Özellikle 2016 sonrası sesi daha da gür çıkan Trump karşıtı liberal kitleler, son üç aydır devam eden protestolar boyunca emperyalizmin eski simgelerine saldırmaya devam ettiler. Heykeller parçalanıyor, bayraklar değiştiriliyordu. Sanki değişim rüzgarları başlamıştı.

Batının merkez medyasına bakarsanız, yeni kuşaklar emperyalizm düşmanıydılar. Batı dünyası sonunda eski kabahatlerinden arınacak mıydı? Maalesef ben aynı derecede iyimser olamıyorum.

Elon Musk ve Bolivya darbesi

Ünlü sermayedar Elon Musk’ı artık hepiniz tanıyorsunuzdur. Eğer sosyal medyada kendisini takip ediyorsanız, esprili kişiliği ve umursamaz tavırlarını bilirsiniz. Bazen ise Musk’ın bu tavırları başına iş açabiliyor. Özellikle geçtiğimiz haftalarda yaptığı bir paylaşım epeyce tepki görmesine sebep oldu.

Covid-19 döneminde ABD’nin halkına verdiği destek paketlerinden bir yenisi gündeme gelmişken, Musk “böyle bir paketin halkın yararına olmayacağını” söylemişti. Bir takipçisi ise biraz sert bir dil ile şu cevabı verdi;

“Asıl halkın yararına olmayan nedir biliyor musun? Sen Lityum toplayabilesin diye Amerikan devletinin Bolivya’lı Evo Morales’e darbe yapması!”

Sahi, Bolivya’da ABD destekli bir darbenin üstünden 1 yıl dahi geçmemişti. Ancak ne batı medyasının umurundaydı, ne de “emperyalizm karşıtı” protestocuların. Peki Bolivya’da tam ne olmuştu? Musk’a geri dönmeden önce bir darbeye bakalım.

20 Ekim 2019’da Bolivya’da bir genel seçim yapıldı. Seçimin sonucunda zaten halk gözünde epeyce popüler olan sosyalist lider Evo Morales ilk turda galip çıktı. Ancak mesele Morales’in galibiyetinden ziyade aldığı oy oranında gizliydi.

Muhalefetten tepkiler artınca Morales, Amerikan Devletler Topluluğu’nu (OAS) denetlemeye çağırmak zorunda kaldı. ABD kontrolündeki bu oluşumun seçimin ikinci tura kalıp kalmayacağını söylemesi beklenirken, OAS seçime hile karıştığını, doğrudan olarak seçimin iptalini ve yenilenmesini istedi. Bu talep sonrası patlayan protestolar Batı medyasınca coşku ile karşılandı.

Washington Post’tan New York Times’a kadar liberalinden sağcısına bütün gazeteler “demokrasi zaferini” kutladılar.

Bu sırada seçim öncesinden planlarını yapmış, daha önceden Schools of Americas’da (Latin Amerikalı generallerin ABD tarafından darbe amaçlı eğitildiği bir okul olan Amerikalar okulu) eğitildiği bilinen generaller harekete geçtiler. Morales, 10 Kasım’da istifa edip kaçmak zorunda kaldı. Başkanlığa asker yerine pek tanınmayan aşırı sağcı siyasetçi Jeanine Anez getirildi. Bu bile batının merkez medyasını bunun bir darbe olmadığına ikna etmek için yeterliydi.

“Ne de olsa asker başa gelmedi, buna nasıl darbe diyebiliriz ki?”

İşte o gün dünyaca ünlü bir firmanın hisseleri tavan yapmıştı, Elon Musk’ın Tesla’sının. Tesla yakın zamanda Brezilya’da bir fabrika açmış ve Bolivya’da çokça bulunan Lityum kaynaklarına talip olmuştu. Lityum elektrikli araba bataryalarında kullanılan önemli bir madendi. Ancak sosyalist Morales kaynakları halkı için kullanmayı tercih etti. Hükümetten darbe ile indirilince de Tesla’nın hisseleri zirve yaptı.

Aylar sonra öğrendik ki, OAS’ın açıkladığı sonuçlar şaibeliymiş. Aslında Evo Morales seçime hile karıştırmamış. O dönemde zafer çığlıkları atan batı medyası ise sessizliğe gömüldü. Sadece NY Times, OAS’ın hata yaptığını yazdı ancak diğer gazeteler gibi özeleştiri vermekten kaçındı. Hem ABD halkını hem de dünya halklarını yalanlarıyla kandırmış, demokratik bir şekilde seçilen bir lideri kapitalist emeller uğruna darbe ile indirilmesini bir zafer olarak aktarmışlardı.

İşin üzücü tarafı ise ağzını her açtığında linç yiyen Trump yönetimi Bolivya yüzünden pek bir tepki ile karşılaşmamıştı. Anti emperyalist Z kuşağı Bolivya ile pek ilgilenmemişti. Ne de olsa kendi siyasi hareketleri ABD yüzünden sefalet içinde yaşayan ülkelerden gelen göçmenlere sahip çıkıyordu, içleri rahattı.

