“Halkına saraydan BAKANlar halkın eğitimle derdini anlayamaz. Sıradan bir yurttaş için eğitim fakirliğin babadan oğula geçiş döngüsünü kıracak mucizedir. O umut tükendikçe eğitimi terk artıyor. Kurgu sistem öğretmeni ucuz işgücü kıldı, öğrenciler paralel tezgahlarda devşirildi, o çocuklar artık yetişkin. Onların çocuklarını kurtarabilecek miyiz? Soru bu.

Eğitim sorunları elbette aynı zamanda bütçe sorunudur. Ama niyet hepsinden önemli. Torpilli müteahhitlerin hortumu kesilmeli, onlara giden para bilimsel eğitime sermaye edilmeli. Aybüke öğretmen, Necmettin öğretmen eğitim şehitlerimizdir. Peki kaç öğretmen, kaç öğrenci covid şehidi oldu hesabını tutan var mı? Canımızın sağlığı, güvenli eğitim kaygısı eğitimin kalitesi ve bilimselliğinin önüne geçti. Bu çukurdan sızlanarak çıkılmaz, yarın vatanımızın her köşesini bilimle, akılla, emekle ve istihdamla örmek üzere nöbetçi öğretmenleriz”

Geçen hafta tüm Dünyanın siyasi ve askeri dehasına hayran olduğu ebedi önderimizin “Millet Mektepleri Başöğretmenlik unvanını kabul etmesinin 92. Yıl dönümüydü. Bu konuyu ve eğitimin sorunlarını Anadolu Eğitim Sendikası Onursal Genel Başkanı Öğr. Gör. Cansel GÜVEN ile konuştuk. O, kendisini Başöğretmen Atatürk’ün öğrencisi olarak tanımlıyor.

Cansel hocam eğitime ve öğretmenlere önem veren Atatürk’ün nasıl bir eğitim anlayışı vardı?

Atatürk öyle bir deha ki; düşman postalından kurtardığı, yokluklar içinde kurduğu Türkiye Cumhuriyetini eğitim devrimleri üzerine inşa etmiş, “vasiyetim akıl ve bilimdir” derken, gelecek nesilleri de öğretmenlere emanet etmiştir. Sakarya Muharebesi sürerken Ankara’da Maarif Kongresini toplayan aynı Mustafa Kemal’dir. Bu kongrenin açılış konuşmasında “Yüzyıllarca süren derin idarî ihmallerin devlet bünyesinde açtığı yaraları iyileştirme yolunda harcanacak çabaların en büyüğünü, hiç şüphesiz bilgi ve kültür yolunda kullanmalıyız” diyen Atatürk’e göre: Eğitim milli olmalıdır, öğretimde birlik sağlanmalıdır, eğitim bilimsel olmalıdır, eğitim yaygınlaştırılmalıdır. Bugün; eğitimde millilik bakanlık tabelasında kaldı, bilimsellikten uzaklaştık ve artık cehalet yaygın ise biz bir yerlerde hata yaptık, miras yedik demektir.

Temelleri bu kadar güçlü atılmış olan Cumhuriyet eğitimi, sizce ne durumda?
Bu temeller öyle doğru, öyle sağlam atılmış ki, on yıllarca içeriden ve dışarıdan organize saldırılara karşı yıkılmadık. Lakin yıprandığımız da doğrudur. Çağdaş eğitimle yükselen Türkiye Cumhuriyetini temelden yıkmak niçin eğitim sistemimize sistematik olarak sızdılar, saldırdılar. Yeraltından yürütülen faaliyetler AKP döneminde paralel yollar buldu, çağladı aktı. Öğretmen yetiştirmeden atama sistemine, görevde yükselmeden tutun müfredatlara, ders kitaplarına, milli eğitime alternatif kurs ve yurtlara ve hatta sübyan mekteplerine kadar her araç ve yolla eğitim “siyasal yandaş devşirme” aracı kılındı.

