Geçtiğimiz haftalarda ABD’de çok konuşulan bir dava dün itibariyle sonuçlandı. Hatırlarsınız, 2020 yazında tüm ABD’yi kasıp kavuran ırkçılık karşıtı protestolar patlak vermişti. George Floyd’dan sonra polis tarafından vurulan başka bir siyahi Jacob Black için başlayan bu eylemler sırasında “makineli tüfeği” ile gezen ve “Black Lives Matter (BLM) eylemcilerinin etrafı yakıp yıkmasını engellemek” istediği iddia edilen 17 yaşındaki Kyle Rittenhouse çıkan çatışmada 2 kişiyi öldürmüş, 1 kişiyi yaralamıştı.

Kahraman mı, şeytan mı?

Rittenhouse muhafazakar bir gençti. Trump taraftarıydı. Liberal kesime göre maksadı protestoları bahane ederek sokakta siyah avlamaktı. Onların gözünde kendisi bir beyaz üstünlükçüydü. Karşı cephede ise Rittenhouse ülkesinin yanmasına müsaade etmeyen bir kahraman olmuştu bile. Tam da bu sebepten ötürü Rittenhouse davası ülkenin kutuplaştığı ve sonucunun epey kavga çıkaracağı bir davaya dönüştü.

Dün akşam itibariyle Kyle Rittenhouse tüm suçlamalardan beraat etti. Olay göründüğünden çetrefilli olsa da medya için önemi yoktu. Beyaz üstünlükçülük kazandı başlıkları yerini aldı. Bazı eyaletlerde protestolar başladı.

Ancak çıkan karar sürpriz değildi, en azından olayın görüntüsünü izleyenler için. Görüntülerde Rittenhouse’ın kalabalıktan kaçtığı yere düşüp tekmelenmeye başlayınca kendini koruma amaçlı ateş açtığı görülüyordu. Olayın meşru müdafaa dışında yorumlanması zordu.

Konunun manipüle edilmesi ise çok zaman almadı. Özellikle merkez liberal medya görüntüleri pek göstermek istemediği gibi “3 siyahiyi vuran Rittenhouse” gibi yalan söylemekten de çekinmiyorlardı. Çatışmada vurulan 3 kişi de beyazdı.

Tabii işin bir de öncesi var. Rittenhouse reşit değildi ve  Illinois’ten Kenosha’ya yani eylemlerin olduğu yere gelmişti. Birçokları makineli tüfekle protesto alanına gelmenin böyle bir sonuç doğuracağının aşikar olduğunu söylüyorlardı. Yaşı küçükken silah taşıması da yasal değildi. Silahı ona 19 yaşındaki arkadaşı Dominick Black vermişti.

Bir de “Rittenhouse siyah olsaydı ne olurdu?” sorusu tartışıldı. Hakim, bu gencin yaptığı hatalara aynı ‘kibarlıkla’ yaklaşır mıydı bilinmez. Neticede birçok siyahi çok daha azı için kolayca hapse atılabiliyor, hatta sokakta vurulabiliyor.

Davanın verdiği mesajlar

Dün kararlar açıklandıktan sonra ortalık epey karıştı. Liberal kesim ciddi anlamda öfkeliyken muhafazakarlar kararı kutlamaya başladılar bile. Özellikle onlar için bu dava sıradan bir mesele değildi. Black Lives Matter gibi karşıt görüşlü grupların yaptığı eylemlere müdahale etmek isteyen sağcı kitlenin bahanesi artık hazırdı.  BLM protestolarının mahallelere ve küçük işletmelere getirdiği yıkım ortada ancak muhtemelen bunu bahane ederek makinalı tüfeğiyle sokakta gezen daha fazla sağcı göreceğiz ABD’de.

Bu sırada bazı üniversiteler “Rittenhouse kararına öfkelenenler için” toplantılar düzenliyor. Bu liberal kurumlar ilginçtir ki toplantılarını “siyahlar, beyazlar için” olarak iki ayrı yerde yapıyor. Bunlar bir de ırkçılığa karşı olanlar!

Tabii ırkçılığın dışında konuşmamız gereken “silah hakları” konusu da var. ABD’nin bitmek bilmez tartışmalarından biridir her zaman bu silah konusu.

ABD’lilerin bir “Second Amendment’ı” vardır. Yani anayasalarının ikinci maddesi. Bu madde onlara silah taşıma hakkı tanır. Uzun yıllardır bu mesele tartışılıyor. Bir grup liberal ikinci maddenin kaldırılması gerektiğini düşünüyor. Makinalı tüfeklere, yıkım gücü yüksek silahlara erişim çok kolay, bu nedenle okul baskınlarından terör olaylarına art niyetli kişilerin zarar verme kapasitesi kolay bir şekilde artıyor diyor liberaller.

Karşı cephenin yani muhafazakarların tezi ise kötü insanlar zaten illegal yollarla silah sahibi oluyorlar. Bu yasa kendini ve çevresini korumak isteyenlere bir olanak tanıyor.

Rittenhouse davası da bu meseleyle doğrudan bağlantılı. Tüm politik tartışmaların ötesinde 17 yaşında bir çocuk nasıl elinde makinalı tüfekle gezebiliyor?

Bu 2. Madde tartışması öyle bir konu ki çözmesi pek de mümkün değil. Mucizevi bir şekilde tüm makinalı tüfekleri yasaklayan bir yasa çıkarsanız bile baştan aşağı silahlı olan muhafazakar çevreler kendi silahını teslim etmezler. Düzenledikleri “silah hakları” eylemlerinde “gel de al” diyorlar zaten.

İşin özetinde Rittenhouse ne bir kahramandı ne de bir şeytan. Çarpık Amerikan kültürünün eline tüfek verdiği bir gençti sadece. Belki insan öldürme maksadıyla orada değildi, görüntüler de son raddeye kadar ateş etmekten kaçındığını gösteriyor ama neticede ölümcül bir silahla sokakta geziyordu ve politik olarak karşıtlarının olduğu bölgeye gidiyordu. Ne olması beklenebilirdi ki?

Anlaşılan o ki ABD toplumu parça pinçik olana kadar kutuplaşmaya devam edecek. Ta ki medyasından politikacılarına herkes ateşe körükle gitmeyi bırakana kadar. Haftaya başka bir yazıda görüşmek dileğiyle, iyi hafta sonları efendim.