Bu sırada Bolivya’da hala kaos hakim. Morales sayesinde haklarına kavuşan Bolivya yerlilerinin yerini Hristiyan beyazlar ve zenginler aldı. Darbeci hükümetin başı Jeanine Anez ise tekrar seçim yapmaya korkuyor. 3 Mayıs’ta yapılacak seçimler Covid-19 sebebi ile 18 Ekim’e ertelendi. Morales’in kendi yerine istediği Sosyalist Parti (MAS) adayı Luis Arce, anketlerde darbeci Anez’i açık ara yeniyor. Ancak darbe sonrası ne kadar demokratik bir seçim olur bilmiyorum açıkçası.

İşte Bolivya’da olanlar böyle. Artık Elon Musk’a dönebiliriz. Yukarıda kendisine gelen sert eleştiriye cevabı daha da ilginç oldu;

“Kime istersek ona darbe yaparız, alışın”

Musk belki şaka yapıyordu, belki de gayet ciddiydi. Açıkçası pek de önemi yok. Tepkilerden sonra tweetini sildi ancak bize kapitalizmin çirkin yüzünü bir kez daha göstermişti bile.

Musk kelimelerini sakınmayan ve insanların hakkında ne düşündüğünü çok umursamayan bir iş adamı. Ancak Musk gibi düşünen, onun gibi emperyalist güçlerin kanlı işgallerinden kar elde eden yüzlerce şirket mevcut. Maalesef ki, Musk’ın aksine onlar pek açık sözlü değiller. Yılın bir ayı gökkuşağı logosu koyup protestolar boyunca “Black Lives Matter” tweetleri atıyorlar. Batının sol kesimleri için ise bu davranışlar aynı şirketlerin Çin’de çocuk işçi çalıştırmasını, Güney Amerika’da darbelerden fayda sağlamasını ya da doğa katliamı yapmasını görmezden gelmek için yeterli.

“Woke” Emperyalizm ve George W. Bush

Woke kelimesi aslında zamanın kült filmi Matrix’ten çıkmış, “kırmızı hapı yutup gerçekliğe uyanmak” fikrinden geliyor. Tam karşılığı “uyanmış olmak”. Günümüzde kimlik siyasetine aşırı duyarlı kimseler için kullanılıyor. Ben de Amerikan Emperyalizminin artık “Woke” bir şekle büründüğünü düşünüyorum. Açıklayayım;

Şu sıralar kısmen devam eden George Floyd protestolarında onlarca heykel parçalandı. Bu heykeller batı emperyalizminin simge isimlerine aitti. Peki sormak isterim, öfke nasıl oldu da etten kemikten oluşan emperyalistleri geçip taştan mermerden olanlara döndü?

21. Yüzyılın en kanlı emperyalist müdahalesi Irak savaşının mimarı, binlerce Iraklı ve Amerikalının ölümünden sorumlu George W. Bush nasıl rahatça talk showlara katılıyor, sevimli paylaşımlar yapıyor ve kimse rahatsızlık duymuyordu?

Bush’un protesto edilmesini geçtim, aktif olarak Obama ile birlikte Trump’a karşı birlik mesajı vermesi isteniyor. Bu bir akıl tutulması değil de nedir?

2008’de Bush’un savaş suçlusu olarak yargılanması gerektiğini anlatan bir kitap 130.000 satmış. Peki 12 yılda ne değişti de Bush bir savaş suçlusundan göçmenlerin portrelerini çizen politik doğrucu sembolü sevimli bir büyükbabaya dönüştü?

ABD’li liberallerin Bush’a bakışı aslında ABD emperyalizminin geleceğini bize anlatıyor. Artık yeni çağda, emperyalist devletler kendi ordularıyla bir yere girmek istemiyorlar. Hem verdikleri kayıplar hem de “beyaz adam kara adama karşı” görüntüsü kendi ülkelerinde yoğun tepkiye yol açıyor.

Bu nedenle artık “iyi kara adamlara” ihtiyaçları var. Sürekli silah satabilecekleri, operasyonlarını devam ettirecek askeri üslere izin verecek ve kaynaklarını onlara açacak işbirlikçilere. İşin korkunç tarafı da bütün bunlar kimlik siyaseti fetişistlerini rahatsız etmeyeceği için sol kesimde büyük bir tepkiye yol açmayacak, hatta destek bile bulacak. Tıpkı Bolivya’da olduğu gibi, ya da Suriye’de…

ABD Trump sonrası eski gücüne ne kadar dönebilir bilinmez, ama yakın gelecekte rahatsız olduğu hükümetleri indirmeye çalışacağı aşikar. Artık çağ sadece emperyalizmin değil, woke emperyalizmin çağı. Haftaya Pazar görüşmek dileğiyle…

YAZININ İNGİLİZCESİNİ OKUMAK İÇİN TIKLAYIN