84 yıl önceki daha büyük depremin öğrettikleri

84 yıl önce daha şiddetli ve neredeyse aynı büyüklükteki bir coğrafya ve nüfusu etkileyen o depremde, hiçbir yönetici “Asrın Felaketi” ya da “bu şiddette deprem dünyada bile yaşanmadı” diye gerekçeye sığınmamıştı.

84 yıl önceki daha büyük depremin öğrettikleri

Depremde acılar yarıştırılmaz…

Depremde siyasi rekabet unutulur…

Depremde hiçbir depremzede ötekileştirilmez…

Depremde şefkat ve merhametin adresi olmaz…

Depremde inançlar, kültürler, gelenekler, husumetler unutulur…

Zira deprem dayanışma, fedakarlık, empati, diğerkamlık, tecrübe, bilgi ve yardımlaşma ile yaraların sarılabileceği bir afettir.

Onun içindir ki henüz enkazın altında umut varken, henüz bütün çareler tükenmemişken yukarıdaki ahlaki değere uygun yazalım.

Yaşanmışlıklardan dersler çıkarmadığımız için bu acıları yaşıyoruz.

Sonrasını sonra konuşuruz..

O HALA EN BÜYÜK DEPREM

1939 yılının 27 Mart gecesi saat 02.00 idi. Türkiye tarihinin en büyük depremi Erzincan’ı vuruyordu. Şiddeti 8.0 olarak ölçülmüştü. O yılların gelişmiş sismograf makinelerinin iğnelerinin sarsıntıyı kaydederken kırıldığı söylenecekti. Öylesine büyük bir depremdi ki tarihte dünyanın en büyük 27. Ve 20. Yüzyılın en büyük 8. depremi olarak tanımlanacaktı.

Erzincan depreminde 32. 968 kişi yaşamını yitirdi. Yıkılan bina sayısı 116.720’i, telef olan hayvan sayısı Erzincan’da 44.342, Sivas’ta 50.922 idi. ‘Hasara uğramış bölgelerin uzunluğu 400 km. (Erzincan’ın doğusundan Amasya’ya kadar), genişliği ise (güneyde Sivas’tan Kuzeyde Karadeniz’e kadar) 200 kilometreydi.’.

Depremden etkilenen şehir sayısı 8’di. Başta Erzincan merkez olmak üzere Tokat, Sivas, Samsun, Erzincan, Amasya, Ordu, Giresun e Gümüşhane ilçeleriydi.

Anadolu tarihinin en soğuk kışlarından biriydi. Hava sıcaklığı -35 dereceye kadar düşmüştü. Neredeyse hiç sağlam bina kalmayan Erzincan ve diğer şehirlerin depremzedeleri sonraki günlerde bu dondurucu soğukla baş etmek zorundaydı. Sadece Erzincan’da her dört kişiden biri ölmüştü.

1940 yılı itibariyle ülke nüfusunun 16.5 milyon kişi civarında olduğu dikkate alınırsa, depremin etkilediği nüfus 2.2 milyon kişiyle yaşadığımız Maraş Depremi’ne eş oranda bir alanı ve nüfusu kapsıyordu.

Nazım Hikmet Cezaevi’nden yazdığı şiirde Erzincan Depremi’ni şu şiir ile anıyordu:

Kara haber
Erzincan’da bir kuş var
Kanadında gümüş yok
Gitti yarim gelmedi
gayrı bunda bir iş yok.
Oy dağlar dağlar, dağlar, dağlar...
Aldı ellerine kanlı başını
Karın ortasında Erzincan ağlar...
O ağlamasında kimler ağlasın

Kar yağar lapa lapa
tipidir gelir geçer...
Yan yana sırt üstü yatan ölüler
akşam uyur tandıramaz
ateşini yandıramaz

Gün ağarır şafak söker
kimsecikler gitmez suya
ezilmiş başlarıyla ölüler
vardılar uyanılmaz uykuya

Ses edip geceye beyaz taşından
kışlanın saati çaldı ikiyi.
Ne çabuk lahzada bitti yaşamak
Kimisi altı aylık,
kimisi sakalı ak,
kimi on üç, on dört yaşında;
kimi yola gidecek
kimisi mektup bekler
yan yana sırt üstü yatan ölüler...

Yayıkta yağ vardı, dövülemedi,
akpeynir torbaya koyulamadı,
hasret gitti ölüler
dünyaya doyulamadı...

Uyanıp kaçamadılar,
kuş olup uçamadılar
açıldı kuyular kimse inemez
Erzincan Beygiri rahvandır amma
ölüler ata binemez
yan yana sırt üstü yatan ölüler...