Bakın geçen hafta yine bir 24 Kasımdı. Eda ettik diyesim geliyor. Eğitimi mahfeden, öğretmenlik mesleğini değersizleştiren, öğretmeni sosyal ekonomik ve hukuksal zeminde aşağılara çeken muktedirler, hamaset ve övgü yarışına girdiler. Adetleri bu, en çok övdükleri en çok dövdükleridir. Kadın, anne, çocuk, ağaç, orman vesaire, öyledir. Ben hamasetten değil, gerçeklerden yanayım. Sadece 24 Kasımlarda, 5 Ekim Dünya Öğretmenler gününde öğretmeni hatırlayan, anan bir anlayışa karşıyım. Öğretmenlerin de bu kutlamaya, kutsanmaya karnı tok emin olun! Hatta kendimizi istismar edilmiş hissediyoruz.

Hocam mevcut iktidarın eğitime bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu iktidar, cumhuriyet geleneğimiz olan, milli eğitimin ortak şuurunu var eden “Milli eğitim şuralarını” dahi sonlandırdı. Halkına saraydan BAKANlar halkın eğitimle derdini anlayamaz. Sıradan bir yurttaş için eğitim fakirliğin babadan oğula geçiş döngüsünü kıracak mucizedir. O umut tükendikçe eğitimi terk artıyor. Kurgu sistem öğretmeni ucuz işgücü kıldı, öğrenciler paralel tezgahlarda devşirildi, o çocuklar artık yetişkin. Onların çocuklarını kurtarabilecek miyiz? Soru bu.
Mahalle mekteplerinde okuyarak geldik, şaibeli, kopyalı, mülakatlı ve torpilli yollara uğramadık, liyakatımız bizi eğiten cumhuriyet öğretmenlerinden gelir. Teşekkürümüz vefamız onlaradır. Bu vefa duygusu içinde sizlere bir manzara tasvir etmek istiyorum: Önce tarihi bir alıntı yapayım:

"Birçok gencimiz, özellikle öğretmen adaylarımız işsiz kaldı. Ülkede eğitim çökmüş, köy okulları kapanmış, merkezdeki okullar bile 'öğretmen' diye can çekişiyor, sen sınavla öğretmen almaya çalışıyorsun. Bıraksana genç öğretmenlerimiz gitsin çalışsın. O kadar sene beklet, sonra al, o adamda artık heves mi kalır, öğretmenlik yapabilir mi? Ama inşallah, biz iktidar olunca öğretmenler okulun bittiği gün hazırlıklarını yapacak, ertesi gün görev aşkıyla okuluna gidecek, hiç merak etmeyin."

Altına imza atacağımız bu sözlerin sahibi kim hocam?

Bu sözler, 2002 yılında, Gaziantep'te, Samsun'da, İstanbul'da ve İzmit'te verildi. Bu sözleri verip de tutmayan kim dersiniz? Bu vaatlerle iktidara gelen, şimdi en tepelerde Cumhurbaşkanlığı mertebesine ulaşan Sayın Recep Tayyip Erdoğan. Peki verdiği sözlere ne oldu? Mezun olduğu gibi atanan öğretmen yok, köy okulları da bu iktidar sayesinde tarih oldu, KPSS ve alan sınavlarında derece yaptığı halde memleketi, muhtemel mezhebi, siyasi görüşü yüzünden atanmayan yüz binlerce öğretmen var! Bir yanda istisnai kadrolarla eğitim yöneticisi, akademisyen, dekan hatta rektör olan var, hatta akrabaları var, öte yanda sınav başarılarına rağmen gençliğini işsizlikle çürüten, cebinde 6 lira ile 27 yaşında intihar eden Coğrafya öğretmeni İbrahim Yeşilbağ, 25 yaşında kendine kıyan sosyal bilgiler öğretmeni Merve Çavdar var. Adı kalbimize kazılı şehitlerin, intihar eden onlarca öğretmenin vebali kimin? Hep mi kader, hep mi fıtrat ya hu? Finladiya’yı, Japonya’yı, Almanya’yı Türkiye’den daha mı çok sever Mevlam? Bunca yetki ile sıfır sorumluluk olur mu? Ekonomi gibi, adalet gibi, güvenlik gibi eğitimi de beğenmiyor sürekli reform icat ediyorsanız “sizin bile beğenmediğiniz sistemle” biz ne edelim?

