Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı adayı olacak mı? Bu soruyu şöyle yanıtladı...

Bir fırsattı. Kaçırmadık.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile Gerçek Gündem yazarları ve yöneticileri bir kahvaltı yaptık.

En çok merak edilen soru neydi? Cumhurbaşkanı adayı mıydı? Tabii ki sorduk. Merak eden için ilginç ipuçları vardı.

Gerçek Gündem yeni yönetimi ile yayın hayatına başlayalı henüz bir yıl olmadı. Haber sitesinin mecrasını, bugün yitip giden ana akım gazetecilikten yana belirlemiştik. Ancak geçmişte ana akımdan farklı olarak “eleştirel gazeteciliği” sahiplenecektik. Yani ezilenlerden, mağdurlardan, ayrımcılığa uğrayanlardan ve haberciliğin objektif, tarafsız ve hakikatı savunan yanını sahiplenecektik.

Öyle de yaptık.

Kemal Kılıçdaroğlu ezilen miydi? Hayır. Mağdur muydu? Evet. O meşum yumruğu atanı devlet/hükümet sahiplendiğinde, yüzlerce davadan milyonlarca lirayı ‘bağımsız yargı’ sayesinde tek kişiye ödediğinde, dokunulmazlığının kaldırılması için kamuoyu oluşturulmak istendiğinde öyleydi. Son dönemde ise siyasal inisiyatifi alan, söylediklerinin AKP cenahında yankı bulduğu bir lidere ve daha önemlisi başkan adayına dönüştüğünde ise bizlerin merceğinde bir siyasi liderdi.

Kahvaltı ise bütün bu gelişmelerin konuşabileceği bir fırsattı. Değerlendirdik.

CHP Lideri kahvaltıya CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile geldi. Sağında yer verdi. Ne demişti? “Biz Canan Hanımı İstanbul İl Başkanı olarak yüreğimize yazmış vaziyetteyiz.” Kaftancıoğlu hala oradaydı.

Yazarlarımız ve yöneticilerimiz sorular sordu. Kılıçdaroğlu bütün şeffaflığı ile yanıtladı. Belki de en ilginç itiraflarından biri “CHP’nin şimdiye kadar hiç bu kadar çalışmadığı” vurgusuydu. Vekiller ve CHP’liler ülkeyi kazan/kepçeye çevirmişti. Doğu Masası, Karadeniz Masası, Kültür Masası gibi oluşturulan çalışma grupları faaliyet alanlarında ciddi çalışmalar ve politikalar üretiyordu. CHP’nin en az oy aldığı illerde parti toplantıları yapmasını tercih etmişti. Böylece CHP ile ilgili ön yargılı illere gidiyor ve kanaat önderleri, gençler, kadınlar ve çiftçilere “ne isterseniz sorabilirsiniz” diye başlayarak kapalı salon toplantıları yapıyordu.

İlginçtir buna “genç muhafazakarlar” da dahildi. “Ailelerimize söylemeyin” isteği doğrultusunda buluşuyor ama kamuoyu bilmiyordu.

Kanımca ikinci ilginç vurgu, sanılanın aksine 6’lı Masa’nın henüz ittifak olmadığıydı. Zira ittifak olmak için ortaklaşma ve ortak görüş birliği gerekliydi. Bunun için genel başkanları hemen her konuda belirlenen çalışma gruplarında ortak bir çizgi belirlemek için çalışıyordu. Ancak CHP Lideri’nin vurguladığı üzere örneğin ekonomi konusunda ortak bir politika belirlenememişti. Ancak bu görüşmelerde CHP’nin de ufkunun genişlediğini söylüyordu. Örneğin planlama teşkilatı yerine önerilen yeni mekanizmayı benimsemişlerdi.

İttifak ancak ortak bir programa sahip olunduğunda oluşacaktı. Bunun için çok önemli mesafeler alınmıştı. Peki ya sonradan zuhur eden partiler? Onlar da bu masaya dahil olabilir miydi? Kılıçdaroğlu “hayır” diyordu. Görüşleri alınabilirdi ama masadakilerin sayısı artmazdı.

Kılıçdaroğlu önceliğini “Türkiye’nin bu beladan kurtulması” olarak belirlemişti. AKP gidecekti ama yerine ne geleceği ve ittifakın halka ne vaat edeceği ve programının belirlenmesi de bunun kadar önemli olmalıydı. Zira gelecekte seçilecek olan başkanı şöyle tanımlıyordu: “En iyi yönetici kendisine en az ihtiyaç duyulan yönetici olması halinde sistem yani demokrasi işleyebilirdi.”

Nasıl meraktasınız değil mi? Acaba başkan adayı olacak mı?

“Henüz bugüne kadar masada bu konu hiç telaffuz edilmedi. İsimler konuşulmadı” diyordu. Anlaşılan o ki acelesi yoktu.

“Ülkenin umuda ihtiyacı var. Sadece eleştirmek yerine hemen her sorun ile ilgili ürettiğimiz çözüm modelleri ve projelerle halka umut vaat etmeliyiz. Kutuplaştırmanın yerine yarının daha iyi bir gelecek vaat ettiğini anlatmalıyız” diyordu.

Nasılsa ittifakın oyları belki büyük bir hızla değil ama istikrarlı ve kararlı biçimde artıyordu. Artık sorun kimin aday olacağı değil, yarının nasıl kurulacağı ve geçmişle nasıl hesaplaşılacağı olması gerekmez miydi?

6 siyasi parti olarak adaylarının niteliğini belirlemiş ama adayı belirtmeyi ‘şimdilik’ uygun görmemişlerdi.  Alabildiğimiz bütün yanıt buydu.

Toplantının sonuna doğru söz alan Canan Kaftancıoğlu ise masada dağıtılan “Ucube Şahsım Rejiminin Kaybettirdikleri ve Çözüm Önerileri” ile “İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi”ni hatırlatarak CHP’nin bu iki çalışmasının değerlendirilmesini istiyordu.

Bir başka yazıda değerlendirmek kaydıyla kahvaltının magazininde Kılıçdaroğlu’nun konuşmaktan kahvaltıya vakit bulamadığını söyleyerek ve Kaftancıoğlu’nun zamanı belirlediğine dikkati çekerek yazıyı bitirelim.

İstanbul’da Kılıçdaroğlu’nu dinledik… Yarına ilişkin mesaj aldık ama ismi öğrenemedik.

Kemal Kılıçdaroğlu doğru bir teşhisle hareket ediyor. Polemik ve eleştirinin yerine umudu öne çıkarıyor. “Enkaz devralacağız” söylemi umudun yeşermesini önleyebilirdi. Bunun yerine “Hasar Tespit Komisyonu” benzeri bir kurumla ekonomi, siyaset, toplumsal yaşamda ortaya çıkan sorunların tespit edildiği ama ülkede yaşanan başta ekonomi olmak üzere her soruna çözüm ürettikleri vurgusu ile bir zamanlar AKP’nin kurduğu polemik tuzağından uzaklaşarak politika yapıyor.

Keşke gerçekten başkanın karizmatik kimliğine değil, yürüyen bir demokrasiye ihtiyaç duyabileceğimiz bir sistem kurulsa.

Keşke…