“Helal olsun erkek çıktı, erkek kadınmış doğrusu” sözleriyle kimliğini görmezden gelenlere; “Biz erkek değil, kadın kimliğimizle var olmak istiyoruz!” diyen kadınlara!

Yekta Güngör Özden’in; “Siz bizim yalnız gönlümüzün değil, beynimizin de ışığısınız diye seslendiği kadınlara!

Her zaman ve her yerde yüz ağartan titiz, gayretli, özverili çalışmalarıyla umut olan yol açan, örnek olan, kârlı yerlere değil karlı yerlere el atan, el tutan kadınlara!

Sosyal sorumluluk projelerine omuz veren, katkı sunan, elini taşın altına da, sorunların üstüne de cömertçe koyan, güzelliklere imza atan kadınlara!

Ülkemizde kadın olarak doğmak suç mu? Ya da yurdumuzda kadın olmak kolay mı? Diye sorular sorduran kadınlara!

Belleğimin derinliklerinde birinci sıraya yerleşen, hafızama bir mıh gibi çakılı kalan, yazılarımda büyük puntolarla yer alan ve bir bakışıyla insanı tanıyan, yanılmayan ve yanıltmayan kadınlara!

Bildiklerini paylaşma, anlatma, bölüşme konusunda sınır tanımayan, hele de özen isteyen özel gün ve konularda; “aman es geçmeyelim, sakın atlamayalım, zinhar unutmayalım, sık sık hatırlatalım, içtenlikle selamlayalım!” diyen duyarlı kadınlara!

Kaçırdığı bakışlarıyla, yere bakan suskunluğuyla, derin iç çekişiyle ciltler dolusu kitaptan, saatler sürecek konuşmadan çok daha etkili mesajlar veren kadınlara!

“Bazı konuları şiire indirgemeyelim, anılara sığdırmayalım, hayallere dalmayalım!” diyenlere inat hepsinin hakkını veren kadınlara!

“İlkokula babamın görevli olduğu Osmaniye’de başladım. İlkokul ikinci sınıfta iken dönemin başbakanı İnönü okulumuza geldi. Öğretmenim çiçeği benim vermemi istedi. Elimdeki buketle bir hazan yaprağı gibi titreyerek başbakana doğru ilerledim. İnönü çiçeği almadan beni kucağına aldı, adımı sordu Turna dedim. Çok heyecanlı olduğumu gören İnönü; “Turnam, Turnam! Ben buralarda durmam!” türküsünü söyleyerek beni rahatlattı” şeklindeki çocukluk anısını anlatan emekli Biyoloji öğretmeni Nimet Parlar hocama!

Toplumsal barışa, cumhuriyetin kazanımlarına, geldiği noktadaki başarısını neye ve kime borçlu olduğuna, hangi ışıktan aydınlandığına, neler karartılırken amacın ne olduğuna karşı duyarlı ve uyanık olan kadınlara!

“Siz taraf tutuyorsunuz!” sorusuna “evet tutuyorum ve tutacağım” diye cevap veren, duruşlarıyla, çıkışlarıyla, çağdaş kimlikleriyle kadere, baskılara meydan okuyan, belleğime ve yüreğime asılı kalan kadınlara!

“Yok, artık!” dedirtecek cinsten olup bitenler karşısında kılını bile kıpırdatmayan, kadını ikinci sınıf gören anlayışa mahkûm ve kaderini kabullenen kadınlara!

Fiziken aramızda olmasa da, dolu dolu geçirdiğimiz yıllar hep taze ve sımsıcak olan, dokunduğunda yaraları iyileştiren, baktığında içinizden geçenleri anlayan, bir bakışıyla hizaya çeken, sevgi ve güvenin adresi annelere!

Gördüğü şiddete dayanamayarak baba evine sığınan kızına; “Baba evinden gelinlikle çıkılır kefenle dönülür” diyen çağdışı anlayışa alkış tutarak;  “evine dön, kocandır döver de sever de diyen” analara!

