Yine bir Cuma günü, yine bir akşam saati…

Maliye Bakanlığı yönlendirmesiyle BDDK (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) piyasaların halka kapalı olduğu bir saatte dövizle ilgili bir karar aldı. Karar da demeyelim… Esasında, işbirliğinin gizlenmiş haliyle BDDK döviz ve kredi piyasasında şok yaratmak amacıyla, hem de çalıyı (kanunları) dolanarak kendi internet sayfasında bir bildiri yayımladı.

Bildiride BDDK firmaların lira bazında bankalarda kredi kullanmasını elindeki dövizi bozdurmasına bağlı koşula endeksledi. Daha hafta sonu bitmeden de bu bildirideki akıldışı koşulları hafifletmek bahanesiyle Pazar akşamı diğer bildiriyi kaleme aldı. Hafifletme amacı kafaları daha da karıştırarak piyasalarda dengeleri olumsuz etkiledi.

Buradaki temel amaç aslında geçtiğimiz Aralık ayında yine bir akşam saatinde doların değerinin 18 liradan 11’lere indirme tarzında bir etkiyi yaratmaktı… Ama çekirgenin sıçrama sayısının kısıtlı olduğu bilinmeliydi burada. Öyle de oldu… Çekirge ikinci defa sıçrayamadı.

BDDK bildirisinin bu tarzda iktisadi yönü ve etkisi yanında, bir de hukuki tarafı var doğal olarak…

Türkiye ekonomisi 1989 yılında lirayı uluslararası piyasalarda konvertible hale getirerek tam anlamıyla serbest piyasa ekonomisine geçti. Bunu da Türk Parasını Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar ile yürürlüğe koydu.  

Bu haliyle, ekonomideki kurallar bütünü kapsamında döviz ve ilgili koruma mekanizması merkez bankası ile serbest piyasanın görevi niteliğine bürünmüş, Maliye ve Hazine Bakanlığı da uygulayıcı rolüne bürünmüştür. Diğer bir ifadeyle, serbest piyasa koşullarını da dengeye getirmek için düzenleme ve uygulama sorumluluğu Maliye ve Hazine Bakanlığı’na bırakılmıştır. Buna ek olarak da bankacılık kanunun ilgili maddesinde BDDK’ya birkaç görev yanında, kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışması konusunda gerekli önlemeleri alma yetkisi verilmiş.

Şimdi karşımıza hemen şu soru geliyor… Bu tarz (akşam saatlerinde yapılan) bildiri ve yaklaşımları neden ilgili bakan veya merkez bankası başkanı yerine BDDK yapar ki?

Bu sorunun yanıtını ileride çok net bir şekilde alacağımızdan eminim.

Ekonomik Özgürlük’teki erime ülke riskini tetikliyor

Bugünlerde piyasaya çıkan Ekonominin Pusulası kitabımı kaleme alırken Ekonomik Özgürlük konusunu ayrıntılı olarak inceledim. İncelemeyi de Tablo’da 4 ana ve 12 alt grupta incelenen verilere göre Türkiye’nin dünya ekonomik özgürlük endeksi sıralamasını göz önüne alarak yaptım.

Daha veriler tazeliğini korurken yeni veriler ulaştı elimize şimdi. Buna göre Türkiye ölçümü yapılan ülkeler arasında 20121’den 2022’ye kadar 76’ıncı sıradan 108’e düşmüş ve oynaklığı en fazla ülke niteliğini korumuştur.

Bunun en açık sentezi şudur: Bir yılda 32 sıra birden baş aşağı giden bir ekonomik özgürlük kavramı karşımızda ekonomik krizin en büyük fotoğrafını veriyor bize.

Mülkiyet hakkından yargı etkinliğine, Parasal özgürlükten, Mali sağlığa tüm veriler aşağı yönlü… Vergi yükünün artış göstermesini bir kenara bırakırsak tabii.

Uzatmadan son not olarak uyarımızı yapalım… Türkiye’nin özgürlük endeksi 2001 krizinden sonra ilk defa dünya ortalamasının altına düştü.

Tekrar edelim mi?

Tablo: Türkiye’nin Ekonomik Özgürlük Endeksi

Kaynak: heritage.org