Hocam sizce öğretmen alımlarında liyakat var mı?

Diplomasını damgalayıp “öğretmensin” dedikten sonra, öğretmeni sınavdan sınava koşturanlara sormalı. Mezun öğretmenler atanmıyor. Haydi, sözleri tutmadınız, sınavları kaldırıp mezun olan öğretmeni atamadınız diyelim, o sınavları kazanan ve hatta derece yapanların hakkını neden yiyorsunuz? Liyakat demek AKP gençlik kollarına üye olmak, il ilçe yöneticilerinden referans almak mıdır Allah aşkına? Öğretmen liyakatinden anlaşılan yandaşlık ise, soruyorum: KENDİ ÇOCUKLARINIZI EMANET ETMEK İÇİN NEDEN KOLEJ VE ÖĞRETMEN SEÇİYORSUNUZ? Tavsiye ettiğiniz hatta neredeyse zorunlu kıldığınız imamhatip ortaokullarına, liselerine kendi çocuğunu gönderen 1 tane, Allah için bir tane AKP yöneticisi var mı? Kolej seviyor onlar, üniversite için de özelleri yahut yurtdışını tercih ediyorlar. Buradan aydınlatayım kendilerini, garibanların aksine tercih ettikleri kolejlerde onlarca, yüzlerce öğretmenin dersine giren çoğu öğretmen 1 öğrencinin ödentisi kadar bile maaş almıyor! Yarattıkları sistem öğretmeni ucuz işgücü kıldı. “Sana tecrübe olur” diye bedavaya çalıştıranlar türedi. Köy enstitülerinin, eğitim enstitülerinin nitelikli, onurlu mezunlarından “ne iş olursa yapsın” istedikleri sözleşmeli, ücretli çalışmaya razı yüz binler biriktirdiler. Yanlışlıkla değil, bilerek yaptılar bunu!

Hocam öğretmenler günü bağlamında birazda eğitimin güncelini konuşmak isterim…

Gönül ister ki öncelikle ve daha çok eğitimin kalitesini, bilimselliğini, mesleğin kutsallığını konuşalım. Lakin öğretmenler, öğrenciler ve hatta veliler canının derdine düşmüş. Eğitimin günceli güvenlik. Covid salgını ilan edilip okullar kapandıktan sonra video paylaşarak verecekleri seminer için yüzbinlerce öğretmeni salonlara topladılar. Salgının en alevli döneminde merkezi sınavlar için, test yapmaksın 5 milyon öğrenci ve binlerce gözetmen öğretmeni sınıflara topladılar. Tablet, internet altyapısı bir tarafa televizyonu bile olmayan evlere sanki uzaktan eğitim veriyormuş gibi yaptılar.

Eğitimi uzaktan bile alamayan tarım işçisi olarak çalıştırılan çocuklara, tarlada kitap hediye etmekle övünen bakan, eğitimin 2021 e kadar tatil edildiğini adeta televizyonlardan öğrendi. 1 haftalık ara tatile girerken, “tatil bitiminde tüm sınıfları yüz yüze eğitime alacağız” diyorsun, reisin okulları 2021 Ocak’a kadar tatil ediyor, boşa düşüyorsun! Biz sana nasıl itibar edelim sayın bakan? Özel okullar fısıldıyor, saraydaki haykırıyor sen playback yapıyorsun. Bakanlar bu işlere bakmıyor öğrendik. Bugünün gündemi “hayatta kalacak kadar eğitim” ise dünü yüzünden. Yarınına da Reis karar verecektir, çünkü sistem öyle.