Sığındığı karakolda; “adam pişman olduğunu söyledi, sen de affet artık!” diyerek, yüzü gözü mosmor olan kadını evine yollayan kolluk güçlerine!

Takım elbisesi ve uyumlu kravatıyla duruşmada yere bakarak konuşan katile, iyi halden indirim uygulayan mahkemelere!

Karısını öldürmeye teşebbüs eden koca için;  “ben kulağını çekerim!” diyen babacan savcılara!

Sorunları gören, sorumlulukları paylaşan, çözüm yolları arayan, dertleri görmezden gelmeyip önemseyen ve kadınların haklarını benimseyen az sayıdaki erkeklere!

Azmin, yaratıcılığın, çalışkanlığın, direncin simgesi olarak; spor dallarında başarıdan başarıya koşan; “İşin cinsiyeti değil, işin ustası olur” dedirten, Filenin Sultanlarına ve kadın voleybolculara!

Öngörüsü olan bir anne duyarlılığıyla gelini Latife Hanım için; “O oğlumu değil, Mustafa Kemal Atatürk’ü sevdi!” diyen Zübeyde Hanım’a!

“Kızım Cumhur reisiyle evlendiğini sanıyordu. Mustafa Kemal’le evli olduğunun farkına varamadı” diyen Latife Hanım’ın babası Muammer Bey’e!

Ömür boyu sessizliğini koruyarak; “Ben iki kez öldüm, ilkinde boşandığımız gün, ikincisinde 10 Kasım günü” diyen Latife Hanım’a!

Y.N: Bir rica ya da ev ödeviyle bu yazı dizimi bitirmeliyim! Cümle sonlarında yer alan ve koyu renk yazılan kişi ve kurumlara; tebriklerimi, teşekkürlerimi, teessüflerimi, sitemlerimi, serzenişlerimi okurlarımın yorumuna bıraksam…

 

 

 

 

 

 

Adımız mı? Kadın bizim! (3)

                                                                                                     NEŞE DOSTER

“Helal olsun erkek çıktı, erkek kadınmış doğrusu” sözleriyle kimliğini görmezden gelenlere; “Biz erkek değil, kadın kimliğimizle var olmak istiyoruz!” diyen kadınlara!

Yekta Güngör Özden’in; “Siz bizim yalnız gönlümüzün değil, beynimizin de ışığısınız diye seslendiği kadınlara!

Her zaman ve her yerde yüz ağartan titiz, gayretli, özverili çalışmalarıyla umut olan yol açan, örnek olan, kârlı yerlere değil karlı yerlere el atan, el tutan kadınlara!

Sosyal sorumluluk projelerine omuz veren, katkı sunan, elini taşın altına da, sorunların üstüne de cömertçe koyan, güzelliklere imza atan kadınlara!

Ülkemizde kadın olarak doğmak suç mu? Ya da yurdumuzda kadın olmak kolay mı? Diye sorular sorduran kadınlara!

Belleğimin derinliklerinde birinci sıraya yerleşen, hafızama bir mıh gibi çakılı kalan, yazılarımda büyük puntolarla yer alan ve bir bakışıyla insanı tanıyan, yanılmayan ve yanıltmayan kadınlara!

Bildiklerini paylaşma, anlatma, bölüşme konusunda sınır tanımayan, hele de özen isteyen özel gün ve konularda; “aman es geçmeyelim, sakın atlamayalım, zinhar unutmayalım, sık sık hatırlatalım, içtenlikle selamlayalım!” diyen duyarlı kadınlara!

Kaçırdığı bakışlarıyla, yere bakan suskunluğuyla, derin iç çekişiyle ciltler dolusu kitaptan, saatler sürecek konuşmadan çok daha etkili mesajlar veren kadınlara!

“Bazı konuları şiire indirgemeyelim, anılara sığdırmayalım, hayallere dalmayalım!” diyenlere inat hepsinin hakkını veren kadınlara!

