı” adı altında bir tabela asılmıştı. Her gün ölen Covid-19 hastalarını Trump’ın öldürdüğü söyleniyordu. Eski Başkan cephesinde ise önemli olan ekonomiydi. ABD ekonomisi kapanmaları kaldıramazdı.

Zaman geçti, seçimlerde Biden bu meseleyi çokça kullandı. “Bilimin ışığında giden bir başkan olacağım” diyordu Biden. Büyük de sözler verdi. Pandemi bitecek dedi.

ABD seçimleri 3 Kasım’da yapıldı. Neredeyse bir hafta geçmeden ilk aşıyı duyurdu Pfizer…

İnsanlar sandığa tünelini ucunu göremeden gitmiş, belki de pandemi etkisi Trump’a bir seçime mal olmuştu. İşin sonunda Biden başa geçti. Epey sert önlemlerle de başladı. Şansı yüksekti tabii. Bilim insanları “%65-70 aşılama (veya vaka sayısı) sürü bağışıklığı getirir” diyorlardı. Aşısını olan hayatına eskisi gibi devam edebilecekti!

Aylar geçti. Birçok ülke %60 aşılamayı aştı. Hatta bazıları %90’ların bile üstüne çıktı. Aşısını olanlar hayatına geri dönemedi. Aşısını olmayanlar toplumdan dışlanmaya başladılar. “Siz aşınızı olmadığınız için yeni varyantlar çıkıyor” dendi. Hatta aşısızların toplum sağlığına bir tehdit oluşturdukları söylendi. Sonra anlaşıldı ki aşılılar da aşısızlar gibi hastalığı kapıp yayabiliyor, sadece ölüm tehlikesi olmadan hafifçe atlatıyorlardı. Yani aşı güvenli ve faydalıydı ancak olmayanlar toplum sağlığına söylendiği gibi zarar vermiyorlardı.

Biden’ın onayladığı, aşı olmayanların işten atılmasını sağlayan yasalar yüzünden sadece New York’ta 80 000 sağlık çalışanı işinden oldu. Zaten ekonomik olarak zorlanan, tedarik zincirlerinin bozulduğu ABD’de işsizlik patlaması yaşandı. Dahası toplum içinde aşılılar ve aşısızlar arasında düşmanlık baş gösterdi. ABD’nin zaten sonuna kadar kutuplaşmış politik cepheleri iyice gerildi.

Aşı inadı

Bu kadar önleme rağmen ABD’de aşı oranı, ben bu yazıyı yazarken %62’de kaldı. Özellikle muhafazakar kesimin inadı öyle boyutlarda ki Trump’ın bile aşıyı övmesi yuhalanmasına sebep oldu.

Bu inadı birçokları farklı şekilde açıkladılar. Bazıları aşı karşıtlarını düz dünyacılarla kıyasladı. Aşı olanlar eğitimli ve zeki, olmayanlar ise aptal ve cahildi.

“Sen bilime inanmıyor musun?” gibi bir kalıp ortaya çıktı. Sanki bilim bir inanç meselesiymişçesine…

Aslında oradaki tartışmanın bilimle alakası yoktu. Tabii ki aşı olmayanlar arasında komplo teorileri çukuruna düşmüş, eleştirel düşünceden uzak ve cehaletin hüküm sürdüğü yerlerden beslenen kimseler mevcuttu.

Ancak bir de diğerleri vardı. Bilime inananlar ancak kapitalizme karşı şüphe duyanlar. Beğenin beğenmeyin, Küba %85, Çin ise %84 aşılama oranlarına sahipler. Bu otoriter yapıların tüm yanlış ve tehditlerine rağmen konu toplum sağlığı olduğunda karı öncelemeyeceklerine güveniyor vatandaşları.

Batıda ise durum böyle değil. ABD’li siyahlar başta olmak üzere tüm azınlıklar aşıya şüpheyle yaklaşıyor. ABD’de aşı olmayanların büyük çoğunluğu bu azınlık gruplar. Zamanında denek olarak kullanılmış bu kişilere nasıl kızılabilir ki? Defalarca onları istismar etmiş bir düzene neden bu sefer güvensinler?

Bu sadece bir örnek. Californialı zenginler devasa villalarında “evden çıkmayın” paylaşımları yapıyorken yoksulun çocuğu okula gidemediği her gün gerekli besinlerini alamıyordu bile. Küçük işletmeler açılmadıkları her gün bir daha açılmamaya bir adım daha yaklaşıyorlardı.

Belki Covid-19’u atlatabilecek milyonlar, önlemler yüzünden yoksullukla baş başa bırakılıyordu. Bu sırada Pfizer gibi devler “size bir doz daha yapalım abisi” diyerek ceplerini kaşımaya devam ettiler.

7-8 ay içinde yaşlılar için neredeyse 5. doz aşılar konuşulur oldu. Aşılarını olmuş birçok insan bile “ya arkadaş, burada bir sorun var” demeye başladı.

Laboratuvardaki bilim insanları ve sahadaki sağlık çalışanları bilimin aydınlık yüzünü bize gösterirken tüccarlar toplum gözünde bilimin değerini yerle yeksan ettiler. Bir de sonra utanmadan kendilerini sorgulayanları düz dünyacılarla kıyasladılar.

Tüm bunlar yaşandı bitti, ABD’de Biden yönetimi “sorumluluk eyaletlerde” dedi ve çıktı işin içinden. Biden yönetiminde ABD, Trump’tan kısa sürede ondan fazla Covid-19 ölümü gördü. Evveli gün, pandeminin vaka rekoru kırıldı.

Şimdiyse pandemiyi yöneten Dr, Fauci karantina kısaltma kararını “insanlar işine erken dönebilsinler” gerekçesiyle yaptıklarını söyledi. Yani ekonominin artık karantina ya da kapanma kaldıracak hali yoktu.

Ancak geçilen 1 yılın kayıpları unutulmuş ve gitmişti. İnsanların bilime olan inançları sarsılmış, tüm devletler bayıla bayıla kullandıkları yeni yetkilere kavuşmuşlardı. Zengin parasını defalarca katlamış, yoksulla arasındaki fark daha da açılmıştı. Sağlık şirketleri sayamayacakları paralar kazanmışlardı.

Neyse… Omicron varyantından gelen bilgilere göre hastalığın yayılımı hızlansa da gücü zayıflıyor. Muhtemelen pandeminin sonuna yaklaşıyoruz. Ancak bu dönemi kapitalist sömürünün daha önce görmediğimiz boyutlarda genişlediğini izleyerek geçirdik. Umuyorum 2022 aynı yolda gitmez… Haftaya başka bir yazıda görüşmek dileğiyle, mutlu seneler efendim.