Okulların kapatılması doğru değil miydi?

Okulları kapatacak hale gelene kadar bilimden uzak ve kaderci davranmak doğru değildi. Tehlikeyi görmezden geldiler, görünmez kıldılar, okulları kapatmak mecburiyet oldu. Kapatırken de okul öncesi öğretmenler eğitime devam denildi. Biz okul öncesi eğitim zorunlu ve hatta parasız olsun diye yıllardır çabalıyoruz, bu parantez niye açıldı sizce? Ekonominin mecali yok, ölümüne çalıştırılacak işçilerin çocuklarına bakıcı gerek ve de 4-6 arası çocukların Kuran kursu eğitimleri kesintiye uğramamalı! Okul öncesi çocukları ve öğretmenleri, Diyanetin kursları bu lanet virüsten ari ve dokunulmaz mı? Laik eğitime paralel dini eğitim pandemide bile sürsün, tezgah durmasın İstendi. Dini imanı para olduysa birinin, sağlığı ve eğitimi elbette umursamaz. Özeti bu.

Hocam öğretmenlerin güncel sorunları ne durumda?

Öğretmenin hep güncel ve öncelikli sorunu meslek onuru. Ücret, kadro, tayin, emeklilik gibi dertler hep bu şapkanın altında. Mesleği herhangi birinin yapabileceği sıradan iş haline getir, sen çalışmazsan atama bekleyen yüz binler var sopasını göster, saygınlığı yok et, haklar hak getire olur elbet. Maşası da sarı sendika, vebaline işverenle ortak. O sapsarı sendikaya üye edilenler de biliyor satıldıklarını, ama korku dağları sarmış. Bıçak kemiğe dayandığında, ki bence deldi geçti, istifa furyası başlarsa yeni yıla birkaç puan fazla zamla gireriz. Sendika arpalığı kuruduğunda kadrosuz öğretmen kalmaz, her gün 24 kasım gibi anarlar öğretmeni. Şimdiyse “hakkınız ödenmez, peygamber mesleğidir” diyerekten, yönetemedikleri salgın süreci sonrası kapatmak zorunda oldukları okullara öğretmen çağırıyor. Haftada 1 gün toplanın diyor. Neden kardeşim, denetimli serbestlik mi bu? Yıllardır az çalışıyor, çok tatili var gibi yalanlarla haset ettiğiniz öğretmenler eve iş götürüyor ve işi hiç bitmiyor bilmez misiniz? Prompter olmasa 5 dakika doğaçlama konuşamayacak olanlar öğretmeni saatlik ders ile ücretlendiriyor, bilgisayar başından kaldırmıyor. Mesleki eğitimini saymıyorum, hazırlığı, ders sırası, sonrası, değerlendirmesi ile öğretmenlik tam zamanlı emek yoğun bir iştir. O emeğin hakkı ödenmezken “okullar kapansın ama öğretmen okula uğrasın” kafası hasettir, sakattır.

Yetmiyor filyasyon ekiplerine görevlendiriliyor öğretmenler. Kısa mesajlarla, cebren. Çünkü öğretmenin meslek kanunu yok, memursun deyip her işe koşturmak işlerine geliyor. Kamu spotlarıyla reklamını yaptıkları gibi olmadı, okullara salgınla mücadele için bütçe, temizlik malzemesi, personel temin edilmedi. Maske dağıtımı gibi yalan oldu. Fatih projesi gibi, EBA gibi süslü yatırımlar kof çıktı, öğrencilerin yarısı derse girse sistem çöküyor. Hadi girdiniz diyelim İnternet hızımız kaplumbağa gibi. Bu ülkede online ders vermek için dağ tepe internet kovalarken Maraş’ta öğretmen öldü yahu! Edebiyat öğretmeni İbrahim Serin’in öğretmenler gününü kutlayabilir misiniz? Aybüke öğretmen gibi, Necmettin öğretmen gibi o da şehittir. Hepsinin ruhu şad olsun da artık öğretmenlerimiz eğitim şehidi olmasın.