Kesemden verecek şeyim yok; yüreğimden verdim.
NÂZIM HİKMET

Burada biraz duralım…

İkinci Dünya Savaşı henüz başlamıştı. Ülkeler kendi derdine düşmüştü. Savaş ülkelerin mevcudiyetini tehlikeye düşürmüştü. Savunma için paraya ve malzemeye ihtiyaç duyulan kritik bir dönemdi.

Türkiye savaş tehlikesine karşı bir milyon askerini istihdam etmişti. Hem savunma harcamaları hem de bu askerin iaşesini sağlamak zorundaydı.

Türkiye’nin o yıllardaki hükümet bütçesi 341 milyon liraydı. Öylesine yoksul ve yoksun bir Türkiye’ydi ki Erzincan’da bütün ulaşım araçları enkaz altında kaldığı için çevre illerden 20 kamyon götürülmek zorunda kalınmıştı. Oysa deprem için toplanan bağış tutarı sadece üç ay içinde bütçenin üçte biri oranında, yani 156.6 milyon liraydı. Halk üzerine düşeni ziyadesiyle yapmıştı.

SIRA DERSLERDE

Şimdi sırada “o depremden devlet olarak ne öğrenmeliydik?” sorusuna spotlar halinde yanıtlar vereceğiz. Belki ilham alan, belki utanan ve belki de ders çıkaranlar olabilir. Bugün yaşananlarla hiçbir mukayese yapmadan o dönemki uygulamaları hatırlayalım.

Başlayalım:

· 27 Aralık gecesi 01.57’de deprem olduğunda, ülkenin o koşullarında geriye sadece Telgraf memuru Cenan’ın “Erzincan yerle bir oldu” telgrafı Ankara’ya ulaşır. O gece İçişleri ve Sıhhiye bakanı yola çıkar. Yollar kapanmıştır. Cenan telgrafında demiryollarında tahrip olan yerleri de Ankara’ya söylemiştir. İki bakan 73 saat süren bir yolculuk ve ve ardından tüm bakanlar tam 10 gün süreyle bölgede kalırlar. Düzenli olarak Meclis’e bilgi verilir. Tek parti yönetimi olmasına rağmen vekiller özgürce hükümeti denetlemekte ve gerektiğinde eleştirmektedir.

· Depremden iki hafta sonra deprem bölgesindeki mahkumların cezalarının 5/4’ünün affını sağlayacak olan bir kanun Meclis’te kabul edildi. Meclis’te yapılan görüşmelerde bu kararın alınmasında iki ana neden olduğu belirtilmişti. Mahkumların kalacağı cezaevleri kullanılamaz durumdaydı. Deprem sonrası kaçma olanağına sahip olan mahkumlar enkaz altındakileri kurtarmak için insanüstü bir gayret göstermişti ve çoğunun ailesi depremden zarar görmüştü. Cezaları bir yıl ertelenen mahkumlar devlet tarafından istihdam edilerek çalışmalarda kullanılmıştı.

· Depremin hemen ardından 3. Ordu harekete geçirilmiş ve binlerce asker enkaz çalışmalarında görev almış ve depremzedelerin iaşesini sağlamıştı.

· 15 Ocak 1940 tarihli eclis oturumunda çıkarılan “Erzincan’da ve Erzincan yer sarsıntısından müteessir olan mıntıkada zarar görenlere yapılacak yardım hakkında” adıyla bir kanun teklif edilmişti. Bu kanunla zarara uğrayan ailelere yardım edilmesi, yetim kalan çocukların maaşa bağlanması, orada görev yaparken depreme maruz kalan memurların maaşlarının iyileştirilmesi yönünde devlet görev üstleniyordu.

· Öylesine hassas bir süreç takibi vardı ki çevredeki 8 ilin fırınlarının her gün toplam 2 bin ekmeği depremzedelere ulaştırması hedeflenmişti. Batıdan vagonlarla gelecek ekmeklerin Erzincan’a ulaştığında yenilemez halde olması endişesi dile getirilerek, her ekmeğin kıymetli olduğu söyleniyordu.

· Bakanlar, milletvekilleri ve memurlar maaşlarının yüzde 10’unu depremzedelere bağışlamıştı. Çarpıcı bir başka bağış Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan gelmiş ve tüm çalışanlar yüzde 10 ila 20’sini depremzedelere yollamıştı.

· Yurtdışından gelen yardımlarda sınır konmamıştı. Örneğin özel izinle Türkiye’ye gelen ve iki ay süreyle depremzedeler yararına konser veren bir Sovyet sanatçının ülkeye girişine izin verilmişti. Dahası İngiltere bir savaş gemisini İskenderun’a yollamıştı. Maine adlı bu yardım gemisinde 6 doktor, 1 diş hekimi ve 1 tane de Levazım Subayı bulunmaktaydı. Gemide ameliyathane ve röntgen cihazı da mevcuttu. Gemideki çok miktarda tıbbi malzemeler, gıda maddeleri ve battaniye, çadır gibi eşyalar hızla deprem bölgesine ulaştırılmıştı.

