Netanyahu’nun Kumarının Sonu
Diplomasinin cilvesi dedikleri tam olarak bu olsa gerek. Savaş, Beyaz Saray’ın pragmatik bir hamlesiyle yön değiştirdi. Amerika Birleşik Devletleri ve İran İslam Cumhuriyeti, bölgedeki kartları yeniden dağıtarak masadan el sıkışarak kalktı. Küresel piyasalar nefes aldı, petrol fiyatları rahatladı ama Tel Aviv’de, özellikle de Başbakanlık Ofisi’nde kelimenin tam anlamıyla buz gibi bir hava esiyor.
İsrail mutsuz. Hem de hiç olmadığı kadar. Çünkü yıllardır üzerine inşa ettikleri o devasa "mutlak düşman" anlatısı, Washington’ın tek bir diplomatik manevrasıyla büyük yara aldı.
İçerideki Tiyatro: "Biz Kazandık" Propagandası
Dışarıda rüzgar tersine dönerken, Binyamin Netanyahu’nun içeride kurduğu tiyatro sahnesi her zamankinden daha hararetli. İsrail iç politikasında şu sıralar akıllara zarar bir propaganda makinesi çalışıyor: “Biz galibiz!”
Yerseniz tabii... Netanyahu ve aşırı sağcı ortakları, bu barışın aslında İsrail’in "kararlı ve tavizsiz duruşu" sayesinde İran’a geri adım attırdığını iddia ediyor. Halka satılmaya çalışılan hikaye tam olarak şu: Biz o kadar güçlü durduk, İran’ı o kadar köşeye sıkıştırdık ki, sonunda ABD ile masaya oturup teslim olmak zorunda kaldılar.
Ancak bu propaganda, Tel Aviv ve Batı Kudüs sokaklarında protesto seslerini yükselten, ekonomik krizle boğuşan İsrail halkı için artık pek bir şey ifade etmiyor. Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır; hele ki bu gerçekler doğrudan cep telefonu bildirimlerine düşüyorsa. İsrail kamuoyu aptal değil. Ortada bir zafer olmadığını, aksine İsrail’in bölgede "oyun kurucu" rolünden "seyirci" konumuna itildiğini çok net görüyorlar.
Büyük Gerçek: Amerikasız Bir Hiç Olmak
Gelelim madalyonun diğer yüzüne ve Netanyahu’nun en çok korktuğu o yalın gerçeğe: İsrail, Amerika Birleşik Devletleri olmadan askeri ve ekonomik olarak ne yapabilir?
Cevap kısa ve net: Neredeyse hiçbir şey.
Yıllardır süren o "bölgenin yenilmez armadası" imajının arkasında, Washington’dan akan milyarlarca dolarlık askeri yardımlar, Demir Kubbe’yi fonlayan Amerikan Kongresi ve BM Güvenlik Konseyi’nde kalkıp inen o meşhur Amerikan veto eli var.
Askeri Açıdan: İsrail ordusu teknolojik olarak ne kadar gelişmiş olursa olsun, mühimmat, lojistik ve istihbarat anlamında ABD’nin lojistik koridorlarına göbekten bağlı. Washington "musluğu kapattığı" ya da sadece kıstığı an, İsrail’in çok cepheli bir savaşı sürdürülebilir kılması imkansız.
Ekonomik Açıdan: Savaş bütçesi, seferber edilen yüz binlerce yedek asker, durma noktasına gelen teknoloji yatırımları ve turizm... İsrail ekonomisi zaten uzun süredir alarm veriyor. Amerikan hazinesinin ve küresel finans lobilerinin desteği olmadan, bu ekonomik enkaza dönmüş yapıyı ayakta tutmak matematiksel olarak mümkün değil.
Yani işin özü; ABD olmadan İsrail, bölgede sadece sınırları olan ama derinliği olmayan, ekonomik olarak sürdürülemez bir garnizon devletine dönüşme riskiyle karşı karşıya. Amerika ve İran’ın barışması, bu hayati bağımlılığı İsrail’in yüzüne bir tokat gibi çarptı.
Netanyahu İçin Yolun Sonu: Köşeye Sıkışan Bir Lider
Peki, bu denklemin tam merkezindeki isim, yani "Bibi" ne durumda?
Netanyahu kariyerinin en büyük, belki de son köşeye sıkışmasını yaşıyor. Bugüne kadar geliştirdiği tüm siyasi hayatta kalma stratejileri, "güvenlik" ve "İran tehdidi" üzerine kuruluydu. İçerideki yolsuzluk davalarından kaçmak, toplumsal kutuplaşmayı gizlemek ve koltuğunu korumak için her zaman dışarıda devasa bir düşmana ihtiyacı vardı.
Şimdi o düşman, İsrail’in en büyük hamisiyle el sıkıştı.
Netanyahu şu an tam anlamıyla köşeye sıkışmış bir boksör gibi. Ringin ortasında tek başına kaldı. Sağcı ortakları "Neden İran’ı vurmadık?" diye arkasından bastırıyor, muhalefet "Bizi dünyadan izole ettin" diye yükleniyor, halk ise artık eve dönmeyen huzuru istiyor.
Washington ve Tahran arasında esen barış rüzgarları, Netanyahu’nun siyasi kariyerinin üzerine çöken kar fırtınasına dönüştü. İçeride yapılan "galibiz" propagandası, çökmekte olan bir binaya badana yapmaktan farksız. Netanyahu’nun önünde artık çok az seçenek var ve tarih, korumaya çalıştığı o koltuğun, üzerine çöktüğü anı yazmaya çoktan başladı.