Virüs eğitimde turnusol kâğıdı görevi mi gördü?

Kesinlikle! Küçücük çocuklar köylerinden kilometrelerce uzakta, tepelerde, tek tablet ve telefon etrafına toplanmış, “uzaktan da olsa” eğitime ulaşmaya çalışıyor. Kış göründü, evlerine dönerler, eğitim uzak hayal olur. Zorunlu eğitim çağında 700 bin çocuk kayıp, akıbeti belli değil, Dünya bizi kıskanıyormuş, Dünya Eğitim Tarihi “nasıl yapılmaz” diye yazacak bizi. Turnusol kağıdı gibi, bir virüs belası geldi, diğer her alanda olduğu gibi eğitimde de ne durumda olduğumuz ortaya serildi. Eğitimde fırsat eşitliği yok, bakanlığın bu eşitliği sağlamak için bir planı, bir niyeti yok. Şimdi kapattıkları, salgın içinde açtıkları yüz yüze eğitim bile bu yüzden. Uzaktan eğitim vermeyi beceremedikleri için okulları güya eğitime, aslında kontrolsüz bulaşa açtılar. Kaç öğretmen, kaç öğrenci ve aile büyüğü covid şehidi oldu hesabını tutamamışız.
İzmir depreminin tozu yatışmadı, gözyaşımız kurumadı. Kaç öğretmenimizi, kaç öğrenci ve velimizi kaybettik bakanlığın bilgisinde mi merak ediyorum. Tüm bilim insanlarının uyardığı İstanbul depremi veya tamamına yakını deprem riski taşıyan ülkemizin okulları, binaları depreme hazır mı? İddia ediyorum, henüz satmadıkları, yıkmadıkları, AVM, otel, otopark yapmadıkları, diyanete, cemaatlere tahsis edilen/edilmeyen tarihi okul binalarımız en güvenli olanlardır. Gidin Van depremi sonrası inşa edilen TOKİ okullarını gezin, yurt genelinde müteahhitlerden taşeronlara haraç mezat ihale edilen okul inşaatlarına bakın, depreme gerek yok dökülüyorlar.

Anlattıklarınızdan öğretmenler gününü kutlamayalım sonucu çıkıyor…

Kutlanacak, kutsanacak bir şey kaldı mı ki? Öğretmen, veli, öğrenci… Nüfusumuzun yarısından fazlası eğitime taraf, hizmet alıp veren taraf ve canı tehlikede! Eğitim hakkından değil, yaşam haklarından bahsediyoruz ne acı. Atamalar adil değil, atanmış olana okullar güvenli değil, maaşlar da sağlıklı yaşamaya elverişli değil, eğitimi veren ve alan ölümcül koşullarda iken neyi kutlayalım?

Canımızın sağlığı, güvenli eğitim kaygısı eğitimin kalitesi ve bilimselliğinin önüne geçti, konuşulmaz oldu. Çocuklarımıza canı pahasına, sağlıklarını tehlikeye atarak NASIL BİR EĞİTİM VERİYORUZ PEKİ? Bakın Sözcü’den Sultan Uçar 24 Kasım haftasının gündemini belirleyen bir haber yaptı: Aydın İmam Hatip Lisesi'nde derse sarıkla giren bir öğrenciler, kendisini uyaran kadın öğretmeni, "Sen benim sarığımı çıkartamazsın. Kadın başına konuşma, zaten saçını başını açıp gelmişin, kadın-madın demem döverim" diyerek tehdit etti. Sarayın vadettiği kindar, dindar nesil bu mudur? Bu yobaz kafalar hangi sistematikle nerelerde yetişmiş, devşirilmiştir? Tüm okullar kapalı iken faaliyetlerini sürdüren kurslar, pansiyonlar, sübyan mektepleri hangi cemaatlerin arka bahçesi. Bugün sarıklı cübbeli okul basan, tehdit venhakaretlerle zorbalık yapan kafalardan cumhuriyetin öğretmenlerini kim koruyacak?