· Alınan kararlardan en önemlilerinden biri depremzedelerin devlete olan borçları ve ödeyecekleri vergilerdi. Ankara Maddî Alanda Yapılan Kanunî Düzenlemeler ile, deprem dolayısıyla yurt dışından gönderilen ve gönderilecek her türlü eşya, malzeme, erzak ve vasıtalar bir sene müddetle her türlü gümrük, belediye vergileri ve liman ücretlerinden muaf olacaktı. Kirada oturdukları evleri yıkılmış olan vatandaşların henüz tahsil edilmemiş olan kazanç, iktisadî buhran vergileri ile ruhsat ve unvan tezkeresi ve vergi karnesi borçları, hayvanlar, arazi, bina, muamele, muhtelif maddeler istihlâki, veraset ve intikal, yol vergileriyle bütün belediye vergi ve resimleri ve zamları silinmişti. Deprem tarihinde henüz tahakkuk ettirilmemiş olan vergiler tahakkuk ettirilmeyecekti. Deprem bölgesine yardım için Kızılay tarafından yapılacak her türlü yolcu, eşya ve hayvan nakliyatında Devlet Demiryolları ve Limanları İşletmesi Genel Müdürlüğünce umumî tarifedeki nakil ücretleri üzerinden üçtü iki ve Devlet Limanları İşletme İdaresince yükleme, boşaltma ve aktarma ücretlerinden yüzde otuz nispetinde tenzilât yapacaktı. Erzincan yer sarsıntısından müteessir olan mıntıkalarda zarar görenler halka borçlanma suretiyle verilen arazinin borç bakiyesi silinmişti. Dikkat çekmek için kalın harflerle yazıyorum. Ertelenmemişti. Devlete olan bütün borçlar silinmişti.

· Devlet yapılacak yeni konutlar için bütünüyle bilim aklına güvenmeye karar vermişti. Erzincan Depremi devletin fay hatları üzerinde yerleşim yapılmaması için ilk harekete geçtiği uyarıcı depremdi. Bunun için bilim insanlarına 20 bin liralık fon ayrılmış ve Yeni Erzincan’ın nereye kurulacağına rant değil, bilim insanları yön vermişti.

· Ailelerini yitiren çocuklara hemen ihtimam gösterilmiş ve büyük şehirlere yönlendirilerek Çocuk Esirgeme Kurumu’nda gözetim altına alınmıştı. Keza ailelerini yitiren kadınlar da tütün vb. fabrikalarda istihdam edilerek kendilerine yeni bir yaşam kurmaları için olanak sağlanmıştı.

· Meclis’e yapılan çalışmalar hakkında bilgi veren dönemin Dahiliye Bakanı Faik Öztrak yaşananlar ışığında vekillere şöyle diyecekti: “sizleri temin ederim ki vazifeli veya vazifesiz herkes namuskârene çalışmış ve çalışıyor.”

84 yıl önceydi…o çok eleştirilen İsmet İnönü’nün ‘Milli Şef’ olduğu yıllardı. Türkiye batısından bir işgal tehlikesi beklerken, doğusundan bu büyük yıkımla sarsılmış ama yıkılmamıştı. Fakir ama dayanışma içindeki bir ulus ve devlet hep birlikte yaraları saracak ve Erzincan yapılan 11 bin konutla yeniden ülkenin 24 no’lu plakasını gururla taşıyacaktı.

Yukarıdaki verdiğim söze sadık kalmak adına sadece şunu söylememe izin verin: 84 yıl önce daha şiddetli ve neredeyse aynı büyüklükteki bir coğrafya ve nüfusu etkileyen o depremde, hiçbir yönetici “Asrın Felaketi” ya da “bu şiddette deprem dünyada bile yaşanmadı” diye gerekçeye sığınmamıştı.

Bu yazı için yararlanılan kaynaklar:

- Osman Kubilay GÜL, “27 Aralık 1939 Erzincan Depremi’nin Sivas ve İlçelerine Etkileri, ZfWT Dergisi, Cilt: 3 / Sayı: 2, 2011

- Doç. Dr. Erdem Yavuz, “1939 Erzincan Depreminin Etkileri”, Uluslararası Erzincan Tarihi Sempozyumu, 2019

- Prof. Dr. Mehmet EVSİLE, 1939 Erzincan Depremi Hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Yapılan Görüşmeler

- İlhan Haçin, 1939 Erzincan Büyük Depremi

- Fatih Tuğluoğlu, 1939 Büyük Anadolu Zelzelesi ve Erzincan Vilayetinde Yardım Faaliyetleri, History Studies Dergisi, 2015

Etiketler
Şiddet