Biden yönetiminin daha ilk yılı bitmediği halde popülerliği şimdiden dip yaptı. Partisinin seçimlerde hem senatoyu hem temsilciler meclisini kazanmış olması kendilerine epey sorumluluk yüklemişti. Seçim vaatlerini yerine getirmesinin önünde bir engel yoktu, “senatodan geçmez ki” gibi bir cümle telaffuz edemezlerdi.

Tabii işler umulduğu gibi gitmedi. Covid-19 salgınının verilen sözlere rağmen bitirilememesi, Afganistan’dan çekilme başarısızlığı, ciddi anlamda Arap saçına dönen öğrenci borçlarının silinebileceğine dair tartışmalar ve altyapı yatırımlarının Senato’dan geçmemesi Demokratların tabanında bile büyük bir hayal kırıklığı yarattı.

Bir de üstüne ekonomik zorluklar başladı. Covid aşısı zorunluluğu ile milyonlarca kişinin işsiz kalması birçok sektörde yıkım etkisi yaptı. Karantinalar nedeniyle üretimin yavaşlaması, yeni pandemi yönetmelikleri derken ABD’de benzin fiyatları uçtu ve ciddi tedarik sorunları yaşanmaya başlandı. Ülkede artık hem işsizlik hem de personel eksiği var.

Tabii Trump’ın çokça yıpratıldığı göçmen sorunlarının eskisine nazaran daha da kötüleşmesi epey tepki topladı.

Biden dış politikada da vadettiği etkiyi yaratamadı. “Müttefiklerimizle tekrar birleşeceğiz” demesinin ardından Fransa’dan rol çalıp Avustralya’ya denizaltı satılmasını sağlaması iki ülke arasında ortalığı epey karıştırdı.

Durum böyleyken Biden’ın halkta karşılığı doğal olarak düşüyor. Politikalarını onaylayan ABD’li oranı %38’e kadar düştü.

Trump pusuda beklerken

Trump ise ülkenin içinde bulunduğu durumu heyecan ile uzaktan izlemeye devam ediyor. Arada bir kafasını çıkarıp kamuoyunu yokluyor.

Her 1-2 ayda “Nasıl? Sevdiniz mi Biden’ı?” gibisinden bir çıkış yapıyor Donald Trump.

İşin ilginci ise popülaritesi kaldığı yerden devam ediyor eski başkanın. Seçimlerden aylar önce ABD siyasetinin olası yeni figürleriyle ilgili bir yazı yazmıştım. Demokrat Parti için aday sayısı çoktu. 10-15 sene sonra isimlerini duymamız muhtemel gençlerin yanı sıra başkan adaylarından Andrew Yang partiden ayrılsa da Pete Buttigieg ve Kamala Harris gibi isimler hala partinin geleceğinde varlardı.

Cumhuriyetçiler için ise durum karışık. Çünkü partinin uzak geleceği için şimdilik adı geçen pek fazla isim yok. Hatta öyle ki yapılan anketlerde partiden bağımsız Tucker Carlson gibi muhafazakar gazetecilerin isimleri geçiyordu.

Tabii son dönemde ismi parlayan biri var ki o da Florida Valisi Ron DeSantis. Cumhuriyetçilerin yeni gözdesi Biden’ın Covid-19 önlemlerine direnmesiyle muhafazakar çevrede epey ses getirdi.

Ama anketlere bakınca işler epey değişiyor. Popüler vali ve eski Başkan Yardımcısı Pence başa baş güreşseler de Donald Trump %67 ile Cumhuriyetçilerin hala favori adayı. 6 Ocak kongre baskını sonrası kendisine ve çevresine yönelik soruşturmalar devam etse de olaylarla ilgili bağlantısı olmadığı açıklandı.

Bu durumda Trump için 2024 yolunda pek bir engel yok gibi gözüküyor. Kendi partisinin tabanında çok sevilmesine rağmen Cumhuriyetçi siyasetçiler arasında pek popüler olduğu söylenemez. 4 yıllık başkanlığı süresince danışmanlarını ve diğer Cumhuriyetçi siyasetçileri kırıp dökmekten geri durmadı. Belki de adaylığı önündeki en büyük sorun yine kendi partisi olacak Trump’ın.

Birçokları bugün seçim olsa muhtemelen Trump’ın “terlemeden kazanacağını” söylüyor. 2024’e çok zaman olsa bile önümüzdeki yıl ara seçimler var ve işlerin böyle gitmesi durumunda Demokratların Senato’yu kaybetmesine kesin gözüyle bakıldığını hatta Temsilciler Meclisini bile kaybedebileceğinin konuşulduğunu söylemeliyim.

Biden hükümetinin ABD ekonomisini ayağa kaldıramaması ve pandeminin devamı “Trump’ın dönüşünün” habercisi olabilir. Bakalım gelecek günler neler getirecek? Önümüzdeki hafta başka bir yazıda görüşmek dileğiyle, iyi hafta sonları efendim.