Ünlü keman virtüözü Yehudi Menuhin (1916-1999); “Sanatçı kuşa benzer, “Kanatlarım yoruldu, uçamam diyemez!” der. Bu sözü esas alanlarla, kanatları yorulsa da uçan sanatçılarımızla gurur duymayalım mı?

Tüm zorluklara rağmen yıllara ve yollara meydan okuyanlara, sahnede, salonda her daim devleşenlere, okul açarak, sanatçı yetiştirerek, cumhuriyetin sanat politikasına kol kanat gerenlere  “iyi ki varsınız” demeyelim mi?

Evlere kapandığımız, daha doğrusu hapsolduğumuz bu pandemi günlerinde işini yapamadığı için çok zorlanan sanatçıların sorunlarını dile getirmeyelim mi?

Her şeye rağmen yaşamı zenginleştiren sanatçılara sahip çıkarak, hayatı çekilir kılan sanata sığınarak; Saz ile cazı, sahneyle salonu buluşturanlara, “sanatın yollarını hayaller ve idealler döşer” diyenlere, sanatsal yolculuğumuzda iz bırakanlara teşekkür etmeyelim mi?

Müthiş emek, yoğun bir çaba, olağanüstü bir ikna gücü ve şaşırtıcı bir duygu yoğunluğuyla izleyiciyi avucuna alan, tüm birikimini sesine, bedenine, yüzüne yükleyen, izleyiciyi-dinleyiciyi sarsan, büyüleyen, kendine kenetleyen ve sanatını elle tutulur kılanlara şapka çıkarmayalım mı?

Tek başına adeta radyo olan, televizyon olan, konser olan, orkestra olan, yarattığı karakterle bütünleşen ve belleklere kazınanlara!  Çok büyük ve keskin rolleri olmasa da başarısı kuşaktan kuşağa yayılan, rolüne kendisinden çok şeyler katanlara! Bir yanıyla Anadolu’dan beslenirken, diğer yanıyla yaşanmışlıklardan etkilenen, izleyicisini de, dinleyicisini de büyüleyen sanatçılara sahip çıkmayalım mı?

Sahne önünde de olsa, sahne dışında da olsa; insanın yüreğine dokunan, ruhunu sarmalayan sanat erbabının başarısının arka planında yatan emek, birikim, bilgi, duyarlılık, girişimcilik, yoktan var etme çabasına bin selam çakmayalım mı?

Covid-19 imzalı sağlık sorunu finansal çöküşü hızlandırırken ağır yara alan sektörlerin başında gelen sanat dünyasında yaşanan dramları, genç müzisyenlerin intiharlarını önemsemeyelim mi?

Tiyatro sanatçılarının perde önünde olmayı, müzisyenlerin sahnede canlı çalmayı, tiyatro ve müzikseverlerin canlı izlemeyi ve dinlemeyi özlediğini, iyimserliği korumanın salonlar, sahneler, sanat okulları kapalı iken çok zor olduğunu dikkate alarak “bitsin şu salgın artık birbirimize kavuşalım!” demeyelim mi?

Anlı şanlı televizyonlarımız gece gündüz, sabah akşam, yatsı imsak sadece tartışma programlarına kitlenmişken! Pek az kanalda kültür ve sanat haberlerine yer verilirken! Tiyatronun çok zor günler geçirdiği, sanal ortamlarda bin bir zorlukla mesleğini icra edenlerin geniş kitlelere ulaşamadığı, tarafların birbirini özlediği bilinirken! Ekol olmuş okul olmuş ustalarımız bazılarınca yok sayılarak; caydıran, bezdiren, sindiren kurallar zorla dayatılırken! Ben aradan çekiliyor, sözü MSM’nin değerli müdürü Nihan Gezen’in insanın gönül tellerini titreten paylaşımına bırakıyorum…

“Müjdat Hocamız! Hasta değil, yorgundur! Yurdun dört bir yanından, yurtdışından arayan soran, doktor tavsiye eden, dualar eden, şifalar dileyen, “biz onu sırtımızda taşırız!” diyen tüm sevenlerine sonsuz teşekkürler. Endişelenmeyiniz. Hocamız hasta değil yorgundur…

Pandemi süresince (eğitim öğretim olmasa da) kimseyi mağdur etmemek adına kurumun kapısına kilit vurmayan! Moralimiz bozulduğunda, umutlarımız tükendiğinde kendini unutup bizleri motive eden! 60 yıllık sanat hayatında korkusuzca, inandıklarından ödün vermeyerek dimdik ayakta durmaktan bel ağrıları çeken! Yeri dolmayacak duayen belki biraz üzgündür, belki kırgın. Ama durmaz üstünde güler geçer…

Endişelenmeyin sevenleri! Yorulduğu yerde elinden tutacak, koluna girip destek olacak binlerce öğrencisi, öğretmeni, sanatçı dostları vardır onun. Hasta değildir koca çınar. Yorgundur. Biraz yorgun…”

Yorumsuz…

Not: Cuma günü yazı dizisinin son bölümü yayınlanacak, gözünüzden kaçmasın!