ABD Başkanı Joe Biden Aralık ayında internet üzerinden bir “demokrasi zirvesi” yapacak. ABD’nin “müttefikleri” arasında sadece iki ülke davet edilmedi. Biri biz, biriyse Macaristan. Bizim ABD ile yaşadığımız sorunlar hepimizin malumu. Fetö, PKK ve S-400 krizi derken bu Amerikalılarla papaz olmamamız mucize olurdu.

Onlara göre tabii çağrılmamamızın sebebi “demokrasi ve insan hakları” meseleleri. Benzer bir iddiayı Macaristan’a da yöneltiyorlar. Macarların lideri Orban’ın anti demokratik biri olduğunu söylüyorlar. Açıkçası bu iddia bizim için olduğu kadar onlar için de pek gerçekten uzak sayılmaz.

Pandemi öncesinde de pek demokratik sayılmasa da 2019 sonrası Viktor Orban’ın elindeki güç artmaya devam etti. AB’nin şikayetleri gösteriyor ki Orban parlamentoyu ve mevcut yasaları es geçerek koltuğunu sağlamlaştırdı. Tabii bir pandeminin ortasında AB’nin bununla uğraşacak enerjisi yoktu. Orban da bu şansı iyi kullandı.

Tabii Orbancıların savunması biraz farklı bir görüntü veriyor. Onlara göre Macaristan’ın ötekileştirilmesinin sebebi batı kaynaklı kimlik siyasetini reddetmeleri ve Hristiyan temelli bir aile kültürüne sahip olmalarıydı. Açıkçası Demokrasi Endeksinde Macaristan’ın çok altındaki Pakistan, Angola ve Irak gibi ülkelerin bu zirveye davet edilmesi de Macarların savunmasını doğrular nitelikteydi.

Bir konuda gerçekçi olmak gerekir, bu çağrılmayan 2 NATO ülkesinin başka bir ortak noktası daha var. Türkiye de Macaristan da Rusya ve Çin’le iyi ilişkiler kurmaya çalışıyor. Macarların Türk Devletleri Birliği ile bizimle hareket ediyor olması da cabası. NATO için de artık iyice “düşman” olarak tanımlanmış bu ülkelerle iyi ilişkilere sahip olmak Biden’ın özellikle Çin’e karşı kurmaya çalıştığı ortaklığa büyük zarar verir nitelikteydi.

Macaristan’ın kültürel ve demokrasi karşıtı tutumu Biden’ın onlara karşı tavırlarını açıklamaya yetmiyor. Çünkü Doğu Avrupa’da Orban’dan bir tane daha var! Yani Polonya’nın Dudası.

Bu liderleri aslında “Trumpgiller” olarak açıklamak yerinde olur. Çünkü hepsi Trump döneminde güç kazandıkları gibi benzer ideolojik duruşlara da sahipler. Küreselci karşıtı, muhafazakar ve popülist yönetimleri benimsemiş bu liderler kendi aralarında ortaklıklar da kurdular. Brezilya’nın Bolsonarosu, Macaristan’ın Orban’ı ve Polonya’nın Dudası fikir birlikteliklerini her daim gösterdiler.

ABD seçimlerinde Trump’ı desteklediğini açık açık belirtmişti Orban. Hatta kesmemiş, kendisine yol arkadaşım bile demişti.  Aynı Trump gibi İsrail’i seviyor ancak Rusya ile iyi ilişkilere de sahip olmak istiyordu.

Orban’ın diğerlerinden farkı Trump’ın aksine Çin ile iyi anlaşmak durumunda olmasıydı. Türk Devletleri Birliği ile Orta Asya’ya açılan bir ticaret ağının parçası olmak istiyorsa bölgedeki nüfuz alanı en geniş devleti karşısına alması pek olası gözükemezdi.

Duda’nın da bir farkı vardı diğerlerinden. Polonya’nın coğrafi konumu. Tarihsel gerçekler sebebiyle Polonyalıların Ruslarla iyi anlaşması söz konusu olamaz. Bu gerçeği kabullenen Putin de Polonya iç siyasetine müdahil olurken sadece kaos çıkarmayı umuyor. Duda ise ABD başta tüm batı ülkelerinin Rusya ile mücadelede kendisine muhtaç olduğunu biliyor. Bu nedenle Duda’nın muhafazakar ve AB ile çelişen politikalarını mazur görmek zorunda kalıyorlar.

Belarus ile aralarında yaşanan mülteci krizinde bir kez daha gördük ki batının Polonya’yı kaybedecek lüksü yok.

Bu sırada Orbancılar Biden’ın Macaristan seçimlerine müdahale edeceğini söylüyorlar. “Biz de buna karşı hazırlıklıyız, merak etmeyin” diyor Orban. Macaristan’da 2022 seçimleri yaklaşırken Orban’ın partisi Fidesz en yakın rakibi “Birlik İttifakına” karşı bir parmak önde gözüküyor.

İşin özeti, bedeni NATO’da fakat aklı uzakta bir ülke Macaristan. Polonya gibi batılıların mecbur kaldığı bir ülkede değil. Bu yüzden yakın gelecekte ekonomik yollarla sıkıştırılacağı gibi seçimlerine müdahale edilmesi de olası gözüküyor. Orban’ın iç yönetiminden bağımsız Türk birliğine katılımcı olması da bizi ilgilendiren konulardan birisi. Onun görevden ayrılması Macaristan’ın bu projeye katılımını sekteye uğratabilir.

Biden ise içinde bulunduğu bir ikilemden çıkmaya çalışıyordu. Trump zamanında görüldüğü üzere bu aşırı sağcı liderler ABD ile çalışmaya karşı değillerdi. Hatta Bolsonaro’nun epey istekli olduğunu da söyleyebiliriz. Ancak ABD’li Demokratlar güç bela kurtuldukları Trump’ın “klonlarından” hiç hazzetmiyorlar. Kısa vadede anlaşmaya çalışsalar da eninde sonunda hepsinden kurtulmak isteyeceklerdir. Buna Duda da dahil.

ABD’nin Macaristan seçimlerine müdahalede olası bir başarısızlığı ise NATO’nun önümüzdeki yıllarda çok daha kaotik bir hale sürükleneceğini gösteriyor. ABD ise sorunlarını çözmek bir yana her geçen gün bir yenisiyle yüzleşmek durumunda kalıyor. Haftaya başka bir yazıda görüşmek dileğiyle, iyi hafta sonları efendim.