Bugün rotamda geçmiş ve gelecek var…

Demokrasiyi Demokles’in kılıcı olarak kullanmayı yeğleyenler tarafından yazılı ve görsel basına yönelik baskı ve yıldırmayı esas alan yeni sansür düzenlemesi meclisten jet hızıyla ve alkışlarla geçince! Yazarlık virüsü bir kere kana girmeye görsün! Bazen ne zemin, ne zaman, ne sınır, ne yasak, ne sansür tanımıyor mu ne diye düşündük…

Gelelim desteğin iç sesine ya da alt metnine!

Halkın yaşadığı açlıktan değil, açıklanmasından rahatsızlık duyanlar! İş bulamadığı için, kişisel özgürlük alanları daraldığı için gençlerin yüzde 31’inin yurtdışına gitmek isteğinden değil, bunun yazılmasından çekinenler! Açlık sınırının 7.300 TL, yoksulluk sınırının 25.252 TL oluşundan bihaber olanlar! Kaç kişinin evine bu kadar para giriyor sorusunu görmezden gelenler yasaya destek verdi diye düşündük!

İşsizlik, geçim sıkıntısı, öğrencilerin barınma sorunu, intiharlar, kadın cinayetleri, her gün artan pahalılık, gıda fiyatlarının dünyada yüzde 4, ülkemizde yüzde 92 artış göstermesi, bu alanda Avrupa ülkeleri arasında lider oluşumuzun haber olarak yazılmasını istemeyenler alkışlarla yasaya destek verdi diye düşündük!

Gelişmiş ülkelerle aramızdaki uçurum giderek derinleşirken, onlarca sorun ortada dururken politik hattı meşgul edecek olan ve fakat raf ömrü tükenmiş çıkışlarla, günü kurtarmaya yönelik imaj çalışmalarıyla gündemi değiştirmek isteyenler bu yasayı ayakta alkışladı diye düşündük!

Yeri gelmişken bir soru! Hekimlerin “gece tamircisi ya da tamir atölyesi” şeklinde tanımladıkları sağlıklı uyumanın azalması halinde ömürlerin kısalacağını ve bağışıklık sisteminin zayıf düşeceği şeklindeki sözleri tıbbi ve bilimsel bir gerçekse; Bunu ortadan kaldırmak için elinden geleni yapanlara ne denir? Ya da denmelidir?

Yeri gelsin gelmesin bir başka soru! Bertrand Russel; “İnsanın ülkesinde ve dünyada olup bitenlerle ilgilenmemesi; tiyatroya gidip koltuğa oturması ama oyunu seyretmemesi anlamına gelir.” diyor, kimi kastediyor veya ne demek istiyor?

Aklıma takılan soru! CB’nin en çok sevdiği şarkı nedir? Diye sorulursa, bunun yanıtı “Bir gece ansızın gelebilirim!” olmasın! Baksanıza Suriye’den Yunanistan’a hep aynı şarkı dilinden ve gündeminden düşmüyor…

Bu bölümün son sözü olarak demem o ki; Tartışmalara bakınca “ne tartışma ama!” diyebileceğimiz, derde deva, sadra şifa olanları var mı? Ya da sabah akşam havaya girip, ekran havanlarında su dövenlerin işi kolay mı? Bizce hayır! Sizce?

Gelelim toplumsal reçeteye!

İhtiyacımız olan şey bazı konuların acilen ele alınmasıyken! Pek çok konunun acilen gündemden çıkarılmasıyken! Bu anlamda işe yarar adımlar atılması bir yana kısıtlama ve saldırılar yoğunlaşmışken! Kadınlar hedef haline getirilip, korku içinde yaşamını sürdürürken, dövülürken, öldürülürken! Ayrıştırma ve ötekileştirme toplumun kılcal damarlarına kadar nüfuz etmişken! Ülkenin yakıcı ve başat gündemi ekonomi iken! Ya insaf, ya izan diyenlerin sayısı artarken!  Öfke patlamaları, kutuplaştırma çabaları tavan yapmışken! “Gel yanıma, gir koluma, düş peşime!” davetlerinin pirim yapması, ciddi karşılık bulması, bu davetlere koşarak gidenlerin tavrı ve açıklamaları şaşırtmazken! Bu hızlı dönüş ve manevraların hemen olmasa da dolaylı yollardan işe yaraması nasıl açıklanır? Ya da açıklanabilir mi?

Son söz! Bir günde 5 doktor meslektaşını ameliyat eden ünlü beyin cerrah diyor ki; “Cumhuriyet kuşağı Cumhuriyete yapılanları kaldıramıyor!”

Bu söz üzerine salonu dolduranlar neredeyse koro halinde; “Yıllar bizim doğrularımızın değil, ama ülkeyi yönetenlerin tuttuğu yolun yanlış olduğunu defalarca öğretti!” derken, dayanamayanlardan biri olarak bu satırların yazarı gözyaşlarına hâkim olamayıp; “Akıp giden gençliğimiz mi güzeldi. Biz mi çocuktuk ve anlamıyorduk bilmiyorum. Ancak çocukluğumuz güzeldi biliyorum. Görünür görünmez binlerce yaranın delip geçtiği, dört duvar arasında efkâr dağıttığımız gençliğimiz güzeldi biliyorum. Ama son yıllarda nefesimizin kesildiğini de biliyorum.” Şeklinde açıkladı görüşlerini…(alkışlar!)

Neden derseniz? Çünkü! Küçüktük, ulusal bayramların coşkusunu yaşattılar, sevdik. Büyüdük, çağdaş değerleri anlattılar, öğrendik. Okullu olduk Atatürk’ü, Cumhuriyet Devrimlerini anlattılar, gururlandık. Sokakta, caddede, okulda, yolda, mahallede, özel günlerde askerleri gördük, kıvandık. Gazileri gördük vah’landık. Selam duran halkı gördük, onurlandık. Özetle biz değerlerimizi çok sevdik, çünkü sevdirdiler Bir coğrafyayı vatan yapanlara inandık, onlara toz kondurmadık. Devletin, ülkenin, ulusun namusunu, namusumuz belledik, bellettiler…

O nedenledir ki geldiğimiz noktada şunu görüyoruz! Herkes kaybolan yıllarının ve gençliğinin yasını tutar, bu doğaldır, ama biz artık geleceğimizin de yasını tutuyoruz. Çocukluk yıllarımızın barış içinde, hoşgörüyü esas alan ortamını arıyoruz. Çeşitliliği,  renkleri benimsemeyen, “benden olmayana hayat hakkı yok!” diyen, durmadan bağıran, parmak sallayan birileriyle umutlarımızı her geçen gün yitiriyoruz.

Başa dönersem! Tedbirli ve temkinli yaklaşarak, yolu, yordamı, yöntemi önemseyerek, genetik kodların belirleyiciliğini unutmayarak; İçime çok işleyen bu konuları paylaşmasam olmazdı…

Bilgi notu: “Gurbetten Kars’a Gönül Köprüsü” adını taşıyan yeni kitabım Kars’ın kurtuluş günü olan 30 Ekim’de (artshop yayıncılık) çıktı. Okurlarıma emanettir…

Bugün rotamda geçmiş ve gelecek var… - Resim : 1

Davet notu: 8/ 11/ 2022 Salı günü saat 19.00’da Altınbaş Üniversitesi Bakırköy Yerleşkesinde Lions ve Rotary Kulüplerince düzenlenen toplantıda “Atatürk ve Eğitim” konusunu anlatacağım. Yolu düşenleri beklerim…