Ambarlı’da yıllarımızı geçirdiğimiz aile evi kentsel dönüşüm nedeniyle yıkılacak ve yeniden yapılacak. Taşınmak zaten bir dert ama yıllarca oturduğunuz ana-baba evinin dağılması çok ağır bir durum. Annem öldükten sonra ablam oturuyordu o evde ve biz bayramlarda, önemli günlerde aynı ritüeli yaşıyorduk. Orada toplanıyor, neşeleniyor, hüzünleniyorduk. Evle birlikte bazı izler de yok olacak.

Evi toplarken çıkan sürprizler... Hatıra saklama kaygısı, atmaya kıyamama hali… Örneğin bir kutudan benim unuttuğum askerlikten terhis kağıdı, canım Necdet’ten Yazın Yayıncılık’ı devralmam gibi birkaç evrak, mektuplar filan çıktı. Bir de ölen yoldaşların cenaze törenlerinden kalma yaka fotoğrafları…

Ev toparlandı, taşıyıcılar büyük bir çabuklukla evi boşalttı. Hala daha insan emeği kullanılıyor bu işte ve göçmen işçiler koca eşyaları sırtlayıp kamyona yüklüyor. Bizim blokta sadece 3 aile kalmış, onlar da bu hafta taşınacaklar. Kalanlarla yeniden bir arada olabilmek ümidiyle vedalaşılıyor. Bir hüzün de burada.

AVCILAR VE DEPREM

1980 yılında Avcılar’a taşındık. O zamanlar Avcılar İstanbul’un taşrasıydı. Balıkçılar, balıkçı kahvehaneleri, semt meyhaneleriyle, çay bahçeleriyle Ambarlı şirin bir sahil kasabası gibiydi. Hala plajlar vardı ve denize girilebiliyordu. Şimdi inanması güç gelecek ama şehre gidecek midibüslerin muavinleri “İstanbul, İstanbul” diye bağırırdı, Avcılar’ın ayrı bir telefon kodu vardı, jandarma bölgesiydi, köyleri vardı…

1980’lerde işçi ve memurlar emeklilik ikramiyeleriyle buradan evler almaya başladı, 1990’larda hem yüzleşilmeye korkulan iç savaş hem de Bulgaristan’dan gelen göçle hızla nüfusu arttı. İstanbul Üniversitesi’nin taşınması da ilçenin nüfusunu artıran bir başka unsur oldu sanırım.

Avcılar 1999 depreminde ağır hasar aldı. Birçok bina yıkıldı, resmi rakamlara göre bine yakın insan hayatını kaybetti. (Bana göre daha fazlaydı ölen sayısı, inandırıcı nedenlerim de var ama bu başka bir mevzu.) Aslında bu hasarın en önemli nedeni bina kalitesiydi. Yüzlerce binaya hiçbir şey olmamıştı. Hasar alsalar bile en azından insanlar içinden sağ çıkmışlardı. Yıkılanlar fetbaz müteahhitlerin kötü malzemeyle, derme çatma yaptıkları yapılardı…

Depremden bir süre sonra Avcılar neredeyse bir hayalet şehre dönüştü. Yüzlerce aile ilçeyi terk etti. Ama her şeyi olduğu gibi depremi de çabuk unuttuk. Bir süre sonra Avcılar eskisinden daha kalabalık hale geldi. Son göç nüfusu gözle görülür biçimde artırdı.

Kötü imar politikaları, plansızlık, her boş arsaya verilen inşaat izinleri bu şirin ilçeyi dar sokaklı, iç içe evlerle doldurdu. Özellikle sonradan oluşan Cihangir gibi mahallelerde büyük bir park sorunu yaşanıyor mesela. Sorun otomobillerin nereye sığacağı değil, otomobillerine çok değer veren insanların nasıl evlerde oturduğuyla ilgili.

2019 Mart’ında CHP’den belediye başkanı seçilen Turan Hançerlioğlu’nun vaatleri arasındaydı Avcılar’ın bina kalitesini yükseltmek. Hançerlioğlu, seçildikten sonra bu işe önem verdiğini de gösterdi ve ilçede birçok bina yeniden yapılıyor.

KENTSEL DÖNÜŞÜM

İlçenin her yerinde yıkılan evler, inşaatlar var. Yıkımın boyutlarını anlatmak için şu örneği vereyim: Ablamın yeni taşındığı evin civarında elektrikçi arıyorum. Bir esnafa soruyorum, tarif ediyor ve ekliyor: “O bina duruyor mu bilmiyorum ama…”

Sadece Avcılar’daki binaların değil, İstanbul’un çoğu semtinde binaların değişmesi gerekiyor. Son günlerin popüler lafıyla “geliyor, gelmekte olan”! Kentsel dönüşüm adıyla ortaya atılan projenin şehirde yaşayanların depreme karşı can güvenliği, kaliteli evlerde yaşamasını sağlamak için olmadığı açık. Bunu Sulukule, Fikirtepe gibi rezaletlerde gördük. Açıkça yoksulun elindeki alınıp birilerine peşkeş çekildi.

Tekrar ediyorum, yapılması gereken bir şey binaların yenilenmesi. Ama böyle değil. Önce iyi niyetle başlayayım. Avcılar gibi riskli bölgeler tabii ki öncelikli. Binalarda oturanlar zaten “başımı sokacağım bir ev” diye son paralarıyla almış o evi. Çoğu emekli ya da emekçi. Müteahhitlerle görüşülüyor, pazarlıklar yapılıyor. Zor zar aldığın o evi küçültüyor müteahhit, çünkü babasının hayrına yüklenmiyor o inşaatı. Oradan kendine satacak daireler, dükkanlar çıkaracak. Üstüne bir de büyük paralar veriyorsun. Kendi evinde oturmak için para veriyorsun. Dediğim gibi çoğu emekli olan, 65 yaş üstü insanlar. Kredi almaları neredeyse imkansız.

Bu süreçte komşular birbirine düşüyor. Müteahhit seçiminden, evinin yıkımına karşı olanlara kadar. Bir de evi olan ama orada oturmayan, birkaç ev sahibi olanlar var. Site, apartman toplantılarında hakikaten dramatik bir durum yaşanıyor…

Bir başka sorun ev yenilenene kadar nerede kalacağınız. Taşınma masrafının ötesinde kiralık ev bulmak neredeyse imkansız. Hele Avcılar gibi çok yıkımın olduğu, konut sayısının azaldığı, kiralık konuta talebin arttığı yerde kiralar fırlamış durumda. Tüm ülkede bir kira çılgınlığı yaşanırken İstanbul’un merkezine 35 km uzaklıkta bu iş iyice çığırından çıkmış. Bir emlakçıda 10 bin TL’ye kiralık ev ilanı gördüm gözlerimle. Bazıları eşyalarını depoya verip yakınlarının yanında kalmak zorunda kalıyor.

Ve büyük bir kaygı var. Ülkenin ekonomik hali, her gün artan inşaat maliyetleri hesaba katılıyor ve müteahhidin evi bitirip bitiremeyeceği konuşuluyor. Bir de paraları toplayan müteahhidin kaçtığı dedikoduları veya gerçeği konuşuluyor.

Bir de fırsatçılar var. Müteahhide verecek parası olmayanın elinden evi değerinin çok altında alanlar. Öyle ya bina yenilenince çok daha değerli olacak… Ya da kentsel dönüşüme gireceği düşünülen eski evleri alanlar… Yatırım işte. Günahsa Berat gecesi edilen duayla affedilir. Ahlak mı? O da ne?

Bu konuda yazılacak çok şey var ama çok uzattım, bir dahaki yazıda devam etmek üzere…