Hocam peki ne yapılmalı?

Tek çıkış var: öğretmenlerimize de, öğrencilerimize de, Anayasamızda tanımını bulan laik bilimsel eğitime de sahip çıkacağız. Felaketleri fırsata görüp “Mevlam verdikçe veriyor diyen” bir muktedir var. Cemaatlerle paralel yürüyüp, cumhuriyetçi, aydınlanmacı eğitimcilere fatura kesilmedi mi? Hakkında dava açılmasına bile yer bulunmamış, yahut yargılanıp beraat etmiş nice eğitimci açıkta, işe iade edilmiyor. Bu aralar gündemde olan hukuk reformuna bile hacet yok, mevcut hukuku uygulasanız adalet yerini bulacak. KHK lar ile, hukuksuzca ihraç edilmiş, dayanaksız açığa alınmış öğretmenlerin, akademisyenlerin de yanında olmalıyız. Yarın yanınızda birilerini bulmak istiyorsanız elbet. Ki sustukça sıra geliyor gördük.

Bizim Başöğretmenimiz Atatürk’e sözümüz, nesillerimize de borcumuz var. Vatanımızın her köşesini bilimle, akılla, emekle ve istihdamla öreceğiz. Öğretmen liyakati tescillenmiş olan hiç kimse, atama için beklememelidir. Kadro ve geçim endişesi olmayan öğretmenlerin örgütlenmesi önündeki engelleri birer birer yıkmalıyız. Sarı sendikalar sararan yapraklar gibi dökülmeli artık. Öğretmenin özgürlüğü nesillerin güvencesidir. Biz nitelikli öğretmenlerin yetişmesinden, kadrolu atanmasından, bağımsız örgütlenmesinden ve verecekleri bilimsel eğitimden yanayız. Biz diyorum, çünkü çoğuz inanın. İçinden konuşanlar ses yükseltince değişim başlayacak. Değişim ve aydınlanma yine öğretmenle başlayacak.

Hocam eğitime dair çözüm önerilerinden biraz bahseder misiniz?

Öncelikle kimse eğitimi terk etmek zorunda kalmamalı, çocuk işçilik son bulmalıdır. Bu noktada güçlü sosyal devletin varlığı çok önemli, genel aile sigortası ile bu tesis edilebilir. Öğrencilerimiz ve öğretmenlerimiz olağan koşullarda önce sınıflarına, bu günün koşullarında ise teknolojiye, internete ücretsiz erişmelidir. Kamu kaynakları kamu için kullanılarak yapılmalıdır bu, saraylar üniversite, kütüphane olmalı artık.
Eğitim sorunları elbette aynı zamanda bütçe sorunudur. Ama niyet hepsinden önemli. Torpilli müteahhitlerin hortumu kesilmeli, onlara giden para bilimsel eğitime sermaye edilmeli. Sermayeden çalmak pahalıya patlıyor görmüş olduk. Aydınlanmayı okulla, öğretmenle köyden başlatan atalarımız gibi yine köylere dönmeliyiz, yalnızca çocuklara değil, köylüye de ulaşmalıyız, ki milletin efendisi olsun yeniden. Eğitimden mahrum edilen köylerde töre diye, gelenek diye, din diye uydurulan hurafeler yerini kadim geleneklere, çağdaş bilgiye, samimi inanca bırakabilir böylece, tersine göç bile başlar. Yeter ki istensin.