“İlkokula babamın görevli olduğu Osmaniye’de başladım. İlkokul ikinci sınıfta iken dönemin başbakanı İnönü okulumuza geldi. Öğretmenim çiçeği benim vermemi istedi. Elimdeki buketle bir hazan yaprağı gibi titreyerek başbakana doğru ilerledim. İnönü çiçeği almadan beni kucağına aldı, adımı sordu Turna dedim. Çok heyecanlı olduğumu gören İnönü; “Turnam, Turnam! Ben buralarda durmam!” türküsünü söyleyerek beni rahatlattı” şeklindeki çocukluk anısını anlatan emekli Biyoloji öğretmeni Nimet Parlar hocama!

Toplumsal barışa, cumhuriyetin kazanımlarına, geldiği noktadaki başarısını neye ve kime borçlu olduğuna, hangi ışıktan aydınlandığına, neler karartılırken amacın ne olduğuna karşı duyarlı ve uyanık olan kadınlara!

“Siz taraf tutuyorsunuz!” sorusuna “evet tutuyorum ve tutacağım” diye cevap veren, duruşlarıyla, çıkışlarıyla, çağdaş kimlikleriyle kadere, baskılara meydan okuyan, belleğime ve yüreğime asılı kalan kadınlara!

“Yok, artık!” dedirtecek cinsten olup bitenler karşısında kılını bile kıpırdatmayan, kadını ikinci sınıf gören anlayışa mahkûm ve kaderini kabullenen kadınlara!

Fiziken aramızda olmasa da, dolu dolu geçirdiğimiz yıllar hep taze ve sımsıcak olan, dokunduğunda yaraları iyileştiren, baktığında içinizden geçenleri anlayan, bir bakışıyla hizaya çeken, sevgi ve güvenin adresi annelere!

Gördüğü şiddete dayanamayarak baba evine sığınan kızına; “Baba evinden gelinlikle çıkılır kefenle dönülür” diyen çağdışı anlayışa alkış tutarak;  “evine dön, kocandır döver de sever de diyen” analara!

Sığındığı karakolda; “adam pişman olduğunu söyledi, sen de affet artık!” diyerek, yüzü gözü mosmor olan kadını evine yollayan kolluk güçlerine!

Takım elbisesi ve uyumlu kravatıyla duruşmada yere bakarak konuşan katile, iyi halden indirim uygulayan mahkemelere!

Karısını öldürmeye teşebbüs eden koca için;  “ben kulağını çekerim!” diyen babacan savcılara!

Sorunları gören, sorumlulukları paylaşan, çözüm yolları arayan, dertleri görmezden gelmeyip önemseyen ve kadınların haklarını benimseyen az sayıdaki erkeklere!

Azmin, yaratıcılığın, çalışkanlığın, direncin simgesi olarak; spor dallarında başarıdan başarıya koşan; “İşin cinsiyeti değil, işin ustası olur” dedirten, Filenin Sultanlarına ve kadın voleybolculara!

Öngörüsü olan bir anne duyarlılığıyla gelini Latife Hanım için; “O oğlumu değil, Mustafa Kemal Atatürk’ü sevdi!” diyen Zübeyde Hanım’a!

“Kızım Cumhur reisiyle evlendiğini sanıyordu. Mustafa Kemal’le evli olduğunun farkına varamadı” diyen Latife Hanım’ın babası Muammer Bey’e!

Ömür boyu sessizliğini koruyarak; “Ben iki kez öldüm, ilkinde boşandığımız gün, ikincisinde 10 Kasım günü” diyen Latife Hanım’a!

Y.N: Bir rica ya da ev ödeviyle bu yazı dizimi bitirmeliyim! Cümle sonlarında yer alan ve koyu renk yazılan kişi ve kurumlara; tebriklerimi, teşekkürlerimi, teessüflerimi, sitemlerimi, serzenişlerimi okurlarımın yorumuna bıraksam…