Tarkan’ın Geççek demesinin üzerinde birkaç hafta geçti…

Toplumun üzerine karabulut gibi gelen ve bir türlü dağılmayan bir enflasyon olgusu var. Son hali ve gelecekteki görünümü gerçeğiyle, Tarkan’ın vurgusunun tersine, bize zilleri takıp oynatacak. Her şeyde olduğu gibi, bu yüksek oranlı enflasyonun da bir sonu var ama artık dayanılacak güç kalmadı halkta.

Dayan, çoğu gitti, azı kaldı…

Yapma, güze, kışa boğma yazını! demek kolay gibi gözükse de artık sınırların aşıldığı aşikar.

Komik gelecek ama bu sınırların en önemli göstergelerinden birisi şu sıralarda dilimle satılmaya başlanan karpuzdur. Karpuzun ağırlığından bağımsız, sadece alım gücü ve hayat pahalılığının bir göstergesi olarak karşımıza çıkan bir durum bu…

Şaka kaldırır tarafı da yok bu dilim karpuz resminin. Öyle bir resim ki içinde fiyatların daha uzun süre aşırı yükseleceğinin ve toplumun ne hale düşürüldüğünün görünümü var.

SADECE KARPUZ DA DEĞİL…

Dilim sürecin görünen yüzü.

Göremediğimiz, sadece birkaç iktisatçı ve finans uzmanının takip ederek geldiğimiz durumu özetleyen sentezleri durumun ne derece çıkmazda olduğunu gösteriyor.

Bunların ilki kısa vadeli dış borç stokudur. Kısa vadeden kasıt, süresi bir yıl ve daha az olan tüm kesimlerin borcunun toplamıdır. Bu toplam doğal olarak orijinal vadesinden bağımsız olarak hesaplanır.

Bu borç toplamı bir rekor kırarak günümüzde 181,4 milyar dolara ulaştı (*). Bununla da kalmadı haberler. Hayali bir kur korumalı mevduat aşkından sonra hem iç borcun hem de dış borcun kontrolden çıktığı günümüzde taze bir haber daha geldi.

Neymiş demeyin…

Yine dolar, yine kayıp 128 milyar dolardan sonra sıkça sorgulanan Merkez Bankası rezervleri…

Bloomberg’in haberine göre 13 Mayıs itibariyle, bir haftada Merkez Bankamızın rezervlerinden 4,8 milyar dolar eridi.

Sadece bir veri olarak düşünüldüğünde çok bir şey ifade etmese de o kadar bel bağladığımız ve durmadan üzerinde yorum yaptığımız yıllık turizm gelir beklentimizin 30-35 milyar dolar olduğu fikriyle yaklaştığımızda, sanırım olayın ciddiyetini daha iyi kavramış oluruz.

Bir yanda dilim karpuz gerçeği diğer yanda dış borç çıkmazı, yana yana para arayan karar vericileri daha çok terleteceğe benziyor.

İŞ ARAYAN İLE ÇALIŞAN ARAYAN AYNI ANDA DERTLİ

Ekonomik durgunluğun belirli bir döneminden sonra işgücü piyasasında bir ayarlama maliyeti ortaya çıkar. Toplumsal maliyettir diğer anlamı…

Bu olgu teoride de çok yer edinir.

Uzatmayalım… Böyle bir ortamda çalışan iş bulamaz, işveren de çalışan bulamaz. En azından kısmi de olsa yapısal bir kırılma yaşanır emek piyasasında.

Son dönemde bunu derinden hissediyoruz ve hatta çevremizde gözlemliyoruz. Organize sanayi bölgelerinde işçi açığı önemli boyutlara ulaştı örneğin. Çalışmak isteyen bu açığı görmesine rağmen işi alıp da çalışmaya başlamıyor. Ya da çalışan oranı beklenenin altında kalıyor.

Genelde büyük şehirlerde sıklıkla yaşanan bu durumun içsel ve dışsal birçok nedeni var… Bunlardan birkaçı yaşam maliyeti (kira, elektrik giderleri, sağlık ve eğitim maliyeti, vb) gibi dışsal faktörler yanında maaş seviyesi, sosyal faydalar ve uzun çalışma saatleri gibi içsel nedenlere dayanmaktadır.

Ve daha önemlisi geleceğe umutla bakamamaktır.

Fakat hepsi Geççek bunların…

Tarkan’ının vurguladığı gibi

Düştük, evet ama kalkacağız…

Böyle biline!

(*)