Sözleşmeli, ücretli kölelik sonlanmalı, öğretmen ihtiyaç duyulan branşta ve sayıda nitelikli yetişmelidir. Atanmak için beklemesin gençler, taptaze bilgi ve heyecanla sınıfa girsin. Hazırlanacak meslek kanunu ile meslek onuru korunmalı, görev tanımı dışında angarya işlere koşturulmasının önüne geçilmelidir. Öğretmen olarak başlayıp, öğretmen olarak emekli olmak körleştiriyor, kıdeme göre, başarılara göre uzmanlık ve başöğretmenlik unvanları getirilmeli. Öğretmenlerin özel okul ve kurslarda ucuz işçi olarak çalıştırılması engellenmelidir. Meslek kanunu içinde o öğretmenlerimiz de yerini bularak emekleri için taban ücret yanında sosyal güvenceler de tanımlanmalı, örgütleri, sendikaları olmalıdır. Gerisi ortak akıldır, müfredatlar bilimsel şuur ve şuralarla oluşturulduğunda Dünya’nın örnek aldığı eğitim destanlarımızı yeniden yazarız emin olun. Ne aklımız eksildi ne azmimiz. Eğitimdeki siyaset prangaları kırıldığında, rant çeteleri çöktüğünde ekonomi başta olmak üzere her alanda, gerçekten şahlanacağız.

Hocam öğretmelerin uzun zamandır beklediği 3600 ek gösterge ile ilgili düşünceniz nedir?

AKP ve ortağının vaat edip yan çizdiği 3600 ek göstergenin verilmemesi yalnız emeklilik bekleyenleri değil atama bekleyenleri de mağdur etmiştir. Seçim yalanların hesabı başka seçimlerde sorulur belki. Ne yüzle oy istenir öğretmenlerden bilemiyorum, 3800 ek gösterge mi duyarız acaba, kim bilir?

Meslek yıpratıcı, emekli olursam geçinemem diye yapılırsa verimsiz olur. 3600 ek gösterge yanında yıpranma payı da getirilmelidir. Emeklilikte pazarda, taksicilikte, gündelik işlerde çalışmak yerine evlerinde öğrencilerini ağırlamalı öğretmenler. Bizi yetiştirenlere şükran borcumuzu böyle ödeyebiliriz. Zeki, çalışkan çocukları da mesleğe ancak böyle çekebiliriz.

Hocam son olarak söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Aklın yolu bir, öğretmenin niteliği, kadrosu, geçim derdi ile ilgilenen sadece öğretmenler değil ki. Eminim şu an bizi okuyan velilerimiz de bizimle birlikte hayıflanıyor, öğretmenler bedenen ve ruhen sağlıklı, mutlu olsun, derse de öyle girsin istiyor. Uzaktan eğitimde öğrencinin bilgisayar ve internet ihtiyacını konuştuk ama öğretmenin ihtiyacı karşılandı mı soruyor velilerimiz. 1700 lerde icat edilmiş buzdolabıyla çağdaşlık ölçüyorlar, 21. Yüzyılda öğretmene tek kuruşluk teknolojik destek vermiyor ve de utanmıyorlar. Öğretmen dediğin evinde, kendi çocuklarının eğitime katılması için yeterli donanımdan, finansal destekten mahrum yahu! Siz zaten gittikçe daralan MEB bütçesinden cemaatlere, vakıflara balya balya para aktarıyorsunuz. Sayıştay yazıyor bunu, biz not ediyoruz.

Bu ülkenin kurtuluşu ancak ve ancak eğitimle mümkün. Onun da olmazsa olmazı öğretmen. İşte biz o öğretmene, vereceği eğitime güveneceğiz. Kopya ile sınav geçmiş, torpilli mülakatlarla atanmışları demiyorum. Bizim güveneceğimiz öğretmen ki, içinde bulunduğu koşullar ne olursa olsun Başöğretmen Atatürk’ün öğretisiyle sınıflara girer, Mustafa Kemaller yetiştirir. O son öğretmen tükenmeden umudumuz tükenmeyecek. Fakir Baykurt ne güzel demiş: Öğretmen yalvarmaz, öğretmen boyun eğmez, öğretmen el açmaz, ÖĞRETMEN DERS VERİR! Bu sohbetten de kendine ders çıkaran özellikle de “yetkili birileri” olursa ne mutlu. Aracı olduğunuz için teşekkür ediyorum.